#
#
Ya Bergkamp'ın kanatları olsaydı? Uçamayan bir adam için fazla iyi değil miydi?
26/11/2012 - 01:05

Futbolu en basit oynayan adamlardan Johan Cruyff'ün kulakları tırmalayan bir sözü vardır: ''Futbol basit bir oyundur, zor olan ise futbolu basit oynamaktır.'' der. Gerçekten de haklıdır. Zira futbol tarihi,  verip kaçamayan bir çokları görmüş geçirmiştir. İzlerken göze hoş gelen, oynarken adamı perişan eden olmuştur hep. İş ''ayakla'' bitse, 3 milyar adam futbolcu olurmuş ya zaten, neyse. Hollanda'da topraklar, sadece çiçek bahçelerine kol kanat germezmiş zaar. Bir uçamayan Hollandalı geçmiş vakt-i zamanında oralardan, Cruyff'ün anlattığı kadar basit, Einstein'la birebire girebilecek kadar da zekiymiş...

Dennis Bergkamp 1969'da, Hollanda'da çiçeklerin yeşermeye başladığı, baharın en güzel günlerinin birinde Amsterdam'da dünyaya gelir. Yazgısında futbol vardır aslında. Babası futbol oynamaya yeltenir, fakat amatör liglerde bir kaç çalım dener, hayat ona katı bir savunmayla karşılık verince de bir teknisyen olmakla yetinir. ''Ben yapamadım, sen yap a oğul'' dercesine oğlunun ismini, aynı dönemde Manchester United'da forma giyen Denis Law'a duyduğu hayranlıkla Denis koymak ister. Nüfus müdürü dille ilgili katı kuralları belirtince de Dennis ile yetinir. Halbuki üzülmesine gerek yoktur. Gittiği hiçbir yerde zaten oğluna ismiyle seslenilmeyecektir, yeri geldiğinde Iceman veya Bergy, yeri geldiğinde de inanılmaz yeteneklerine ithafen Tanrı benzetmesi yapılacak, zamanı geldiğinde de Highbury'nin uçamayan Hollandalı'sı olacaktır Dennis. 

Ajax'ın oyuncu politikası, tıpkı bugünki gibi o dönemde de alt yapıya yöneliktir. Dennis de şansını ilk olarak memleketinin takımında dener. 11 yaşında Amsterdam Arena'yı ilk kez solur ve ardından dönemin teknik direktörü Johan Cruyff ona Roda karşısında 14 Aralık 1986'da ilk kez şans verir. Yıllar önce tanımladığı gibi Cruyff, yıllar sonra ilk kez onu haklı çıkartacak olan Dennis'i De Meer'in kucağına bırakırken ne kadar haklı olduğunu anlar. Futbol herkesin anlayabileceği kadar basit,  oynayamayacağı kadar zordur... Henüz ilk sezonunda 23 karşılaşmaya çıkan Dennis, kısa sürede kendini kabullendirir. Uçamayan bir Hollandalı'ya göre, kanatta oldukça hızlıdır. Zaten kanatsız olması, ona dair yapılabilecek tek eleştiridir. 1989-90' sezonu onun için bir dönüm noktasıdır. Geride bıraktığı yılların ardından artık kırmızı beyaz formanın altında değişmez bir oyuncu haline gelen Dennis, aynı sezonda 36 maçta 29 gol kaydeder. Ardından ilk madalyonlarını geçirir o cılız boynuna,  1991'den 93'e kadar gol kralı olurken, 92-93' yıllarında Hollanda'da Yılın Futbolcusu seçilir. Memleketinin takımıyla 7 sezonda 239 maça çıkan Dennis, 139 gol kaydeder. Doğduğu şehirden ilk kez göçecek olan Dennis'e teklifler yağar, akıl hocası Cruyff ona Real Madrid'e gitmesi yönünde tavsiyede bulunur. Fakat, Bergkamp İtalya'da ısrarcı olur. Gelecek durağı için çizme yolu gözükmüştür artık.

O dönemde Serie A futbolun modern beşiğiydi. Kırılmaz savunmaların, bir çok efsanenin merkeziydi. Dennis'in sıradaki durağı elbette burası olmalıydı, en iyilerle oynayıp, en iyi olmayı hak etmeliydi çünkü. O da öyle yaptı. Inter'in 7.1 milyon Euro'luk telifine evet diyerek,  Giuseppe Meazza'nın kollarına attı kendisini. Fakat rüya gibi ilerleyen bir çok şeyin arasında, kırılmaz savunmaların karşısında gol aramak her yiğidin harcı değildi. Hollanda'da işler saat gibi ilerlerdi, herkes atmak ister, daha fazla atan da kazanırdı. İtalya'da ise attırmazsan kraldın. Ligde işler yolunda gitmiyordu fakat Avrupa'da futbol hala güzeldi. Aynı sezonda UEFA Kupası'nı kazanırken, gol krallığı tacını da başına geçiren uçamayan Hollandalı, yavaş yavaş kanatlanıyordu. Bir yandan da kader ağlarını örmekteydi onun ardından. Burada geçirdiği henüz 2. sezonda 3. teknik direktörüyle çalışmak durumunda kalmasına bir de kırılmaz savunmaların, ayak kıran savunmacıları eklenince, ayrılık vaktinin gelmesi içten bile değildi. Formsuzluğu sebebiyle kötü geçen bir haftanın ardından, İtalyan basını onu Haftanın Eşeği olarak lanse ediyordu. Sahada olana cevap, sahada verilirdi. Dennis'in konuşma vakti de gelip çatmıştı, uçamayan Hollandalı Londra'nın yolunu tutuyordu.

Dennis,  7.5 milyon Euro'ya, rekor fiyatla Arsenal'a transfer olurken bir çok otorite dönemin menajeri Bruce Rioch'u delilikle suçluyordu. 7.5 milyon, böyle bir adama verilir miydi? - Herhalde bugünkü değerleri duysa kendini vurmaya yeltenecek bu kesim şimdilik sadece laf salatası yapıyordu - İngiltere'de de ilk zamanlarında sıkıntı yaşıyordu Bergkamp, bir çok insan Hollanda Ligi'nden çıkan bir çok gol kralı gibi, onun da bir balondan ibaret olduğunu düşünmeye başlamıştı bile. İngiltere, çok acımasız bir yerdi doğrusu. Fakat, cevap verme sırası gelecekti. Ertesi sezon takımın başına, bir deha olan Arsene Wenger geçecekti. Daha ilk günden, elindeki cevherin farkında olan bu zanaatkar, onu yıllar boyu Bergkamp ile birlikte anılacak olan o mevkiye, forvetin arkasına çekmişti bile. Wenger ile ilk sezonunda 13 asist yapan Bergkamp, harika yılların henüz başındaydı. Takip eden sezonda 22 golle takımının en golcü oyuncusu olan bu adam, sadece 2 yıl önce yüzüne bakılmayan Bergkamp mıydı? Evet, inanması güçtü fakat öyleydi. Bir dahinin haddinden sadece bir dahi gelebilirdi, o da Wenger'di. 99-2000'de attığı 18 gole rağmen, Galatasaray'a kaybederken aslında çok şey kazanıyordu bu adam. Henry, Arsenal tarihinin gördüğü en iyi forvetti, onun saz arkadaşı ise kafasıyla top oynayan Bergkamp'tı. Highbury tribünleri, daha güzel bir senaryoyu hayal bile edemezdi. Adeta bir sanatçıydı Bergkamp, o sadece gol atmazdı. O attıktan sonra, gol en az 5 kez daha gösterilirdi. Zira basit goller atamayacak kadar güzeldi. Bunu en güzel Sir Bobby Robson özetliyordu, 2002'de Newcastle'a attığı golden sonra: ''Bunun için kimseyi suçlayamazsınız. Sadece Bergkamp'ın harika bir şey yaptığını kabul etmek zorundasınız.'' gerçekten öyleydi. Bir kaleci olunsa, gol yenilecek ilk adam olurdu o. Bu kadar güzelini yedikten sonra, insanın üzülmeye vakti bile olmazdı. Fakat futbol eskisi gibi değildi artık, onun için bile ayrılık kaçınılmazdı. Gitmesi gerekiyordu, tıpkı bir şarap gibi yıllanmıştı Bergkamp, yıllananları sevmezdi futbol...

15 Nisan 2006, yıllanan şarabın son nazlanışıydı. Arsenal taraftarları Highbury'e vedaya hazırlanırken, Bergkamp'ın gitmesi olacak iş miydi? Oluyordu işte. Zaman sevmek için yanlış zamandı zaten. 2. yarıda Bergkamp oyuna girip, Pires'e attırıp bir de kendisi atacaktı dakikalar 89'a geldiğinde. Zaman onu da alıp götürüyordu olması gerektiği yerden çok uzağa. Bir kalecinin gol yemek için ayağının içine baktığı, bir mevkinin adını veren, belki de Hollanda'dan yetişen en güzel çiçeklerden birinin solma vaktiydi. Hani uçamayan Hollandalı'ydı Bergkamp? Uçup gidiyordu işte Highbury'den...

Şahin Ateş
twitter, vine, instagram, youtube, vimeo ve facebook postlarını url ekleyerek girebilirsiniz.

bbcode'un tüm nimetlerinden faydalanabilirsiniz.
• [b]kalın yazı[/b]: kalın yazı
• [i]italic yazı[/i]: italic yazı
• [u]altı çizgili yazı[/u]: altı çizgili yazı
Teknoloji devi Apple’ın kablosuz şarj cihazı AirPower, halen satışa sunulmuş değil. Çıkışı...