#
#
Hollandalı genç sprinter, Hollanda’da AD’den Thijs Zonneveld’e bir röportaj verdi ve Tour de Pologna 2020’de ölümden döndüğü kaza hakkında ilk kez detaylı konuştu.
24/12/2020 - 18:58
Bir hastane yatağında gözünü açtı. Çok zor hareket edebiliyordu ve konuşamıyordu. Boğazında bir hortum vardı. Nerede olduğunu ve ne olup bittiğini bilmiyordu. Doktorlar yatağının başındaydı, ona bir ameliyat geçirdiğini ve kollarıyla bacaklarını oynatıp oynatamadığını sordular. Biraz zorlayarak yapabildi. Doktorlar ona yarışı kazandığını ve kendisi isterse hastaneye ne durumda getirildiğini gösterebileceklerini söylediler. Doktorlardan biri ona bir fotoğraf gösterdi.
 
 
“Tek gördüğüm şey kandı. Trafik kazasında bir ölüm gibiydi. Şöyle düşündüm: Ne? Tüm görüntüm bu olamaz.”
 
Bunun iki gün öncesinde, 5 Ağustos’ta, Fabio Jakobsen Tour de Pologne’nin ilk etabı için bisikletine binmişti. Büyük ihtimalle toplu sprintle bitecekti. Hızlı ve kaotik bir finişle.
 
“Birçok bisikletçi için bu korona arasından sonraki ilk yarıştı. Parkura aşinaydım, bir yıl önce de yarışmıştım. Sol, sağ, sonra da Katowice’ye doğru dümdüz. Finiş çizgisi her zamanki yerindeydi, yokuş aşağı eğimli. Yarışta kendimi iyi hissettiğimi hatırlıyorum. Ön grupta süren arkadaşım Julius van den Berg’in ardında sallanıyordum. Son km’ye doğru takım arkadaşlarım Davide Ballerini ve Florian Sénéchal’in arkasındaydım. Hatırladığım son şey bu, sonrası tamamen boşluk.”
 
Binlerce km uzakta kız arkadaşı Delore ve ailesi onu TV’den izliyordu.
 
Delore:
“Son 10 km’de itiş kakışın başlaması her zaman beni geriyor. Her zaman gidip başka bir şeyle uğraşıyorum. Yarışı dinlemeye devam ediyorum ama ilgimi dağıtacak bir şeye ihtiyaç duyuyorum. Babam Fabio’nun en önde olduğunu ve yarışı kazandığını bağırarak söyleyene kadar da başka şeyle uğraşmayı sürdürüyorum. Yine böyle olunca koşa koşa izlemeye gittim. Sprint attığını gördüm, yoldan çıkıyordu ve kenardaki bariyerlere girmişti. Her şey çok hızlı gelişti. Tekrar çekimde biriyle çarpışıp finiş bariyerlerine uçtuğunu anladım, kaskı kafasından fırlıyordu. Biliyordum, kötüydü. Hemen takım doktoru Yvan Vanmol’u aradım ama bana Fabio’nun bilincinin kapalı olduğu dışında hiçbir şey söylemedi. Twitter’da korku dolu söylentileri okudum. TV karşısında oturup ölmemesi için dua etmekten başka hiçbir şey yapamıyordum. Yarım saat sonra Polonya’ya gitmek için çantamı hazırladım. Sonra aynı gece telefonum çaldı. Takım doktoruydu arayan. Bir süre çaldı, açmaya korktum. İşlerin kötüye gittiğinden ve Fabio’yu kaybettiğimiz haberini almaktan korktum.”
 
Fabio: “Çok yakındı.”
 
Thijs Zonneveld: “Hayatın tehlikede miydi?”
Fabio: “Takım arkadaşım Florian(Senechal) bisikletini kenara koymuş ve benim tedavim için gelmiş. Asfaltta yıkılmış bariyerlerin arasında yattığımı görmüş. Her taraf kan içindeymiş. Tanık olanlar olayın şokuyla bana dokunamıyorlarmış. Florian benim kendi kanımla boğulduğumu görmüş. Hareket edemiyormuşum, gözlerimdeki paniği görmüş. Bir refleksle kafamı kaldırmış, böylece kan ağzımdan ve boğazımdan akabilmiş. Sonrasında sakinleşmişim. Bunları kendime geldikten sonra o bana anlattı. Hatırladığı kısım bu kadar, sonrasını bilmiyor. TV görüntülerinde o andan sonra ağladığı görülüyor. Kaza sonrası günlerde biraz endişeliydi, omurgada hasar riski varken kafamı hareket ettirmesinin doğru olup olmadığını sorguluyordu. İki ucu boklu değnek gibiydi bu durum, birini seçmeliydi. Ayrıca UAE Team Emirates doktoru Dirk Tenner’ın hemen araçtan fırlayıp yardıma koşmasında da şanslıydım. Eskiden acil servis doktoruydu. Ambulans helikopter gelene dek durumu kontrol altında tuttu.
 
TZ: “Yani bu insanlar hayatını kurtardılar.”
Fabio: “Evet, ayrıca UCI hakemi de kaza yaptı. Bariyerin ardında kayıt alıyordu ve benim için basitçe darbe emici görevi gördü. Eğer o gün orada olmasaydı finiş bariyerine uçarak vuracaktım ve muhtemelen bugün burada bu hikayeyi anlatamıyor olacaktım.”
 
TZ: “O adam nasıl şu an?”
Fabio: “Epey kaburga kırığı var ama genel anlamda iyi.”
 
 
 
TZ: “Hastaneye götürülürken tıbbi olarak yapay komaya sokuldun. Rüya mı görüyordun halisünasyon mu?”
Fabio: “Hiçbir şey, iki günüm tamamen kayıp. İlk gece ameliyatım 5 saat sürmüş ve solunum cihazına bağlanmışım. Kaza sonrası hatırladığım tek şey yatağımın başında duran doktorlardı. Her şey çok bulutluydu. Sonraki gün Delore ve babam ziyaretime geldiler, koruyucu ekipmanlar ve maske vardı korona yüzünden. Polonya’ya annem, kız kardeşim ve Deceuninck-QuickStep’in psikologu ile beraber gelmişler. Onları o kılıkta yanımda görünce durumun ciddiyetini kavradım. Bileğime baktım çünkü saati merak etmiştim. Bana ‘Cumartesi saat 4’ cevabını verdiklerinde fark ettiğim tek şey kazanın 3 gün sonrası olduğuydu. Ve Polonya’da bir hastanenin yoğun bakımında yatıyordum. Bacağınız kırıldı diye sizi oraya yatırmazlar. Delore cep telefonunu verdi, ona ‘Bana ne olup bittiğini anlat’ dedim. Sprint anında kaza yapıp bariyerlere uçtuğumu açıkladılar bana.”
 
Delore: “Yüzü dikdörtgen şeklindeydi. Sadece küçük bir kısmını görebiliyordum: Kaşları ve kirpikleri. Her yerinde yaralar ve dikişler vardı. Kafası tıraş edilmişti ve büyük bir yara vardı, sanki beyni tekrar kafatasına sokulmuş gibiydi. Beynindeki sıvıyı dışarı atması için bir hortum bağlıydı. Ağzını açamıyordu. Sonrasında baktığımda hiçbir şey yoktu. Dişleri gitmişti, damağının yarısı yoktu, çenesinin bir kısmı yoktu, burnunun içini görebiliyordum.”
 
Fabio: “Nefes almakta çok sıkıntı çektim, takılan boru nedeniyle boğulmaktan korktum, tabii ciğerlerimin sönmüş olmasının da etkisi vardı. Uyuyabilmem için türlü türlü ilaç verildi. Ayaklarım hissizleşiyordu, sonra kalçam, sonra omuzlarım derken uykuya dalıyordum. Bu her olduğunda ‘Bu, bu kadar, bu kez ölüyorum’ diye düşündüm. 50, belki de 100 defa yaşandı bu. Gerçek bir ölüm korkusu hissiydi. Beni paniğe sevk etti yaşam savaşı vermek ve zor nefes almak. Bu sadece işleri kötüleştiriyordu. Sakin kalmam için daha çok ilaç verildi, bu da daha sık uyuttu beni. Hayatımın en uzun günleriydi. Daha önce böyle bir şey çekmemiştim. Yoğun bakımda bir gün daha geçirmektense üst üste üç tane Vuelta tamamlamaya razıydım.”
 
 
 
TZ: “Durumunun nasıl ilerlediğini kime anlatmadı mı sana?”
Fabio: “Hayır, soramıyordum ki. Belki de orada zombi gibi yattığım içindi. Başka dünyadan gelmiş gibiydim. Tabii o durumda bir şeyler hakkında düşündüm. Etrafımda olan biteni görüp duyuyordum. Odada yanımda başka bir hasta daha vardı. Aniden bir süre alarm çaldı. Sonra sessizlik oldu ve ölüleri morga kaldırdıkları alüminyum sedyenin sesi geldi koridordan. Biliyordum, ciddiydi durum. Burada insanlar ölüyor. Biliyor musun, iki kez bir rahip gelip bana dua etti.”
 
TZ: “Rahip mi?”
Fabio: “Bana yatağıma oturup oturamayacağını sordular. Başımla onayladım. Dindar bir insan değilim ama şunu düşündüm: İşe yaramazsa bile en azından bir zararı yok. O an bir imam ya da budist yollasalar da aynısını yapardım. Çaresizdim, sadece hayatta kalmak istiyordum.”
 
TZ: “Rahip sana ne dedi?”
Fabio: “Açıkçası hiçbir fikrim yok. İtalyanca bir kitap okudu. Belki de hayatta kalmam için dua ediyordu ama hepsinden öte bana cennetten bir yer ayarladığını biliyordum.”
 
TZ: “Ne zaman farkına varıp ben hayatta kalacağım dedin?”
Fabio: “Pazartesi günü, yoğun bakımdaki 3. günümde. Hala nalları dikmediysem daha da gitmem herhalde dedim. Yvan’ın ziyaretime gelmesi de bana yardımcı oldu. Bana ne olduğunu ve nasıl ilerlediğimi açıkladı. Yatağımın başında gözyaşları içinde duruyordu. Gözlerine baktığımda durumumun ne derece kötü olduğu anlıyordum.”
 
TZ: “Tamam, bu listeyi dolduralım. Ne kadar kötüydü?
Fabio: “Beynimde ezilme. Kafatası çatlağı. Kırık burun. Kırık ve yırtık damak. 10 dişim döküldü. Alt ve üst çenemin bir kısmı yoktu. Yüzümde kesikler vardı. Kulağımda büyük bir kesik. Kırık baş parmak. Parçalanmış omuz. Sönmüş ciğer. Ses tellerimdeki sinirler parçalandı. Kalçamda ağır yaralar. İlk olarak yüzümü çarpıp sonra oradaki adama kalçamı vurdum. Bu da benim şansım, biraz koca götlüyüm. Tabii bu 1 hafta boyunca yatmaktan dolayı yatak yaralarımın da çoğunun oluştuğu yer. 4 hafta boyunca oturamadım. Polonya’da konuşamıyordum. Leiden’de farklı bir boru takılana kadar iyiye gitmedim hiç.”
 
TZ: “Yüzün mucizevi seviyede iyileşmiş.”
Fabio: “Evet, o kadar kötü gözükmüyor. Hala ilk çarptığım yer olduğundan dudağım yarık ve burnum da Mike Tyson’la yeni maç yapmış gibi. Hasarın büyük çoğunluğu içeride. Kemik dokusu komple gitti, içi yara dolu. Sadece damağımda sekiz dikiş var. Kalçamdan kemik alıp çeneme taktılar. Şubat 2021’de tekrar ameliyat olacağım. Çenemde implantlar var yeni dişlerin takılabilmesi için. Bu süreç biraz zaman alacak. Önümüzdeki sonbahar tekrar dişlerim olacak.”
 
TZ: “Tüm olan biten hakkında az ama öz konuşmayı seçiyorsun.”
Fabio: “Genel anlamda sessiz bir adamım. Nasıl göründüğüm hakkında da bir endişem yok. Doktorlar burnumun daha iyi gözükmesi için daha fazla estetik müdahale yapabilirler ama bu içeride-dışarıda daha fazla yara anlamına gelecek. Bunu istemiyorum çünkü nefes almamı zorlaştırabilir.”
 
TZ: “Biskiletine bindin mi tekrar?”
Fabio: “Şu an evet. Ama uzun sürdü. İlk 8 haftayı karanlık bir odada geçirdim. Telefon yok, TV yok. Beni Delore yıkıyordu. Kahvaltı etmek için yataktan kalkmak çok yorucuydu, sonrasında hemen koltuğa yığılıp uyuyordum. Sadece smoothie ve hastaneden verilen yüksek kalorili çikolatalı içeceği içebiliyordum. Evdeki ilk haftamın sonunda pizza söylediğimi hatırlıyorum. Küçük bir ısırığı çiğneyip yutabilmem 10 dakikamı aldı. Dişlerinizin yarısı yokken kolay bir iş değil. Süreç şöyle: Önce daha iyi ol, sonra tekrar normal bir insan ol ve en sonunda tekrar bir bisikletçi olup olamayacağını gör. Gün aşırı ikişer saat bisiklet sürebildiğim bir noktadayım. Tabii ki gezinti temposunda, kolay bir sürüş yapıyorum. Henüz sprint atmayı denemedim ama bir takvimim var ve takım kampına katılınca deneyeceğim. Birkaç hafta önce bazı takım arkadaşlarım geldiler ve beraber sürdük. Çok hızlı değildi, saatte 30 km falandır ama sevinçten havaya uçtum. Tour de France’ın son etabında Champs-Elysees’de sürüyor gibiydim. İşimi ve bisiklete binmeyi ne kadar sevdiğimi fark ettirdi bana. Doktorlar ve antrenörüm dönüşüm için bir tarih vermiyorlar. Bir şeyleri aceleye getirmeyip adım adım ilerle diyorlar. Kişisel olarak martta sezon başladığı zaman hazır olmayı umuyorum ama gerçekçi olmak gerekirse ağustosu bulabilir. Kazadan bir yıl sonra tekrar büyük ödüller ve hedefler için yarışıyor olsam harika olmaz mı?”
 
TZ: “Hiç bunu yapabileceğinden şüphe ettin mi? Fiziksel olarak en üst seviyede mücadele etmek mümkün olacak mı tekrar?”
Fabio: “Bence yapacağım. Yakın dönemde performansımı etkileyecek herhangi bir kalıcı hasar tespit edilemedi. Zamanında yaptım, umarım tekrar yaparım. Ancak vücudum ağır bir darbe aldı ve oldukça iyi toparladı. Tekrar %100’üme ulaşamama ihtimalim var ama bunu denemeden bilemem. Ses tellerimdeki hasar iyi toparlamış gibi duruyor. Bu önemli çünkü ben nefes alırken ses tellerimin hareketi de önemli. Ama ya %100 değil de %98 iyileşirse ne olacak? Kendi halinde sürerken fark yaratması mümkün değil ama World Tour yarışında sprint atarken ne olacak?”
 
TZ: “Psikolojin naısl? Tekrar sprint atacak cesareti kendinde bulabileceğini düşünüyor musun?”
Fabio: “Öyle düşünüyorum ama bir toplu sprintte pelotonun ortasında yer alana dek bunu bilemeyeceğim. Kazayı tamamen hatırlamıyor olmak benim avantajım. İstatistiksel olarak konuşursak benimki kadar ağır kazalar pek yaşanmıyor. Üst üste iki kez piyangoyu tutturamazsın değil mi? Eğer tekrar başarılı günlerimin gelmesini istiyorsam her şeyimi vermeliyim. Çok frene basan bir sprinter asla yarış kazanamaz.”
 
TZ: “Kaza görüntülerini izledin diye anlıyorum bunu?”
Fabio: “Evet, izledim. Çok kısa süre sonra, Polonya’da yoğun bakımda.”
 
 
TZ: “Dylan Groenewegen’in hareketine bakışın ne?”
Fabio: “Çok açık. Dylan çizgisinden taşıyor ve ben onu geçecekken kapıyı kapatıyor. Sanırım bunu herkes gördü. Kapıyı biraz erken kapatsa fren yapma imkanım olacaktı, biraz daha geç kapatsa zaten önüne geçecektim. Bu şekilde yapınca yanlış gitti her şey. Gidebileceğim hiçbir yer yoktu. O an saatte 84 km hızdaydık. Bu hız, bir reaksiyon verebilmeniz için çok yüksek.”
 
TZ: “Onu suçluyor musun?”
Fabio: “Bir bakıma evet. Suçlanmaması gerektiğini söyleyecek kadar açık fikirli biri değilim. Genel olarak üzgün hissediyorum. Kendim için, onun için, takımlarımız için. Biz en iyi iki Hollandalı sprinterdik ve dünyanın da en iyileri arasındaydık. Yıl boyu yer değiştiriyorduk, bazen o kazanıyordu, sonrakini ben kazanıyordum. İkimiz birden Giro’ya gidecektik. Uzun yıllar sürecek bir düello başlatmıştık. Düellolar böyledir, bizim sporumuzun neredeyse her şeyi. Biz göstericileriz ve bunun için para alıyoruz. Ona karşı yarışmayı her zaman sabırsızlıkla bekliyordum. Ve sonra böyle bir şey yaşanıyor Tour de Pologne’de. Bunu neden yaptığını anlayabilmem çok zor. Beni görmedi mi? Çok mu risk aldı? Ne pahasına olursa olsun kazanmak mı istedi? Hızlı bir finiş olacağını, riskilerin olduğunu biliyordu. Benim için sprint atmak 200 metre tabelasını görüp sadece basıp gitmek değil. Çılgınlar gibi pedala basmaktan daha fazlası. Durumları düşünebilmiş olmalıydı, biz insanız, hayvan değiliz. Bu bir spor, her yola başvurabileceğiniz bir savaş değil.”
 
TZ: “İletişim halinde misiniz?”
Fabio: “Nasıl olduğumu sorduğu bir mesaj attı. Cevap verdim. Çok kısa süre önce de görüşebilir miyiz diye sordu. Bu konunun onun ruhunda bir yük oluşturduğunu ve temas kurma isteğini anlayabiliyorum. Ancak ben buna hazır değilim. İyileşme sürecimin tam olarak nasıl şekilleneceğini görmeliyim önce. Ben daha iyi hissettikçe onun için da daha iyi olacak. Böyle olmasını istemedi. Klavyelerinin ardına saklanmış birçok insandan tarafından rezalet şeyler gönderiliyor ona -bu çok saçma. Umarım yakında en iyi olduğu şeyi, sprint atmayı yapar ve bu olan biten her şeyi ardımızda bırakabiliriz.”
 
 
 
TZ: “UCI tarafından 9 ay ceza verildi kendisine. Bu cezayı doğru buluyor musun?”
Fabio: “9 ay çok uzun. Ancak bunun ölü sezona denk geldiğini düşünürsek 1-2 aylık ceza. Şunu unutmayın, tehlikeli bir şekilde sprint atarak birinin hayatını riske attı. Bisiklet endüstrisi tarafından irdelenmesi gereken bir konu bu. Diğerlerini düşünmeden kamikaze yaparcasına sprintleri engellemeliyiz. Bu kazayı dönüm noktası olarak alalım, bir daha böyle bir şeye sebep olan yılın yarısında yarışamasın. Hakemler de işi sıkı tutmalı. Mevcut kurallar çok kolay esnetilebiliyor. Dylan’ın kendisi de bariyerlere itilmişti ve karşı taraf ceza almamıştı, bunun nasıl bir his olduğunu iyi bilir. Ayrıca Eurometropole Tour 2016’da kendisi bu defa da Oliver Naesen’in önünü kapatmıştı benzer şekilde. Onda da ceza yoktu. Hakemler bu olaylarda aksiyon almadıklarında belki de böyle bir şey yapmanın çok da kötü olmadığı yönünde sinyal yolluyorlar insanlara. Bu mesaj, bisikletçilerin aklında yer ediyor. Öte yandan Dylan da 2016’da yaşanan olaydan sonra, ‘Offf, çok yakındı, tekrar olmasına izin vermemeliyim. Bir dahakinde çizgimi koruyacağım’ demeliydi. Bu konuda şunu atlamayalım, benim kazam ve yaralarım yüksek hız ve bariyerler nedeniyle oldu. Bariyerler düşüşüme engel olmadılar, fırlayıp gittiler. Doğru konumlandırılıp konumlandırılmadıklarını inceleyen bir soruşturma sürüyor. Dikkat ederseniz birçok bariyerin küçük ayakları var ve dizilirken aralarında boşluklar kalıyor.”
 
TZ: “Senin kazan bir şeyleri tetiklemiş gibi duruyor. Takımlar ve bisikletçiler arasında, hatta UCI içinde. Birkaç yıl içinde senin kazanın bir dönüm noktası olacağını öngörüyor musun? Bisikletçilerin güvenliği nihayet bir meseleye dönüştü mü?”
Fabio: “Umarım. UCI bu sorunun çok daha fazla farkında olmalı. Polonya’da olduğu gibi bu tip tehlikeli finişler yasaklanmalı. Kendi adıma konuşayım, bir daha bariyerler iyi konumlandırılmamışsa toplu sprinte girmeyeceğim.”
 
TZ: “Tüm medikal süreci içinden ve dışından gördün, şu an uzun zamandır işinden olmuş durumdasın ve kariyerin tehlikede. Bu hasarın bedelini kim ödeyecek?”
Fabio: “Bu karışık. Hukukçu değilim ama bence birkaç farklı kişi ve kuruluş farklı derecelerde bedelini ödemeli. Dylan Groenewegen, takımı Jumbo-Visma, Tour de Pologne organizasyonu ve UCI. Tekrar en üst seviyede yarışmaya dönebilirsem bir şeyler toparlanabilmiş olacak ama ya tekrar yarışamazsam? Deceuninck-QuickStep’te şu anki kontratım 2021 sonunda bitiyor. O zamana dek bir performansım olmazsa o tarihte bitecek her şey. Kimse sprint atmaya korkan topal bir bisikletçi istemez takımında. Benim adıma üzgün oldukları için maaş ödemeye devam etmeyecekler. Evet, 2021 sonunda artık bir bisikletçi olamayacağım ve sektörde bir fabrikada vardiyalı işçi olarak çalışacağım bir senaryo da var önümüde. Bunda yanlış bir şey yok ama farklı miktarda paradan ve farklı bir bakış açışından yaklaşıyorsunuz olaya. Bu benim geleceğim, Delore’nin geleceği ve belki bir gün bizim çocuklarımızın geleceği. O yüzden bu işin sorumluluğu meselesini hafife alamıyorum. Bu, işlerin düzelmediği durum benim en son düşündüğüm şey. Başka birinin hataları ve benim kontrolüm dışımda gelişen olaylar nedeniyle böyle karmaşık bir durumun içinde olursam adaletsizlik olur.”
 
 
 
TZ: “Bu tip mevzularda sorumluyu tespit eden davalar yıllar sürebiliyor.”
Fabio: “Evet, özellikle işin içinde Polonya ve UCI varken. Ama bu, böyle bir aksiyon almayacağınız anlamına gelmez. Dylan ve Jumbo-Visma olsa işler daha kolay olabilirdi çünkü Hollanda burası. Ben koparabiliğim kadar fazlasını koparayım diye dava açmıyorum. Bu bir sorumluluk mevzusu. Bunlar bizim çözümlerimiz. Nasıl ve ne şekilde olur bilmiyorum. Deceuninck-QuickStep’te kendimi evimde hissediyorum ve ayrılmaya hiç niyetim yok. Ancak kim bilir, belki de Jumbo-Visma çıkar ve 'Ona bir kontrat verelim bisiklete dönüp dönmemesine bakmaksızın' der. Bu da sorumluluğu üstlenmenizin bir yoludur. Böyle bir durumda Dylan ile aynı takımda olursam benim leadout’um olmasına izin veririm, hahaha.”
 
TZ: “Bu kaza seni herhangi bir anlamda değiştirdi mi? Ölüme çok yakın olman nedeniyle hayata karşı farklı bir bakış açısı gibi?”

Fabio: “Yoğun bakımdakilere müteşekkirim. Delore, annem ve babamın beni ziyerete geldiklerini gördükten sonra gözlerimden yaşlar aktı. Sevdiklerimi ve tanıdıklarımı düşünüyordum. Ailem, kız arkadaşım, arkadaşlarım, akrabalarım, çevremdeki insanlar ve yaptığıma ilgi duyan herkes; aynı zamanda beni toparlayan, tedavi eden doktorlar ve hemşireler. Böyle bir olay yaşadığınızda her şey sizin için özel hale geliyor. Normalde basit gördüğün bir ilişki bir anda sıra dışı oluyor. Her şeyin bir sonu olduğunu ve böyle bir olayla aniden bitebileceğini fark ediyorsunuz. Delore ile Monako’ya taşınma planımız vardı. Vücudumdaki boru konuşmama izin verdikten sonra Delore’ye söylediğim ilk şeylerden biri ‘Taşınma işini yapmayacağız’ oldu. Aileme, kız kardeşime, akrabalarıma, arkadaşlarıma yakın olmak, her istediğimde büyükannemi ve büyükbabamı ziyaret edebilmek istedim. Bu sınavı birlikte aştıktan sonra Delore ile olan ilişkimiz çok daha güçlü hale geldi. Bir noktada koşulsuz şartsız bir beraberliğe döndü.”
 
Delore: “Yaşadığı ve her sabah uyandığı için çok mutluyum.”
 
Fabio: “Ben de! Ben de!”
 
-
 
Kaynak: AD - Thijs Zonneveld @thijszonneveld
Çeviri: Fırat Selçuk @frtslck 
 
twitter, vine, instagram, youtube, vimeo ve facebook postlarını url ekleyerek girebilirsiniz.

bbcode'un tüm nimetlerinden faydalanabilirsiniz.
• [b]kalın yazı[/b]: kalın yazı
• [i]italic yazı[/i]: italic yazı
• [u]altı çizgili yazı[/u]: altı çizgili yazı
Son yıllarda ürün gamında radikal değişimlere sahne olan Peugeot, bu değişimi logo tasarımına...