#
#

zoban

@Zoban

Pide, ayran, meysu

zoban, foruma yazdı.
Gazişehir ilk yarıda kaçırdığı golleri Galatasaray'a karşı kaçırmış olsaydı, herkesin Galatasaray'a karşı mutlaka bir hikaye ürettiği şu son dönemde ilk yarı arasından başlamak üzere elli tane teori ortaya atılmış, Antep - İstanbul arasında türlü komplolar kurulmaya başlanmıştı bile. Oysa iş Gazişehir takımının komple beceriksizler mangası olmasında.
 
Bu kadar beceriksiz olup 4 maçta 8 gol nasıl atıyorsunuz, o da ayrı vaka. Beşiktaş geçen sezondan bu yana taçtan gelen toplarla gol yeme meselesine içinden bakmak yerine, taç çizgisinden taçın nizami atılıp atılmadığından yana baktığı sürece bu golleri yemeye devam edecek galiba. Avcı'nın maç sonu konuşmaları insana kendini jiletlettirecek esvapta. Şu maçtan sonra ne konuşacak diye merakla beklerken "5li olurlarsa şu bölgede topun kontrolü bizde olur daha fazla" dediği esnada kahkahayı bastım. Maçın son bölümünde baskın basanındır 2 gol olmasa 3-0 çok temiz bitecek bir maç için dönüp 3-3-3, 4'lü 5'li konuşmak çok acaip.
 
Sumudica garip ötesi bir adam. Takımla ve futbolla ilgili mi emin olamıyorum. Tam böyle kafasına eserse maçı da bırakıp stad yanındaki kahvede kağıda oturacakmış bir ruh hali var. Antep şehrinde bunalmış olabilir. Maçtan sonra kendine paye biçtiği takımı güzellediği konuşmsı da ekstra abartı. Bu takım küme düşse kimse şaşırmaz. Artık rakipler nasıl kötü siz anlayın.
 
Llajic'e verilen €6M'luk zorunlu satın alma bedelinin ilerleyen haftalarda temcit pilavı haline gelebileceğini, Boyd'un da neden alındığının sorgulandığı günler gelebilir Beşiktaş için. Dorukhan'ı da değerini bulmuşken satsaydıklar, şunlar bunlar.
Hiçbir takım 4. haftada yarıştan kopmaz. Artık ligin kendisi sürreelleşince, üzerine edilen laflar da fantastikleşiyor. Galiba gerçekten en sonunda futbolu sosyal medyanın 18-20 yaş kopuk tayfasına teslim edecekler. Başkan da aralarından seçilir.
 
VAR tembelliktir. 3. golü VAR'a gidip vermek gerçekten bayağı bayağı bitiklik ifadesi.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
zoban, foruma yazdı.
Hudri sen Burzum'a ne ara sardın. "Sana puanım 10 kanka"
 
***
 
Polonya'nın medarı istiharı MGLA, yeni albümü çıkardı.
Karmaşık duygular içindeyim.
https://open.spotify.com/album/7f9rcN8B ... pJ2OGYB0Ag
 
"Exercises in Futility" bir başyapıt. Yeni albüm hazmı zor iş.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
zoban, foruma yazdı.
Volkan'ı hiçbir zaman antipatik bulmadım. Fenerbahçe formasını giydiği süre gözönüne alınırsa ortada Topuk Yaylası'nda gazeteciye "seni evinden aldırırım" demek dışında da bir vukutı yok bence. Stadı terkettiği Milli maçta tesadüfen tribündeydim. Volkan'la uğraşılması, milli maçın buna alet edilmesi yersizdi. Ancak çekip gitmesi de profesyonellik olmadı. Orada toplum gözünde birçok eleştiriye maruz kaldı. Yine de insanoğlu, sabrı bir yere kadar.
 
Ömer Çatkıç profil olarak bence daha beter bir karakter ama adı Volkan kadar anılmaz. Fenerbahçe kalecisi olduğundan. Ömer'in oysa GS tribünlerine karşı vukuatı daha fazladır. Bizzat provoke edecek özel çaba ve uğraşları var kameraların kaydettiği, tribündekilerin de hatırladığı.
 
Kulüpte en son masada yaptığı o basın toplantısı Fenerbahçe'ye yakışmadı. Şimdi bir jübile yapılacak olması bir nebze iade-i itibardır.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
zoban, foruma yazdı.
İkinci Yarı
48’de Muriç sol çaprazdan kaçırdı. Üzerine aynı dakikada kornerden gelen topa Muriç vurdu yine, Uğurcan çeldi.
50’de defans arkasına sarkaın topta Sosa buluştu. Aşırmak istedi. Altay sıçrayarak engel oldu.
65 civarı Fenerbahçe’nin maçından başından beri olan dinamizmi düştü.
 
***
 
Telefon trafiği kıl tüy derken notlar 65’de kaldı. En sinir olduğum şey maç izlerken aranmak, üstüne maçı izlediğim bilen birinin sohbeti uzatması. Kes kendini duvara as.
 
Maçın 1-1 bitmeyeceğini düşünüyordum ama tempo ikinci yarı savruldu. Ugurcan’a kart 80’de gelmiş. Hakem gereksiz uzun taşımış. Maçtan kayda değer miktarda zaman çaldı. Çok erken ilk kartla uyarılsaydı maçın kalanını rahat bırakırdı. Maç sonu ukala demeçleri de enterasan. Fazla özgüvenli bir arkadaş. Antipatik buldum. 1 puanın mimarı mı evet. Ancak yaptığı kurtarışlar ve performansını zamandan çalma tavrı yok ediyor.
Daha dün sahada yatan topcunun zamandan çalmasından bahsederken bugün zamandan çalan oyuncu hareketleri, bunları kabul etmek imkansız.
 
Fenerbahçe’nin maçı 1-0 sonrası pozisyonları harcarken puan bıraktığı görüldü. Bu tempoyu maç boyuna taşımayacağı da. Rami + Gustavo ile fark yaratılır mı buna çıktıklarında bakılacak. Ancak Rıdvan’ın da söylediği Fener ilk 25’deki tempoyu her maç iki devrede 25’şer dakika oynasın şampiyon olur düşüncesi pratikte mümkün değil. Fenerbahçe takımı doğası gereği maç seçen bir takım. Bu yeni oyuncularla başka bir takım kimyası başka bir kimlik ortaya çıkar da maç seçmeden her maç böyle presli baskılı seri hızlı coşkulu oynarlar mı onu da ilerleyen haftalar gösterecek.
 
Abartılan Tribünler başlığına yazdığımda 90 dakika bağırma işinde Türk tribünleri kendini fazla büyütüyor, kabul etmeyenler oldu. Ancak 1-0’a kadar takımı iten ve tvye müthiş sesi gelen Fenerbahçe tribünü 1-1 den sonra ve ikinci yarıda azalan tempoyla ritmini yitirdi. Maalesef skor ve sahdaki oyuna bakarak tribünde reaksiyon alan tribünler var Türkiye’de. Sadece Fenerbahçe değil, herkes öyle. Sanki 90’larda bir parça böyle değildi. Genç jenerasyon skordan bağımsız 90 dakika takımın oyununa yön verecek şekilde bağırmakla ilgilenmiyor. Herkes manager bir de. Sırtını dönerek maçı izlemeden bağırmaktan bahsetmiyorum. Maçta ne olup bittiği ve takımın ritmi düştüğünde onu dürtecek bir reaksiyon modeli.
 
Tolga Ciğerci, benzer pozisyonu Benfica maçında mı kaçırmıştı. Yan tarafında daha uygun pozisyonda takım arkadaşı varken kendi vurmayı denemişti ve mancare. Cigerci bu, fazlası değil. Rodrigues de deli dumrul gibi, kaleciyi geçip sağa açtığı topta golü buldu dedim ama açıyı kaçırdı. O gol maçı kopartırdı.
 
Fenerbahçe’nin yediği gol evlere şenlik ama Trabzonspor bu sene uyuyan ve karşı press çıkış yapmayan defanslara bu tip tak tak tak golleri çok atar. Takımın öyle bir mekaniği var. Ekuban sağından atıp solunden geçior rakibin, topla buluştuğu anda da arkasandan koşarak gelen takım arkadaşının koşu yoluna bırakıyor. Bunlar hep idmanda sık tekrarların yansıması.
 
Kruse çok kalite adam beni nedense heyecanlandırmıyor. Pozisyonu daha tutkulu olması gerekirken daha gamsızmış gibi geliyor. Bir de golden sonra takımın gidip fotoğraf verirken yüz ifadelerini birkaç kez bağıran insan şekliyle tekrarlamaları galiba fotoculara poz vermek içindi. O tip şeylerin hep doğal olduğunu düşünürdüm. Son zamanlarda o kareler kulüp sosyal medyalarında çok kullanıldığı için fotocularla oyuncular arasında bir sözleşme de olabilir. Gol atarsanız şu istikamete bakıp şu şekilde sevinin diye. Gören oldu mu o sekansı merak ettim. Gol atınca git tribüne tırman, fotocuyla tribündeki karınla kesişme. Futbolcunun kendi egosunun nişanesi o yalnız sevinme işlerine de kılım. Herkes bir hareket yaratma peşinde. Takığım bu konulara kusura bakılmaya.
 
Koreografinin içeriği hakkında ne konuşmak ne polemiğe girmek isterim. Fenerbahçe’nin tuhaf mücadelesi o. Ancak biçem olarak el emeği hazırlanan koreografi için emek harcayanlara, hala elle boyama gibi işlere değer verenlere selam ederim. Öteki kale arkasından gösteren kameradan oldukça güzel görünüyordu.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
zoban, foruma yazdı.
15-45 arası
 
Baskın oyun gol getirdi. Trabzonspor golün oluğu 17. Dakikaya kadar rakip sahaya geçemedi henüz. Organize bir atak salına salına gol getirdi.
21-22. Dakikalarda Trabzonspor’un Fenerbahçe ceza sahasına ilk ortası geldi.
28. Dakikada Trabzonpor’un golü geldi. Sağ kanattan paslaşıp gelen ve içeri kesilen ortayı Fenerbahçeli oyuncular izlediler. Trabzponspor için bulması kolay bir gol oldu. 21’den sonra TS açıldı
 
31. Dakikada Trabzonspor net gol pozisyonunu değerlendiremedi. Solda daha musait arkadasi varken Altay’ın altı ya da yanından vurmak istedi
34’te Nwakaeme karşı karşıya pozisyonda golü kaçırdı.
35’te Garry ve Emre’nin peşpeşe şutları sonuçsuz kaldı.
37’de Pereira’ya dizden sekip eline çarpan tartışmalı bir top var. Devam kararı verildi.
40’ta Dirar sarı kart gördü. Gereksiz agresyonla gereksiz bir kart aldı.
43’te verkaçla cezaa sahasına giren Kruse sol çaprazdan golü yapamadı.
44’te Garry’nin şutu direkten döndü. Pozisyonu yaratan paslaşma çok iyiydi.
45’te Garry bir tane daha kaçırdı. Sağa kayıp kaleciyi de geçip açıyı kaybetti.
46’da Tolga ceza sahası üzerinden kaleciyi karşı karşıya gören pozisyonda kaçırdı.
 
Seyir açısından güzel bir ilk yarı oldu. Fenerbahçe ilk yarıyı 2-1, 3-1 önde kapayabilirdi.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
zoban, foruma yazdı.
Baskın oyun gol getirdi. Trabzonspor golün oluğu 17. Dakikaya kadar rakip sahaya geçemedi henüz. Organize bir atak salına salına gol getirdi.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
zoban, foruma yazdı.
Maçtan notlar paylaşacağım
İlk 15 dakika

Fenerbahçe ilk 10 dakika çok hızlı başladı. 14. Saniyede gol pozisyonu oldu karşı karşıyada. Kaçtı gol. Tolga ile de sağdan gelip denenen bir şut var. Sonuçsuz kaldı.
Trabzonspor yarı sahasına hapsedilince gerildiler. 8. Dakikada Sosa sarı kart gördü.
Maçta gerilim yüksek. Fenerbahçe baskın oyunla erken gol atmak istiyor seyircisi önünde. Oyunun temposunu da yükseltiyorlar.
 
Ilk 15 dakika itibariyle gol yok.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
zoban, foruma yazdı.
15 dakikada 3 penaltıya geçen normal dedik, Kayserispor'un 3 kırmızı görmesi de normal. Bunları anormal olarak nitelendirenler ya maçı izlemiyor ya da derdinin zaten bunlar olmadığını ortaya koyuyor. Maksat suyu bulandırmak olsun.
Bu ligde adalet beklentisi gerçekten adalet beklentisi talebi mi yoksa kendine ayrıcalık rakiplere adalet ya da keser sapı beklentisi mi.
 
Kayserispor başkanı maçtan sonra o kadar acaip sözler söyledi ki, tamam 99'da yenen gol şiraze kaydırabilir üzülür insan yıkılır da, e aynı Galatasaray da geçen hafta son dakikada Konya'dan yedi 2 puan bıraktı. Yahut Kayserispor da atabilirdi 2-2 sonrası geriye yaslanmasa. 2. golü de uzatmada bulmuşsun üstelik. "1 puanlı Galatasaray'ın bu maçı mutlak kazanması gerekiyordu, yoksa ligde dengeler dağılacak" sözü ise artik bir klişe. Ne dengesi dağılacak. 2 puanla 3 haftayı geride bırakmış 7 puan kaybetmiş olacaktın. Bir denge sarsılmayacaktı. Fenerbahçe'nin geçen sezon geçirdiği gibi bir sezonu bu sezon Galatasaray geçirebilir, ne var bunda.
İfadeleri o kadar tutarsız ki neredeyse tüm GS'lıların itiraz etmeyeceği Emre Mor'un ikinci sarı kartı için de eyyam dedi, komik kart dedi. Yahu kartın daniskasıydı. Futboldan kopmuş garip kafasıyla Emre daha 60 sn önce sarı yemişken hırsından gidip aptalca rakibine çelme taktı.
 
Emre Mor'dan hiçbir beklentim yok. Geçen sefer de yazdım galiba. Galatasaray rehabilite merkezi de değil. Oturur eşek gibi çalışıp adam olmak onun elinde. Rıdvan top kontrolu yok, koordinasyonu yok sıfır dedi. Doğru diyor. Ayağın altındaki topu göremiyor herif. Tamam top kafa kaldırılarak oynanır da, yahu naptığını sen biliyor musun acaba. Top sağa gidiyor, herif sola. Arada adam geçip topla yaptığı manevralar için acaba bunu bilinçle mi yaptı yoksa olaylar denk mi geldi diye düşünüyorum izlerken. Bir pozisyonda takımın harika çevirip sağ kanattan Emre'yi içeri katedecek bir pasla buluşturdular. Bu biraz daha sıfıra inip altı pas önünde boşalacak bir adama top kesmesi gerekirken, indi sıfıra topu ezbere kesti içeri. Güzel bir atağın içine etti. Çok kötü bir kafa bu kafa. Değişmesi zor.
 
Galatasaray'ın iyi oynamadığını tekrar söyleyerek girişelim. Ömer Bayram tuttuğum bir adam değil, gönderilmesi gündemde idi ama kadroda tutuldu. Sahaya çıkınca elinden geleni yapan bir adam, kapasitesi sınırlı. Ekstra bir işler yapacak bir adam değil. Bu tip adamların üzerine gidilmesini sevmem. Senelerce Sabri'ye yapıldı yapıldı, sonunda kendi yaptığın içinde boğuldun ve erittin adamı. Kendi de üstüne koyunca rafine eridi. Nzonzi gamsız gibi gözükebilir ama pas tercihlerini optimum yapmaya çalışan bir görünümde. Biraz daha ısırgan ve sert olması gerekiyor. 2-2'de Umut'a kafa topunu bırakan o. 2. golün yenmesi tam bir facia. Pozisyonda Marcao'nun aldığı darbeyi insanlar kendi paylaştıkları görüntüde bile görüp "bu ne yahu" diyorlar. Orası için oyna devam bir şey yok derim ama Kayserili oyuncu dirsek kemiği ile çakıyor göğsüne, adamın da canı acımış. Gol iptaline neden olacak bir olay mı değil.
 
Oyunu rakip 1 kişi eksilmişken toparlayıp 90'da neticelendirmek tartışmaların önüne geçerdi ama tartışmaya her türlü teşne, geçen sezondan hesap taşıyan bir ortam var. Terim, maçtan bağımsız bazı profesyonelce şeylerle uğraşılıyor alttan alta derken tam olarak ne olduğunu keşke açıklasa, bu tip demeçler Galatasaray'ı da yorar, ligi de yorar. Gerek var mıydı bilmiyorum, oyunun mutlak iyi olmayınca, genel kalabalık bunu mazerete yoruyor. Ya da dikkatleri başka şeye çekmeye. Ne ise dışarda dönen dolap açıklanmalı.
 
Son 4-5 senedir olduğu gibi bu sezonun da her hafta kavgalar, iftiralar, linç ve çamurla geçeceği aşikar. Bu tip agresyonlar 10-20 sene önce en fazla 31. haftada ortaya çıkardı. Şimdi daha lig başlamadan manifestolar yayınlanıyor, tehditler ediliyor, racon kesiliyor.
 
Sahada yatan oyuncuya tavım. Sırf bu maçta dakikalar 15'i gösterdiğinde eğer bakkal hesabım beni yanıltmıyosa topun oyunda saha içinde kalma süresi 3.5 dakikayı geçmemişti. Bu korkunç bir şey. Kendi takımımdan biri yapınca ekstra deliriyorum. Ama herkes yapıyor bunu. "İşte Süper Lig Bu" diye bir tanıtım çeksen yerde yatan oyuncuları maç zamanından çalınmasını gösterir dururum. Öyle kanıksanmış ki darbe alan oyuncuya orda ameliyat masası kurulsa oturup herkes izleyecek. Bu temel olarak bu ülkede, ligde oyuna saygı olmadığını gösterir. Stadyuma gelen izleyiciye de. 90 dakika maç izlemeyen gelen insanlar sahada 45-50 dakika kalan bir şey seyrediyorlar. Sonra bu lig temposuz, bizim ligden çıkıp Avrupa Kupalarına gidince takımlar bocalıyor falan filan. O zaman tempolu oynayın, kesmeyin oyunu yatmaıyn yerde. Darbe alıp düşen çıkıp kendini taç çizgisine kanarına atma zahmetinde bulunsun. Kalkamaycak halde ise sedyenin gelip alması 30-45'sn'yi geçmesin. Oyun soğur, biter.
 
VAR için karar veriliyor. Hop ekrana gittin geldin, 3 dakika. Geçen Copa Libertadores maçında 5 dakika geçirdiler. Cinnetlikti. Bu kadar uzun süre VAR'da karar veremiyorsan sen zaten maç içinde nasıl karar veriyorsun ki, test şıkları doldurur gibi sallıyorsun. Hakem kötüydü. Ama kararları nedeniyle değil, maçın kontrolünü kaybettiği ve oyunu yönetemediği için. Kırmızı kartlar doğru olsa bile bir hakem maçın önüne geçip konuşuluyorsa o hakem kötüdür. İlk sarı kartlar o kadar kolay veriliyor ki, sonra ikinci sarı kartı çıkarmama sözkonusu olmayadan gerek Emre Mor gerek Pedro pozisyonlarında mecburen kırmızı ile atmak zorunda kalıyorsun. Ondan sonra başka türlü kavga başlıyor Hayda haksız atıldı şu bu o.
 
VAR'dan iptal edilen iki gol de gol. O gösterilen ofsayt çizgileri kusura bakmasınlar facia. Atak eden oyuncunun eli-kolu ofsayta girmez. Bir pozisyonda rakibin el kolu var ofsaytta, ötekisinde Emre Mor'un. İkisi de ofsayt değil. Bir başka sorun da paylaşılan ekran görüntülerinden sosyal medydan oluşan kamuoyu. VAR sisteminin karar verdiği an'a dair o sekansın resmi bir kanaldan (TFF twitter hesabı mesela) paylaşılması lazım. Yüksek kalite, net. Stream yayından alınmış çamur gibi görüntüde bir de milletin eğip büküp fotoşopladıkları şey üzerinden lige don biçiliyor. Bu kadar saçma bir şey olabilir mi, Türkiye ise oluyor işte. VAR sistemini bile maymun ediyoruz. AVAR'da oturan adamın topun ayaktan çıkış anına dair yayın görüntüsünden ileri geri sarması esnasında topun ayaktan çıkışı seçme anı tamamen o kişinin oradaki manuel el ayarına bakıyor. Böyle bir sistemde sözde yüksek teknoloji, hala insan el ayarına bırakılır mı karar. VAR sistemi varsa, o zaman topa bir dijital denetleyici koyacaksın. Saha yan çizgilerine de GPS algılayıcı. Futbolcuların formalarında da full transmitter olacak ve vucut sablonları algılanacak yan çizgilerden. Ofsaytı milimi milimine yan çizgilerden, toptan gelen ayaktan çıktığı sinyali ile eşleştirip göstereceksin. VAR'da oturan adamın ileri geri sarmasıyla ve o arada elli kere bakıp "hocam galiba penaltı, galiba ofsayt" demesiyle olmaz. Eski usul verilen karar ne ise onla oyna devam o zaman. Hakemler o zaman daha az zan altında kalıyordu. Şimdi nasıl olsa VAR diye bir halt var. Olmadı oraya gideriz. Bu maalesef bzim hakemleri tembelliğe ve maçı elinde tutamamaya itti.
 
İyi futbol iyi futbolcularla oynanır. Galatasaray'ın elinde biraz iyi bir kadro var. Elden adam gönderip -FFP kil tüy- büyük kadro değişim yapınca ordan iyi futbol üretmek biraz zanaatkarlık. Buna hocanın formsuzluğu da eklenince, iyi futbol beklemek fal bakmak gibi. Birşeye rastlarsan ne ala. Ancak buna rağmen CL'de sıkı rakip çıkması iyidir. En azından karşındakinin ne olduğu belli. Ben onu elerim bunu elerim kafasıyla bakarak bir şey yapılmadı, yapılmaz da. Şimdi çıkar bunlara karşı en alasını yaparsan zaten ne ala.
 
Bir de tarihsel bir retorik var. ASY günlerinden bu yana Galatasaray'ın elle tutulur bir manevrası yok Avrupa'da. Real Madrid 3-2 maçı ve karlı Juventus maçı. İş değil yani. Dön dolaş bunlarla kalınmaz. Gerçi Hamburg maçını da kırılım sayarım. Ivica Olic boyun devrilmesin. Galatasaray 96-00 arası Avrupa kimliğini bulmak zorunda. İç sahada korku salan baskılı ve tutkulu futbol. Dün gece Drogbalı Real Madrid maçına baktım, o maçta bile Real'i iyi yakalamışız ve perişan etmişiz. Ama fazlası gerekiyor. Şimdi bu grup bu kimliği tekrar yakalmaak için fırsat olabilir. Yoks geçen seneki grupla olmazdı bu iş. Çıksaydın bile ileri gidemezdin. Tekrar ediyorum takım kötü, oyunu kötü ama her şey bir kırılmaya bakar. Futbolun da güzel tarafı bu.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
zoban, foruma yazdı.
Alın size tribün. Abartma çizgisini buradan hizalayabilirsiniz :)
 
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
zoban, foruma yazdı.
Ne dünün ne bugünün sorunu. Cahilliğin yüceltildiği, ranttan kazanmanın geçer akçe olduğu, üretimden uzaklaşan sadece tüketen bir toplumada insan ilişkileri rafine mi kalır zannediyoruz. Balık baştan kokuyorsa, baş kokuyorsa, sorunun balığın sadece kıçına yüklemek neden o zaman. Futbolu tartışıyoruz ya, futbol da kadin cinayetlerinden farklı durumda değil. Çünkü ülke nasılsa, her şey de ona ayak uyduruyor.
 
Kadını öldüren başına bir şey gelmeyeceğini biliyor. Çünkü çoğu suçu işleyenin başına hiçbir şey gelmiyor. Ülkede herze yiyenlerin hepsi başına bir şey gelmeyeceğini biliyor.
 
Toplumlar aydınlanmadan, aydınlanmanın tek yol olduğuna inanmadan burnu boktan çıkmaz. Bugün sosyal medyada herkesin birer slogan attığı ile kalacak, bilmiyor muyuz 15 gün sonra unutulacak, 6 ay sonra bir olay daha olacak. Daha önce ne oldu? Son 10 yılda her şey böyle bir rutinde tekrar etmiyor mu?
 
17 Ağustos depremnden buraya 20 yıl geçti. 20 koca yıl. Çocuk doğmuş olsa üniversiteden mezun oluyor. Hayata atılıyor. Peki 20 koca yılda depreme karşı önlem almak konusunda ne yaptı kocaman ülke. Deprem olursa ki olacağı söyleniyor, büyük bir deprem olacak.. neler olabileceği ayan beyan yazılıp çizilirken, her yeri binalarla dolduran bu şehirde bu ülkede 20 yıl sonra neden halk bu denli vurdum duymaz. Andık, hatırlattık ama 20 yılda neler yapıldığını sorgulamadık, sormadık. Deprem anında toplanma alanları diye tasarlanan yerlerin bu yılda talan edildiğinden mizah gibi bahsediyoruz.
 
Emine Bulut son olsun demekle son olmayacak. İzmit de son olmayacak. Bunu hepimiz biliyoruz ve sadece bekliyoruz, bekliyoruz, bekliyoruz.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Önceki Yorumlar
HABERLER