#
#

Fearless Knight

http://ultrasmovement.blogspot.com/

Fearless Knight, foruma yazdı.
Hayalleri vardı her çocuk gibi... Gözleri parlardı düşlerini anlatırken arkadaşlarına... Ama onların hayali yaşıtlarından biraz farklıydı, futbol topu girerdi rüyalarına, damalı forma ile görürlerdi kendilerini rüyalarda... Ne zaman ki Zadar'ın bir sokağında, ya da Omis'te okul bahçesinde, Split'te top sahasında, Zagreb'te parkta bir top sekse hayallerinin gerçekleşeceği günle çarpardı minik yürekleri.
 
Ve şimdi o çocuklar büyüdüler, düşleri gerçeğe döndü, kırmızı beyaz damalı formalar ile ülkeleri adına mücadele ediyorlar yeşil sahalarda ve Hırvatistan tarihine adlarına yazdırmaya da çok yakınlar...
 
İşte size bu çocuklardan bazılarının hikayeleri:
 
Luka Modriç: Bugün kolunda kaptanlık bandını taşıyan çocuk lüks ve ihtişamdan çok çok uzaklarda dünyaya gözlerini açtı. 1985 yılında doğan Luka'nın ailesinin kaderinde mülteci kamplarında ve barakalarda yaşamak yazıyordu. Luka'nın büyükbabası 1991 kışında evinin yakınlarında öldürülünce Zaton Obrovocki'den Zadar'daki mülteci kampına gitmek zorunda kalırlar. Orada futbola başlar minik Luka ve kısa sürede keşfedilip Dinamo Zagreb'e transfer edilir.
"Luka, onu çokluğunda tanıdığım gibi şimdi de sessiz, sade ve profesyonel. Yıllar onu hiç değiştirmedi. Dünyanın en iyi oyuncularından biri, Real Madrid'in oyuncusu, ulusal takımın kaptanı ama karakteri hep aynı." diye gururla anlatıyor Stjepan Deveriç, Luka'nın Dinamo'dan hocası ve onu Zrjinski Monstar'a transfer eden teknik adam. Tabii, Luka Modriç de onu hiç unutmaz, ihtiyacı olduğunda hep yanında olur hocasının...
 
Slavonski Brod'da doğan Mario Mandzukiç de Luka gibi çocukluğunu mülteci kamplarında geçirenlerden. Almanya'nın Ditzingen kulübünde futbol oynamaya başlayan ufak Mario'ya hocası gelecek hayallerini sorduğunda tek cevap alır:"Futbolcu". Olur da, hem de en iyisinden...
 
Maalesef Luka ve Mario ile mülteci çocukların hikayesi bitmiyor. 1986 yılında Bosna'nın Derventa kasabasında doğan Vedran Corluka da savaş sebebiyle 1992 yılında Zagreb'e göç etmek zorunda kalır. Orada Dinamo Zagreb alt yapısına girerek, düşlerinin peşinde koşmaya başlar. Öte yandan Dejan Lovren de Bosna toprağı olan Zenica'da dünyaya gözlerini açar ve savaştan dolayı ailesi Münih'e kaçmak zorunda kalır. 10 yaşına kadar Almanya'da büyüyen, orada okula giden, Almanca'yı öğrenen, futbola da yerel bir kulupte başlayan, kısaca mutlu bir çocukluk yaşayan Dejan, ailesinin kalıcı ikamet için gerekli evrakları toplayamaması üzerine Hırvatistan'ın Karlovaç kasabasına dönmek zorunda kalır. Hırvatça bilmeyen, okulda derslerde zorlanan minik Dejan'ın en yakın dostu futbol topudur.
 
Aralarından şanslı doğanlar da yok değil yarın Rusya'ya karşı Hırvatistan milli marşını okutacak topçular arasında. 1988 yılında İsviçre'nin Möhlin kasabasında doğan Ivan'ın futbolcu olmaktan başka şansı yoktur, zira baba Rakitiç ve abi Dejan Rakitiç futbolcudurlar. Aileden topçu olan Ivan Rakitiç de Basel alt yapısında başladığı kariyerini Barcelona'da devam ettirecektir. "Hiç Hırvatistan'a gitmesek de evimizde Hırvatça konuşuluyordu. Bir gün abim ve bana Hırvatistan milli takım forması geldiğini hatırlıyorum, üstümüzden çıkarmadık, formayla uyuduk, okula formayla gittik, o formayla maç yaptık... 1998 Dünya Kupasında Hırvatistan maçı olduğunda evde konuşmak yasaktı, herkes sessizce maçı izlerdi, ancak maç bittiğinde tekrar hayat normale dönerdi" şeklinde anlatıyor çocukluk günlerini Ivan Rakitiç.
 
İsviçre'de doğsa da Rakitiç sülalesinin kökleri Domagoj Vida'nın doğduğu Nasice yakınlarındaki Sikirevci'ye dayanır. "Bizim Domagoj çocukluğundan beri tam bi inatçı keçidir. Hep yaramazdı ve bir şey dediği zaman asla tersini yaptıramazdınız kendisine" diye anlatıyor baba Rudika, savunmanın bel kemiğini. Kontrolün elinde olmasına o kadar alışıkmış ki Vida, Osijek'de oynadığı yıllarda kamp tesisinde tek başına kaldığı odasının kapısına bir delik açar ve kimin ne zaman geldiğini oradan izler.
 
24 sene evvel Split'te doğan Ante Rebiç de Vida gibi "inatçı" bir çocuk olarak hatırlanmakta geçmiş defterler kurcalandığında. Fakir bir ailenin inatçı çocuğuyla nasıl başa çıkarız diye düşünürken ailesi futbol imdatlarına yetişir ve ilk hocası Darko Buturoviç tarafından Hajduk Split'e kaydı yapılır.
 
Sime Vrsaljko ve Danijel Subasiç de Zadar'da futbola başlayan iki genç. Tabii o senelerde Danijel Subasiç A takım kalesini korurken, Sime genç takımda oynamaktadır. "Gerçeği söylemek gerekirse bazen Danijel'in futbolcu olmadığına üzülüyorum. Oldukça çabuk, patlayıcılığı da olan ve ayağına hakim bir oyuncu. Antrenmanlarda kaleden çıkardı ve maçın en iyilerinden biri olurdu" diye anlatıyor eski oyuncusunu Stanko Mrsiç. Evet, futbolcu olarak başlamıştır topun peşinden koşmaya Danijel ama bir maçta kaleci sakatlanıp, yedek kalecinin yokluğunda kaleye geçer ve bir daha ayrılamaz üç direğin arasından.
 
Marco Brozoviç de Velika Gorica yakınındaki Orujama kasabasında doğar ve onun da hayallerinde Hırvatistan formasını giymek vardır. Hayallerinin peşinden o kadar hırsla koşar, topla yatıp topla kalkar ki, futbola başladığı Udarnik takımından iki hafta sonra kovulur: "Evlat, sen git Dragovoljac'ta oyna. sen bize fazla iyisin"
 
Split'te doğup genç yaşta yurt dışına gidenlerden biri de Ivan Striniç. Hajduk Split genç takımında top oynamaya başlayan Ivan, yetenek avcısı Fransızların dikkatinden kaçmaz ve Le Mans B takımına transfer edilir. Tabii, genç yaşta yurt dışında yaşamak zor gelir ve ertesi sene Hrvatski Dragovoljac takımına geri döner.
 
Adriyatik Denizi kıyısındaki Omis kasabasında gözlerini açan çiftçi Ante Perisiç'in oğlu Ivan'ın hikayesi de diğer takım arkadaşlarından pek farklı değil. Arkadaşlarının "tavuk" lakabı taktığı Ivan Perisiç taşlı sokaklarda top peşinde koşarken, bir gün Hırvatistan formasıyla sahada meşin yuvarlağın peşinden koşmayı hayal etmiyor mudur?
 
Evet, yarın Hırvatların ev sahibi Ruslar karşısında yarı final bileti alma mücadelesini izlerken, hayalin peşinden koşan bu çocuklarla olacak dualarımız...
 
https://ultrasmovement.blogspot.com/2018/07/hayalin-pesinden-kosan-cocuklar.html
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Fearless Knight, foruma yazdı.

https://3.bp.blogspot.com/-3IyB5-vz-lQ/Wyh6AWQKm0I/AAAAAAAAhuA/hqXTUbo57SYmTE6qpzjj_lX6h40F9QEcwCLcBGAs/s1600/manolo.jpg

"Bir gün eve döndüm ve baktım ev bomboş. Eşim çocukları da almış ve evi terk etmiş. İtiraf etmek gerekirse onu da anlıyordum: Maalesef maçlar için ailemi çok sık yalnız bırakıyordum"... İspanya Milli Takımının en tanınmış taraftarlarından olan Manolo Caceres Artesero'nun yaşamındakı o zor dönemler artık geride kaldı zira tekrar ailesiyle bir araya geldi. Ama futbola olan tutkusu asla bitmek bilmeyecek...
 
Artesero, İspanya Milli Takımı ile ilk deplasmanına 1979 senesinde gider, maç Kıbrıs'tadır ve o gün bugündür maç kaçırmıyor bizim çılgın davulcu. Tabii o zamanlar şartlar günümüzden çok farklı, sponsor biletiyle dünyanın öbür ucuna seyahat edenler yok, imkanlar zayıf ama bir şeye kafayı takınca sana kim dur diyebilir ki :"1982'de bir kasabadan öbürüne otostop yaparak geziyordum. O yıllarda İspanya dışında oynuyorsa bizimkiler, çok az kişi onları desteklemeye gidiyordu, bazen 100, bazen 200 kişi vardık tribünlerde. Bazen tek başıma davulu çaldığımı bile hatırlıyorum. Kimin için mi çaldım? Tabii ki topçular için."
 
Manolo'nun doğduğu Huesca'da maçlarda davul çalmak bir gelenektir ve o da genç yaşında bir çok akranı gibi bu "kara sevdaya" tutulur da Manolo'nun inatçı, azimli ve hırslı yapısı herkesin dikkatini daha o günlerde çeker: Koca şapkasıyla hakemin ilk düdüğünden maçı bitiren son düdüğe kadar başka kim "dövebilir" ki davulu...
 
Davulu olduğu için arabasına almak istemeyen taraftarlar ya da otobüse bindirmeyen şöförlerle mücadeleyle geçen 40 yıldan sonra Manolo'nun davulu için özel bir arabası var ve deplasmanlara artık rahatça gidebiliyor. Oyuncular da onu tanıyorlar, hatta teknik ekip ve federasyon yetkilileri ile buluşup, ulusal takımın resmi bir görevlisi olarak kendisine akreditasyon kartı da çıkartılmış. "Önceleri beni kimse tanımıyordu ama zamanla beni tanıdılar ve sevdiler. Bunun için de çok fazla bir şey yapmadım, sadece milli takım nereye gittiyse oraya gittim" diye açıklıyor "del Bombo" yaşadığı süreci...
 
Günümüzde Manolo herkes tarafından tanınan bir "star"... Ünlü olunca da kendisiyle ilgili yazılan çizilen çok oluyor ki onlardan birinde ünlü bir İspanyol dergisinde Manolo'nun aslında bir taraftar değil de uyuşturucu satıcısı olduğu ve davulunun içinde bir şehirden ötekine uyuşturucu taşıdığı yazılmış. Tabii, makalenin sonunda bunun bir şaka olduğunu da belirtmiş yazar...
 
2017 yılında Murcia'da İspanya'nın Kolombiya ile oynayacağı maç öncesi "Del Bombo"nun davulu çalınır. Milli felaket resmen... Bir kaç televizyon kanalı bu vahim olayın üzerine gider, hatta son dakika haber yapan bile vardır. Elinden şekeri alınmış çocuk gibi ağlayan Manolo'yu teselli etmek ister insanlar ama nafile.
 
Bir gün sonra davul bulunur. Manola'ya sanki dünyalar bağışlanır. Bir taraftarın bu tutkusu sizi tebessüm ettirebilir ama onun da yaşamı bu: bir davul ve milli maçlar...
 
Ülkenin bir stadyumunda genç milli takımın maçını seyredip, ertesi gün 400 kilometre yol yapıp, abilerinin maçında davul çalabilen bu adamın geçim kaynağı nedir? Valencia'da Mestella stadının yanında "Tu Museo Deportivo" (Senin Spor Müzen) adını verdiği bir barı var ve şaşırmayacaksınız mekanın ortasında bir sürü davul yer alırken, biranızı davul sesleri eşliğinde yudumlayacaksınız eğer bir gün bu mekana uğrarsanız...
 
Manalo artık 69 yaşında ve seyahatler onun sağlığını etkilemeye başlamış. Güney Afrika'da düzenlenen Dünya Kupasında Paraguay maçı öncesi ameliyat için takımını yalnız bırakmak zorunda kalır ama hastanede de yatarak izlemez turnuvanın geri kalan maçlarını, yarı finale yetişir, Iniesta şampiyonluğu kazandıran golü atarken, Manolo davuluyla ona tribünden eşlik eder...
 
Rusya'daki Dünya Kupası Manolo'nun 10. kupası ve Del Bombo yine davuluyla boğaları destekliyor tribünlerde. Futbolcular değişir, teknik adamlar değişir ama İspanya milli takımı dendiğinde değişmeyecek tek şey Manolo ve davulu olacaktır...
 
Davulcunun verdiği mesaj ile bitirelim:
"Spora evet, Şiddete hayır"
 
https://ultrasmovement.blogspot.com/201 ... -adam.html
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Fearless Knight, foruma yazdı.
Kaç yıl oldu yazmayalı bilmiyorum, gece gece tribün dergi sayıları aklıma geldi, sonra satiliyor mu diye Google search yaptım, Zoban'in bu post çıktı karşıma, şifreyi aradım vs derken bu yorumu yazmaya başladım... İnternet kafeden yazdığım günlerden yattigim yerde cep telefonundan post girdiğim bugüne... Ne çok zaman geçmiş...
Neyse ilk nick Fearless Knight idi... Sitenin kuruluşundan beri vardım herhalde...
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
HABERLER