Bir yıl ertelenerek düzenlenen EURO2020'ye büyük umutlarla giden, bu umutları yaratanın da takımın kendisinin ortaya koyduğu performans olan Türkiye Milli Takımı'nda turnuvadan alınan sonucun yarattığı travma devam ediyor.
Gruplardaki 3 maçında sıfır puan ve attığı tek golle evine dönen Milli Takım, kendisine yakışmayan bu sonuç ve hiçbir şekilde açıklanamayan tarifsiz, güçsüz ve coşkusuz bir oyunla turnuvayı geride bıraktı.
 
Herkes teknik direktör Şenol Güneş'ten bir açıklama beklerken bu açıklama turnuva sonlarında ancak gelebildi. Grubumuzdaki İtalya'nın finalist olduğunun belli olmasından 2 gün sonra Şenol Güneş dün basın karşısına çıktı. 
 
11.58'de başlayan toplantı, 14.01'de sona erdi. Yani 123 dakika boyunca Şenol Güneş büyük bölümünde kendi konuştu, bir bölümünde de basınla soru-cevap şeklinde dialoga girildi. 
 
Bu toplantının elbette bir ön hazırlığı olmalıydı, ancak Güneş'in sanki kendisine ait olmayan bir metni önündeki kağıtlardan okur tavrı izleyenlere çok farklı şeyler düşünürdü. Birbiri ardında sanki bir kişisel gelişim danışmanının tavsiyeleri ile bezeli ''kuyruğu dik tutma'' temalı cümleler, sürekli ''ben ben ben'' denilen ifadeler ve ''buradan krizden önce ben çıkmalıyım'' gibi aslında dev bir krizin içinde düştüğünü itiraf eden ama iş sorun neydi diyince, sorulunca futbolcu adları verecek konuma gelecek kadar oyuncuları medyanın önüne atan bir hoca. Belli ki Şenol Güneş bu sonuçtan etkilenmiş ama başarısız olduğunu da kabul etmeyecek kadar kör durumda.
 
Başından sonuna kadar gerginliği belli olan Güneş, söze ilk girdiğinde herkesin sosyal medyada ''yağdanlık yapıyor'' dediği ama lafı sert eleştirilere getirince Tümer Metin ile bile zıtlaşması ve hatta belki de canlı yayınlarda eşine rastlanmayacak bir finale ramak kala lafın çevrilmesi ibretlikti.
 
Bu belki en çarpıcı andı ama ''istifa etmeyi düşünmediniz mi?'' sorusu soran kişinin, bir ara salondan çıkması üzerine ''O sabit fikirli arkadaşınız salondan gitti mi'' sorusuna medyanın ''Gitti gitti'' diye yanıt vermesi de ikinci garip, tuhaf, biraz da utanç yaratması gereken anlardandı.
 
 
Şenol Güneş'in bu da dahil hiçbir basın toplantısı takip edilmesi mümkünatı olmayan, cümlelerin çok hızlı şekilde kurulduğu, yüklemsiz bırakıldığı, düşünceden düşünceye atlanan garip bir kakafoni şeklinde. Hocanın ne demek istediğini hiçbir zaman anlamak mümkün değil. Metaforlar, ironiler, garip alıntılar... İsityor ki siz bunlardan bir şeyler çıkarasınız. Zaten istifa sorusu soran spor medyası bireyine ''Başından beri anlattıklarımdan anlamışsanız'' derkenki kastı da tam olarak bu. Güneş basit şeyler söylemek, sorunları basit şekilde izah etmek değil kafa karıştıran karmaşık, dağınık cümleler kurmanın kendisi için daha müspet olduğunu düşünüyor olsa gerek.
 
Peki sonuç ne? Taraftara bakarsanız, kimse açıklamalardan bir şey anlamadı, tatmin olmadı. Anlatılanlara bakılırsa takım çok iyiydi, kamp(lar)çok iyi geçti, yönetim tüm olanakları sunmuştu. Grupta 3 maçta 0 çekildi. Yani tam bir Türkiye hali, bir klasik: Bir şey olmadıysa da kesinlikle bir şey olmuş da olabilir.
 
 
''Ben maaşı euro mu alıyorum, zaten getirilen yasa ile de euro maaş almak yasaklanmadı mı'' türünden maaşı konusundaki söylentilere karşı çıkışı öyle gözüküyor ki adı geçen meblağları doğrular nitelikte. Zira lafın zırt dediği yerde bunları yazan kişiye hitaben ''Ben ne aldığımı sana söylemek zorunda mıyım'' demesi de yakışıksız bir üsluptu. Ancak hocaya dün salondan çıkan arkadaşları arkasından gitti mi o sabit fikirli dendiğinde reaksiyon veremeyen spor medyasının bu üsluba dair de söyleyecek bir lafı olamazdı. Olmadı da. 
 
Milli Takım hocasının ne aldığı özerk TFF'nin uhdesindedir, lakin Türkiye Milli Takım taraftarı da bu maaşı, önceki hocalarda olduğu gibi sorgular, eleştirebilir ve üzerine konuşabilir. TFF'nin özerk olması, maaşın ''halkın vergilerinden ödenmiyor'' oluşu, bu meseleyi dokunulmaz kılmıyor.
 
 
Dün beklenen ve biraz akıl içeren soruların hiçbiri sorulmadı. Yapıcı bir dille bile sorulamadı. Oysa bu milli takım hepimizin milli takımı ve kimse bu takıma dair kafasını, takım kötü olsun diye yormuyor, buna enerji harcamıyor. 
 
Eğer TFF'nin davetiyle EURO2020 lokasyonlarına gittiğiniz, davetlere icabet ettiğiniz için meseleleri eşelemekten çekinirseniz kendinizi orada gazeteci diye lanse etmeyeceksiniz o zaman. Bu lafımız da ortalıkta gazeteciyim diye dolaşan sadece buna kendi inanan arkadaşlara gelsin. Sizin gazeteciliğiniz üç beş retweet kadar, ötesi değil.
 
 
Hocaya geri dönelim. Hocanın ruh hali iyi gözükmüyor. Tatilini yapmış, teni bronza kaçmış, ama ''çocuklar da hala üzgünler'' lafına önce kendi inanıyor mu bunu sorsun tekrar tekrar. O çocuklar da sizin gibi turnuva arkasi sayfiye yerlerinde aldılar soluğu ve onlar da sizin kadar bronzlaştılar. Kimsenin öyle ortalıkta çok üzüldüğü falan yok, o çok üzülen tek müessese biz bunca takım arasında sonuncu olacak takım mıydık diye günlerdir sorgulayan taraftar. Bu pandemide, bu ekonomik şartlarda gidecek bir sayfiyesi olmayan taraftarlar. 
 
Bu toplantı Şenol Güneş Hoca'nın kariyerine büyük bir eksi olarak yazılacak. Buradan sonra yolunun nereye çıkacağını izleyerek göreceğiz. Sosyal medyada spor medyasından kimi isimlerin yorumlarına bakılırsa Güneş'in bu ruh haliyle Milli Takım'la gidecek bir yolu kalmadığı yönünde.