#
#

lacivert

http://kingsantillana.blogspot.com/

lacivert, foruma yazdı.
Vay be yıllar yıllar önce yazdığım yazıları görünce duygulandım birden.. Hala duruyor yani bu yazılar forumda.. Hey gidi günler :)
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
lacivert, foruma yazdı.
Hala Madrid y nada mas !
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
lacivert, foruma yazdı.
Hazır cezadan kelli Fener-Beşiktaş derbisine gidemiyorken, birlikte çalıştığım Adanalı ve Adana Demirsporlu arkadaşımla birlikte maçta olacağız inşallah. Tüm günü Adana'da geçirecek ve maçta da kapalıda olacağız. Maç öncesi atmosfer tam sevdiğim gibi şekillendi. Demirspor son maçında farklı mağlup olurken, Adanaspor ise farklı galip geldi. Demirspor için zor ama onurlu bir dönemeç imkanı sunuyor bu atmosfer.
 
Yıllardır sayısız İstanbul derbisine gitmiş biri olarak ilk kez bir Adana derbisi deneyimi yaşayacağım. Kentin o günkü atmosferini, maç öncesi caddelerin sokakların nabzını, maç esnasındaki tribün performanslarını çok ama çok merak ediyorum. Umarım son dakikada hesapta olmayan bir aksilik olmaz da o gün Adana'da olurum.
 
Her iki takıma da başarılar dilemekle birlikte, kalbimin Demirspor için çarpacağını da ilave etmeliyim. Herşeyden öte rengi yeter :)
 
Herkese bol şans...
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
lacivert, foruma yazdı.
Yazının bazı bölümlerine pek katılamasam da, sonuçta hemen hergün takip ettiğim ve gerçek bir usta olarak gördüğüm Hasan Pulur üstadın bir iki hafta evvel Milliyet'teki 'Olaylar ve İnsanlar' isimli köşesinde yazdığı yazı.. Paylaşayım istedim..

Romantik Fenerbahçeli !

HERKES bilir ki biz Fenerbahçeliyizdir, hem kalben, hem kayden Fenerbahçeliyiz, kulübün 3089 numaralı üyesiyiz....
Ama biz 'romantik' Fenerbahçeliyiz...
***
ROMANTİK Fenerbahçelinin gönlünde ince hesaplar yoktur, onun için önemli olan sarı - lacivert formadır, bu forma onun tabusudur, ona toz kondurmaz.
Bu yüzden, Mustafa Denizli'yi insan olarak sever ama, Fenerbahçe'nin başında olmasını kabul edemez, onun dönemindeki şampiyonluğa bile buruk bakar...
Niye?
Çünkü Mustafa Denizli, Galatasaray'ı çalıştırırken Fenerbahçe'yi kıracak laflar etmiştir.
'Romantik' Fenerbahçeli, bu yıl şampiyon takımın kadrosundan sadece bir futbolcuya karşı tepkilidir; takımın en iyi oyuncularından 'Tomas'ı affedemez, çünkü bu oyuncu sarı - lacivertli formayı sırtından çıkarıp yere atmıştır. Her ne kadar Daum'a kızmış olsa da, yere atılan forma Fenerbahçe'nin formasıdır, affedilemez.
***
İŞTE o 'romantik' Fenerbahçeli, Türkiye'nin en büyük stadyumunu, en çağdaş sahasını, tesislerini yapan Aziz Yıldırım ve arkadaşlarına minnet duygusuyla doludur.
Şampiyon takımın yöneticileri oldukları için mi?
Hayır, sadece şampiyonluk için değil!
O stadyuma, Fenerbahçe'nin yıllarca başkanlığını yapan, Başbakan Şükrü Saraçoğlu'nun adını verdikleri için...
Yeni yapılan, kulüp binasına eski başkanlardan Faruk Ilgaz'ın adını verdikleri için...
Basın tribününe, Fenerbahçe'yi yazılarıyla şiirleştiren İslam Çupi'nin adını verdikleri için...
Şampiyonluk elbette çok önemlidir, hele ahir ömründe Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu gören 'romantik Fenerbahçeliler'i ağlatacak kadar önemlidir.
Ama 'vefa duygusu' da en az şampiyonluk kadar önemlidir.
Halit Çapın'ın dediği gibi:
'Ahir ömrümüzde içimizdeki sevdanı yeni baştan yeniledin, kalp atışlarımıza bir başka ritim getirdin, aziz Fenerbahçe...'
Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının bu vefa duygusuna her Fenerbahçeli saygı duymalıdır, unutmamalıdır.
Fenerbahçe'yi Fenerbahçe yapan, sadece şampiyonluk kupaları ya da rakip takımın kalelerine giren toplar değildir.
***
BİR örnek...
Yıl 1948, Halit Deringör, Fenerbahçe takımının solaçığıdır, Londra Olimpiyatı'na gidecek futbol takımına seçilmiştir, fakat bazıları oyunlar oynayarak, Halit Deringör'ü kadrodan çıkarırlar. Fenerbahçe kulübü, bunu kabul etmez, 'Madem siz, benim futbolcumu entrikayla kadrodan çıkardınız, biz de onu kendi paramızla Londra'ya gönderiyoruz.' der.
***
HALİT Deringör, kulübün parasıyla Londra'ya gider, bir ay kalır, döner, cebinde kulübün verdiği paradan bir miktar kalmıştır. Bir gün Galata Köprüsü'nde, kulübün muhasebecisi Suat Belgin'le karşılaşır. (Spor yorumcusu Kemal Belgin'in babası) Suat Belgin sıkıntılıdır, Halit Deringör zorlayınca anlatır, su parasını ödeyemedikleri için, Fenerbahçe stadının ve kulübün suyu kesilmiştir, 400 lira bulmak için, zengin Fenerbahçelilerden 'Yağcı Ali'nin dükkanına gitmektedir.
Halit Deringör sorar:
'Su borcumuz ne kadar?'
'400 lira!'
'Al ben sana 400 lirayı vereyim, sen de bana karşıya geçmek için vapur parası ver, bir kuruşum yok!'
Suat Belgin inanmak istemez, bu 400 lira, Halit Deringör'ün Londra'da artırdığı, kulübün parasıdır, ona kimse bu paranın hesabını sormayacaktır ama, o da 'romantik' bir Fenerbahçelidir.
***
İŞTE Fenerbahçelilik budur.
Şampiyonluk kutlu olsun!


Hasan Pulur
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
lacivert, foruma yazdı.
Doğrudur.
Fenerbahçenin ilk renkleri sarı-beyazdır. Fenerbahçe semtinde bulunan kırlardaki papatyalardan esinlenilmiştir. Kısa bir süre sonra sarı-lacivert olmuştur.
İlk amblem de denildiği gibi Fenerbahçe burnundaki ışık saçan Fener'dir.
Daha sonra 1910 yılında Topuz Hikmet (Hikmet Topuzer) şu andaki amblemi çizmiştir.
Türkiyedeki hemen hemen en eski kulüp amblemidir.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
lacivert, foruma yazdı.
İntercontinental Cup Şampiyonları

1960 Real Madrid
1961 Penarol
1962 Santos
1963 Santos
1964 Internazionale
1965 Internazionale
1966 Penarol
1967 Racing Club
1968 Estudiantes
1969 Milan
1970 Fejenoord
1971 Nacional
1972 Ajax
1973 Independiente
1974 Atletico Madrid
1975 Oynanmadı
1976 Bayern Münih
1977 Boca Juniors
1978 Oynanmadı
1979 Olimpia
1980 Nacional
1981 Flamengo
1982 Penarol
1983 Gremio
1984 Independiente
1985 Juventus
1986 River Plate
1987 Porto
1988 Nacional
1989 Milan
1990 Milan
1991 Kızılyıldız
1992 Sao Paulo
1993 Sao Paulo
1994 Velez Sarsfield
1995 Ajax
1996 Juventus
1997 Borussia Dortmund
1998 Real Madrid
1999 Manchester United
2000 Boca Juniors
2001 Bayern Münih
2002 Real Madrid
2003 Boca Juniors
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
lacivert, foruma yazdı.
Copa Libertadores Şampiyonları

1960 Penarol (Uruguay)
1961 Penarol (Uruguay)
1962 Santos (Brezilya)
1963 Santos (Brezilya)
1964 Independiente (Arjantin)
1965 Independiente (Arjantin)
1966 Penarol (Uruguay)
1967 Racing Club (Arjantin)
1968 Estudiantes (Arjantin)
1969 Estudiantes (Arjantin)
1970 Estudiantes (Arjantin)
1971 Nacional (Uruguay)
1972 Independiente (Arjantin)
1973 Independiente (Arjantin)
1974 Independiente (Arjantin)
1975 Independiente (Arjantin)
1976 Cruzeiro (Brezilya)
1977 Boca Juniors (Arjantin)
1978 Boca Juniors (Arjantin)
1979 Olimpia Asuncion (Paraguay)
1980 Nacional (Uruguay)
1981 Flamengo (Brezilya)
1982 Penarol (Uruguay)
1983 Gremio (Brezilya)
1984 Independiente (Arjantin)
1985 Argentinos Juniors (Arjantin)
1986 River Plate (Arjantin)
1987 Penarol (Uruguay)
1988 Nacional (Uruguay)
1989 Atletico Nacional Medellín (Kolombiya)
1990 Olimpia Asuncion (Paraguay)
1991 Colo Colo (Şili)
1992 Sao Paulo (Brezilya)
1993 Sao Paulo (Brezilya)
1994 Velez Sarsfield (Arjantin)
1995 Gremio (Brezilya)
1996 River Plate (Arjantin)
1997 Cruzeiro (Brezilya)
1998 Vasco da Gama (Brezilya)
1999 Palmeiras (Brezilya)
2000 Boca Juniors (Arjantin)
2001 Boca Juniors (Arjantin)
2002 Olimpia Asuncion (Paraguay)
2003 Boca Juniors (Arjantin)
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
lacivert, foruma yazdı.
Murat Özgül hakkında sevdiğim bir kardeşimin yaklaşık 3-4 ay önce yazdığı bir yazı vardı. Pek çok Fenerbahçelinin duygularına tercümandır bence bu yazı Murat Özgül konusunda..

Başka bir “İyi Fenerbahçeli” aranıyor.

Başlık, Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımının koçu olmak için yeterli olan(?) kriteri içinde barındırmaktadır. “Duyduk duymadık” demeyin ahali!!! Bu arada…Adınız Murat Özgül değilse hiç heveslenmeyin ahali!!!
 
Giriş: Her hafta sonu (veya fikstüre göre hafta içi) gazeteyi açıyoruz. Gazetenin, Sabah veya Hürriyet gibi normal bi gazete (diğer gazeteler alınmasın “normal” lafından, malum spor gazeteleri “anormal” adledilmekte misyonlarından ve yapılarından mütevellit) olduğunu tahayyül edelim. Gelişme: Takriben arkadan dördüncü sayfada “Fener Kolej sınavından geçemedi”, “Renault Fener’e tur bindirdi” başlığıyla girişi yapılan istatistik dökümü ve maç yorumlarını görüyoruz. Sonuç: Mecburen okuyoruz ve dışardan görenin “Bu çocuğu La Paix’e kaldıralım” diyeceği bir halet-i ruhiye’ye koşuyoruz.
 
Sadece Fenerbahçe’nin değil, herhangi bir takımın veya sporcunun, hangi branşta olursa olsun yenilmesine, söylenebilecek tek kelime yok. Yalnız “Yenilmek” eyleminin de kendine göre bir raconu var. Konuyu branşlara yayıp dallandırıp budaklandırmadan, saded paralelinde ilerleyelim ve basketboldan konuşalım.
 
Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımının bu seneki çizgisi, benim takımı, “maçını bilerek kaybeden boksör” olarak görmeme sebep oluyor. Yek olarak oyuncuları, teknik heyeti ve yönetimi suçluyor değilim. Hepsini toptan suçluyorum. “Sen hakikaten La Paix’liksin” demeden önce bir kulak verin.
 
Sayın Aziz Yıldırım başkanlığındaki yönetim kurulunun basketbola kambur olarak baktığı, hiçbir gelir kapısının basketbol menşeili açılmadığını düşündüğü aşikar. Bunu aşmak için herhangi bir çabası olup olmadığı tartışılır. Bu ülkede, “Fenerbahçe” dendiği zaman açılması muhtemel kapıların zillerinin, yönetim tarafından ne kadar çalındığı da tartışılır. Amatör şubelerin gitgide daha fazla angarya olarak görüldüğü, kapatılma kararının sadece bir yönetim kurulu toplantısına baktığı şu zamanlarda, “Fenerbahçe Spor Kulübüdür” söyleminin ısrarla devamı takdire şayan ancak bu söylemin hakkının kimi platformlarda hakkıyla verilip verilmediği de tartışılır. O tartışılır, bu tartışılır… Tartışılmayacak tek şey “Fenerbahçe’nin bulunduğu her yerde, rekabetin olduğu ve bu rekabet dağında zirve görmesi muhtemel adayların ilkinin Fenerbahçe olduğudur”. Bunu kimse değiştiremez. Bu tartışılmaz gerçek çerçevesinde, yönetim kurulu ve sayın başkan gereken HER NE OLURSA OLSUN yapmak ZORUNDADIR.
 
Teknik heyet’e gelince; biz gelmeyelim onlar gitsin aslında… Şaka (her şakada gerçek payı vardır ya) bi yana, Fenerbahçe Spor Kulübünde, vasıf istemeyen herhangi bir işte çalışmak için “İyi Fenerbahçeli” olmak “yeter şart” olabilir ama sporculuk, yöneticilik gibi beceri isteyen görevler için “İyi Fenerbahçe”lilik sadece “gerek şart” olmalıdır. Aşağıda “Erkek Basketbol Takımı”mızın koçu Sayın Murat Özgül için, çeşitli ağızlardan sarfedilen cümlelerden bir kaçını bulacaksınız. Önce onları okuyalım:
 
-“Tamam, öyle çok büyük bir koç değil ama iyi Fenerbahçeli”
-“Birinci sınıf bir koç olmayabilir ama Fener’de şampiyon mu olacak yahu? Hem iyi bir Fenerbahçelidir.”
- “Elindeki oyuncular iyi değilse adam ne yapsın? Hem onun gibi Fenerbahçeli koç bulunmaz”
 
Şu yukarıdaki 3 örneği alabildiğine bir irdeleyelim.
 
“Öyle büyük bir koç değil”miş Sayın Özgül… Amerika’nın keşfini bir daha gözünüze sokmak niyetinde değilim ama Fenerbahçe büyük bir takımdır. Spor gazeteleri sayesinde, bu tip konular tartışılırken dilimize pelesenk olan, “Ferrari’nin başına kamyon şöförü oturtmak” ve “Porsche’ye Serçe motoru takmak” gibi benzetmeler tencereye kapak gibi . Yönetimin ekonomik kaygılarıyla takım sıradanlaştırılmış olabilir ancak bu durumun camia tarafından kabullenilmesi gibi bir şart yoktur. Böyle bir şart olmadığı gibi camianın normal refleksi bunu kabullenmemek olmalıdır.
 
“Fener de şampiyon mu olacak yahu”… Yukarda rekabetle ilgili bir şeyler var. Ağır bir itham olarak değerlendirilebilir ama bunların inkarı Fenerbahçelilik değildir. Müessese takımları bizden daha kuvvetli olabilir. ANCAK her ne olursa olsun, bizden defalarca fazla şampiyonluk kazanmış o takımların hiçbiri Fenerbahçe’den daha büyük değildir. Fenerbahçe’nin, bir asıra kapı komşusu tarihinde tırnak mertebesine erişememişlerdir ve erişemeyeceklerdir. İddia, başarı hırsı, Fenerbahçe’nin armasında, renklerinde, tarihinde, ruhunda vardır. Bunun aksini nerede, hangi şartta olursa olsun kabul edebilen Fenerbahçeli değildir. Bunun aksi şartların varolmasına kayıtsız kalanlar günün birinde hesap vereceklerdir.
 
“Elimizdeki oyuncular kötü.”… Pekala… Biraz da teknik soru-cevap. Bu oyuncularla, ligde oynadığımız her maçta “farklı” denebilecek şekilde öne geçiyoruz. Sonrası şarkı nakaratı gibi “Yeniiliyoruum”… Takım sporları olsun, birey sporları olsun, satranç tahtasında yapılan sporlardır. Oyuncuların satranç taşından zerre farkı yoktur. Kimi, piyon gibi düz hamleler yapabilirken, kimisi de vezir gibi yeteneklidir. Bütün (hadi biraz pay bırakalım ve bütüne yakın) fark, satrancı oynayan kişidedir. Bir takım öne geçtiği maçları sürekli kaybediyorsa, yüzüp yüzüp kuyruğa gelme raddesinde sürekli sorun yaşıyorsa, ben bunu tamamen oyuncuların yeteneklerine atfetmekte zorluk çekerim. Kaldı ki bir takımın oyuncularının kötü olduğunu düşünsek bile o takımdaki oyuncu seçimlerini yapan koçtur ve hangi meslek kolunda olursa olsun, sahip olduğu imkanların rahatsız edici derecede sınırlı olduğunu düşünen insan, bu şartların değişme şansı yoksa tek bir yol seçer… Malumunuz…
 
Bütün bunların dışında… Ortak nokta… Başlık… Zurnanın zırt dediği yer… Ben kendimce iyi bir Fenerbahçeliyim. Gene kendimce, “İyi Fenerbahçeli” olarak değerlendirdiğim arkadaşlarım, abilerim var. Eğer basketbol koçu olmak için gerekenler, bütün sportif ve yönetsel nedenlerden farklı olarak, mensup olduğu, çalıştığı camiaya bağlılıksa biz de varız. Ama böyle değilse, sanırım olmaması gereken bir şeyler, birileri var.
 
İyi bir Fenerbahçeli gereğini yapar.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
lacivert, foruma yazdı.
Murat Özgül hakkında sevdiğim bir kardeşimin yaklaşık 3-4 ay önce yazdığı bir yazı vardı. Pek çok Fenerbahçelinin duygularına tercümandır bence bu yazı Murat Özgül konusunda..

Başka bir “İyi Fenerbahçeli” aranıyor.

Başlık, Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımının koçu olmak için yeterli olan(?) kriteri içinde barındırmaktadır. “Duyduk duymadık” demeyin ahali!!! Bu arada…Adınız Murat Özgül değilse hiç heveslenmeyin ahali!!!
 
Giriş: Her hafta sonu (veya fikstüre göre hafta içi) gazeteyi açıyoruz. Gazetenin, Sabah veya Hürriyet gibi normal bi gazete (diğer gazeteler alınmasın “normal” lafından, malum spor gazeteleri “anormal” adledilmekte misyonlarından ve yapılarından mütevellit) olduğunu tahayyül edelim. Gelişme: Takriben arkadan dördüncü sayfada “Fener Kolej sınavından geçemedi”, “Renault Fener’e tur bindirdi” başlığıyla girişi yapılan istatistik dökümü ve maç yorumlarını görüyoruz. Sonuç: Mecburen okuyoruz ve dışardan görenin “Bu çocuğu La Paix’e kaldıralım” diyeceği bir halet-i ruhiye’ye koşuyoruz.
 
Sadece Fenerbahçe’nin değil, herhangi bir takımın veya sporcunun, hangi branşta olursa olsun yenilmesine, söylenebilecek tek kelime yok. Yalnız “Yenilmek” eyleminin de kendine göre bir raconu var. Konuyu branşlara yayıp dallandırıp budaklandırmadan, saded paralelinde ilerleyelim ve basketboldan konuşalım.
 
Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımının bu seneki çizgisi, benim takımı, “maçını bilerek kaybeden boksör” olarak görmeme sebep oluyor. Yek olarak oyuncuları, teknik heyeti ve yönetimi suçluyor değilim. Hepsini toptan suçluyorum. “Sen hakikaten La Paix’liksin” demeden önce bir kulak verin.
 
Sayın Aziz Yıldırım başkanlığındaki yönetim kurulunun basketbola kambur olarak baktığı, hiçbir gelir kapısının basketbol menşeili açılmadığını düşündüğü aşikar. Bunu aşmak için herhangi bir çabası olup olmadığı tartışılır. Bu ülkede, “Fenerbahçe” dendiği zaman açılması muhtemel kapıların zillerinin, yönetim tarafından ne kadar çalındığı da tartışılır. Amatör şubelerin gitgide daha fazla angarya olarak görüldüğü, kapatılma kararının sadece bir yönetim kurulu toplantısına baktığı şu zamanlarda, “Fenerbahçe Spor Kulübüdür” söyleminin ısrarla devamı takdire şayan ancak bu söylemin hakkının kimi platformlarda hakkıyla verilip verilmediği de tartışılır. O tartışılır, bu tartışılır… Tartışılmayacak tek şey “Fenerbahçe’nin bulunduğu her yerde, rekabetin olduğu ve bu rekabet dağında zirve görmesi muhtemel adayların ilkinin Fenerbahçe olduğudur”. Bunu kimse değiştiremez. Bu tartışılmaz gerçek çerçevesinde, yönetim kurulu ve sayın başkan gereken HER NE OLURSA OLSUN yapmak ZORUNDADIR.
 
Teknik heyet’e gelince; biz gelmeyelim onlar gitsin aslında… Şaka (her şakada gerçek payı vardır ya) bi yana, Fenerbahçe Spor Kulübünde, vasıf istemeyen herhangi bir işte çalışmak için “İyi Fenerbahçeli” olmak “yeter şart” olabilir ama sporculuk, yöneticilik gibi beceri isteyen görevler için “İyi Fenerbahçe”lilik sadece “gerek şart” olmalıdır. Aşağıda “Erkek Basketbol Takımı”mızın koçu Sayın Murat Özgül için, çeşitli ağızlardan sarfedilen cümlelerden bir kaçını bulacaksınız. Önce onları okuyalım:
 
-“Tamam, öyle çok büyük bir koç değil ama iyi Fenerbahçeli”
-“Birinci sınıf bir koç olmayabilir ama Fener’de şampiyon mu olacak yahu? Hem iyi bir Fenerbahçelidir.”
- “Elindeki oyuncular iyi değilse adam ne yapsın? Hem onun gibi Fenerbahçeli koç bulunmaz”
 
Şu yukarıdaki 3 örneği alabildiğine bir irdeleyelim.
 
“Öyle büyük bir koç değil”miş Sayın Özgül… Amerika’nın keşfini bir daha gözünüze sokmak niyetinde değilim ama Fenerbahçe büyük bir takımdır. Spor gazeteleri sayesinde, bu tip konular tartışılırken dilimize pelesenk olan, “Ferrari’nin başına kamyon şöförü oturtmak” ve “Porsche’ye Serçe motoru takmak” gibi benzetmeler tencereye kapak gibi . Yönetimin ekonomik kaygılarıyla takım sıradanlaştırılmış olabilir ancak bu durumun camia tarafından kabullenilmesi gibi bir şart yoktur. Böyle bir şart olmadığı gibi camianın normal refleksi bunu kabullenmemek olmalıdır.
 
“Fener de şampiyon mu olacak yahu”… Yukarda rekabetle ilgili bir şeyler var. Ağır bir itham olarak değerlendirilebilir ama bunların inkarı Fenerbahçelilik değildir. Müessese takımları bizden daha kuvvetli olabilir. ANCAK her ne olursa olsun, bizden defalarca fazla şampiyonluk kazanmış o takımların hiçbiri Fenerbahçe’den daha büyük değildir. Fenerbahçe’nin, bir asıra kapı komşusu tarihinde tırnak mertebesine erişememişlerdir ve erişemeyeceklerdir. İddia, başarı hırsı, Fenerbahçe’nin armasında, renklerinde, tarihinde, ruhunda vardır. Bunun aksini nerede, hangi şartta olursa olsun kabul edebilen Fenerbahçeli değildir. Bunun aksi şartların varolmasına kayıtsız kalanlar günün birinde hesap vereceklerdir.
 
“Elimizdeki oyuncular kötü.”… Pekala… Biraz da teknik soru-cevap. Bu oyuncularla, ligde oynadığımız her maçta “farklı” denebilecek şekilde öne geçiyoruz. Sonrası şarkı nakaratı gibi “Yeniiliyoruum”… Takım sporları olsun, birey sporları olsun, satranç tahtasında yapılan sporlardır. Oyuncuların satranç taşından zerre farkı yoktur. Kimi, piyon gibi düz hamleler yapabilirken, kimisi de vezir gibi yeteneklidir. Bütün (hadi biraz pay bırakalım ve bütüne yakın) fark, satrancı oynayan kişidedir. Bir takım öne geçtiği maçları sürekli kaybediyorsa, yüzüp yüzüp kuyruğa gelme raddesinde sürekli sorun yaşıyorsa, ben bunu tamamen oyuncuların yeteneklerine atfetmekte zorluk çekerim. Kaldı ki bir takımın oyuncularının kötü olduğunu düşünsek bile o takımdaki oyuncu seçimlerini yapan koçtur ve hangi meslek kolunda olursa olsun, sahip olduğu imkanların rahatsız edici derecede sınırlı olduğunu düşünen insan, bu şartların değişme şansı yoksa tek bir yol seçer… Malumunuz…
 
Bütün bunların dışında… Ortak nokta… Başlık… Zurnanın zırt dediği yer… Ben kendimce iyi bir Fenerbahçeliyim. Gene kendimce, “İyi Fenerbahçeli” olarak değerlendirdiğim arkadaşlarım, abilerim var. Eğer basketbol koçu olmak için gerekenler, bütün sportif ve yönetsel nedenlerden farklı olarak, mensup olduğu, çalıştığı camiaya bağlılıksa biz de varız. Ama böyle değilse, sanırım olmaması gereken bir şeyler, birileri var.
 
İyi bir Fenerbahçeli gereğini yapar.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
lacivert, foruma yazdı.
Murat Özgül'ün Fenerbahçe coach'luğundan istifa etmesini gerektiren pekçok hadise yaşandı bu sezon.. Dolayısıyla gitmesi temelde doğru..

Sadece zamanlama olarak yanlış oldu. Bu kadar zaman gitmesi gerekirken gitmedi, play-off serisinde durum 2-2 iken gitti..

Yine de hayırlısı olmuştur. Kendisi kredisini belki de 20 kere doldurmuştu taraftarın gözünde..
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Önceki Yorumlar
HABERLER