#
#
FUTBOL KÜLTÜRÜ
Erol Malkoç, Belçika’dan Türkiye’ye uzanan futbol hikayesini Kuzey'den Fikret Aydemir’e anlattı..
14/02/2017 - 11:58
Belçika’da KSC Grimbergen futbol takımında futbol oynadıktan sonra Renaissance Schaerbeek’te antrenörlüğe başlayan Erol Malkoç, Fas 1. Ligi’nde Kenitra takımını çalıştırarak, “Fas’ta ilk Türk hoca” oldu.
 
Belçika Futbol Federasyonu’nun yurtdışında çalışan hocalar için açtığı UEFA Pro-Lisans eğitimine katılmak üzere Brüksel’e gelen Erol Malkoç, Antalyaspor’da yardımcı hocalıktan sonra şimdi de Beşiktaş’ta görev yapıyor.
 
Beşiktaş Teknik Direktörü Şenol Güneş’in yardımcılığını yapan Erol Malkoç, futbola bakışını, Belçika ve Türkiye’deki futbol aylayışını KUZEY’e anlattı…
 
Belçika’dan Türkiye’ye nasıl gittiniz?
Fas’ta teknik direktörlük yapıyordum. Antalyaspor Başkanı Fas’a gelmişti ve bana “Türkiye’de çalışmayı düşünür müsün?” diye sordu. Zaten ideallerim arasında Türkiye’de çalışmak vardı. Hedeflerimden birisi de Türkiye’de çalışmaktı. Böyle bir imkan doğunca ben de kabul ettim. Çalıştırdığım kulübümle anlaşmam vardı. Bir dizi görüşmelerden sonra kulübümü ikna ettim ve Antalyaspor’a gittim.
 
Türkiye’de yıldızınız, Antalyaspor’un başında çıktığınız ve Fenerbahçe’yi 4-0 yendiğiniz maç ile mi parladı?
Sadece bir maça endeksli bakmamak lazım. Geçmişimiz var. 2002 yılından beri antrenörlük kursuyla başlayan bir sürecin sonucunda buraya geldim. 14-15 yıllık tecrübe ve birikimin sonucu desek daha doğru olur. Futbolda şans çok önemli ve ne zaman, ne olacağı belli olmuyor. Şansı iyi kullanmak, fırsatları iyi değerlendirmek gerekir. Ben inançlı bir insanım. Bu nedenle “Allah’ın takdiri” diyorum. Ama, elbette o maç bizi daha çok öne itti. Herkesin tanımasını sağladı.
 
Beşiktaş’a geliş hikayeniz nasıl oldu?
Sezon başında Antalyaspor ile başladık. Antalyaspor’da bence her şey çok güzel gidebilirdi. Çok güzel bir kurum, çok güzel bir kulüp. Çok daha iyi yerlere gelmeyi hak ediyor. Ama Türkiye’de her şey çok çabuk değişiyor. Başkan ile görüşüyorsunuz. O başkan 15 gün sonra orada olmayabiliyor. Başkan ayrılınca, yerine yeni bir başkan geldi. Çok iyi projelerle geldi yeni başkan. Benim en iyi çalışabileceğim başkan olarak görüyordum kendisini.
Maçlarda alınan kötü sonuçlar ayrılığı da beraberinde getirdi. Yeni hoca kendi ekibi ile geldi Antalyaspor’a. Bana Antalyaspor’da farklı görevler teklif ettiler. Ben kabul etmedim. Çünkü, doğal olanı buydu. Yeni hoca ekibiyle çalışmak ister. Bizim de ayrılmamız gerekiyordu çünkü bir ekiptik.
Şenol hocam ile konuştuk. Şenol hoca, “Büyük bir kulüpte çalışmak ister misin?” deyince hiç düşünmeden kabul ettim. Ben de hocayla çalışmayı zaten çok istiyordum. Büyük kulüpte görev yapmak istiyordum. Bence Türkiye’yi, Türk futbolunu tanımak için en iyi hocanın Şenol hoca olduğunu düşündüğüm için kabul ettim.
 
“Büyük kulüp görmek istiyordum” diyorsunuz. Göreceli olsa da büyük kulüp ile küçük kulüp arasındaki fark nedir?
Kulüplerin yapısı farklı. Büyük kulübe büyük oyuncular geliyor. Dünya çapındaki oyuncularla çalışıyorsunuz. Türkiye’de aslında büyük kulübü temsil eden aslında camia. O camialar da sonuç odaklı. Sonuç alamadığınız zaman o camialardan olmuyorsunuz. Küçük kulüplerde daha rahatsınız. Büyük kulüplerde her zaman bir sonuç baskısı var.
 
Türkiye’de bir proje olmadığı için, sadece sonuçlarla ilgilenildiği için, sadece sonuç üretmek zorundasınız. Üretemezseniz o sistem sizi oradan dışarı atıyor. Orada olamıyorsunuz. Tutunamıyorsunuz. Ama bir proje olsa, herkes hem daha rahat çalışır hem de daha üretken olabilirsiniz. Bu sistemle Türkiye’de uzun vadeli üretim olacağını düşünmüyorum.
 
Bu bir çelişki değil mi? Biz daima takımımız büyüsün, ilerlesin, Avrupa’da kupa kaldırsın istiyoruz. Ama 3 maç iyi sonuç alamayınca hocayı kovuyoruz. Her şeye sil baştan başlıyoruz.
Muhakkak bir çelişki ama bu yapıyla alakalı. Bunu bir günde değiştiremezsiniz. Bunu değiştirecek olanlar da yine kulüpler. Bu aslında bir devlet politikası olması lazım. Hep aynı şeyi söylüyorum. Üretim politikası olması lazım. Bunu yapmadığınız zaman futbolu hem sosyal hem kültürel hem ekonomik hem de sportif alanları var. Bu dördünü ayrı ayrı düşünürseniz başarılı olamazsınız. Bunları bir arada düşünüp bir kültür yaratmak lazım. Bu kültürü de her alana yaymak lazım.
 
Şenol Güneş ile çalışmak nasıl bir tecrübe?
Dünyada en başarılı Türk hocası olarak ben Şenol hocayı görüyorum. Türkiye’yi çok iyi tanıyor Şenol hoca. Türkiye’deki yapıyı çok iyi biliyor. Ben, onun tecrübelerinden yararlanıyorum. Bana çok faydalı olacağını düşünüyorum. Hem Türkiye’de hem de yurtdışında Şenol hocanın tecrübelerinden faydalanacağımı düşünüyorum.
 
Siz Belçika’da futbol oynadınız, hocalık yaptınız. Şimdi Türkiye’de çalışıyorsunuz. Belçika futbolu ile Türkiye’deki futbol arasında bariz farklar nelerdir?
Öncelikle, kültür farkı var. Türkiye ekonomik olarak çok daha yukarıda ama Belçika’daki üretime baktığınız zaman Türkiye’den kat be kat daha fazla. Türkiye bana göre sadece oyuncu alan, Belçika’da oyuncu satan bir ülke konumunda. Belçika’dan giden oyunculara bakın. Türkiye alıyor, Belçika satıyor. Vizyonlar çok farklı. Türkiye’de para var, Belçika’da eğitim.
 
Belçika milli takımında oynayan futbolcuların hepsi Avrupa’nın en büyük kulüplerinde futbol oynuyor. Bu işin projesini yapan, kültürünü geliştiren ve pazarlamasını yapan ‘sihirli bir el’ mi var?
Muhakkak bir eğitim var Belçika’da. Altyapıya verilen önem ortada. Bu altyapı kültürü nereden başlıyor? Belçika’da bir “D’Onofrio olayı” var. Futbol menejeri Luciano D’Onofrio, bir dönem başkanlığını da yaptığı Standaard Liege’de yeni jenerasyon yakaladı. Standaard’da yetenekli genç oyuncuları bulup, Avrupa’ya pazarlamasını yaptı. Standaard bundan büyük paralar kazanınca ve başarı yakalayınca, Anderlecht, Club Brugge, Genk gibi diğer kulüpler de altyapıya inanılmaz büyük yatırımlar yaptılar. Çünkü birini model, örnek aldılar. Birini örnek aldığınız zaman bir ülke futbolunu etkileyebiliyor.
 
Türkiye’de de böyle bir şey olursa, bir kulüp bunu başarırsa ve diğer kulüpleri etkilerse herkes buna doğru yönelir. Bu etkileme ile alakalı. Belçika’daki bu genç oyuncu atılımını Standaard Liege ile birlikte Luciano D’Onofrio başlatıyor. Bizde de olabilir. Bizde şu anda Altınordu bunu yapıyor. Mesela, Cengiz Ünder’i Başakşehir’e sattılar, stoper Çağlar Söyüncü’yü Freiburg’a sattılar. Emek harcıyorsanız zamana ihtiyacınız var. Zaman ayırdığınız zaman başarı gelebilir. Türkiye’de de olabilir ama bizde çok çabuk yapmak istiyoruz. Başarıyı hemen yakalamak istiyoruz. Fark bu. Belçika’da zaman veriliyor, bizde zaman yok.
 
Bizde hemen başarı istenildiği için hiç kimse zaman harcamak istemiyor. Bugün en iyi hoca, Şenol Güneş veya Fatih Terim, 3 hafta kötü sonuç elde ettiği zaman gidebileceğini konuşuyoruz. Herkes bunu bildiği için herkes sahadaki başarıyı düşünerek hareket ediyor. Bütün çalışmalar buna endeksli yapılıyor.
 
Antalyaspor’da dünyanın en büyük yıldızlarından biri olan Samuel Eto’o ile çalıştınız. Eto’o ile çalışmak nasıl bir tecrübeydi?
Eto’o çok müthiş. Antalyaspor’da Eto’o ile tek tartışan kişi benim. Ama futbol olarak da en iyi anlaştığı kişi yine benim. Eto’o’yu en çok sevmemin sebebi, futbola aynı gözle bakıyor olmamız. O futboldan konuştuğu zaman ben kendimi buluyordum. Ben konuştuğum zaman da o. Hala çok sık haberleşiyoruz. O bir lider aslında. Eto’o olmak kolay değil. Ben kendimi şanslı hissediyorum. Jose Morais ile çalışmak da öyle. Mourinho’nun planlamasını yapan bir hoca ile aynı yerde olmak benim için çok büyük tecrübeydi. Bunlar hep bana farklı şeyler kattı.
 
Eto’o kalibresinden, Eto’o ayarında Beşiktaş veya diğer takımlarımızda futbolcular var mı?
Aslında fark nerede biliyor musunuz? Bizim baktığımız göz ile dünya futbolunun baktığı göz aynı. Hepimiz aynı düşünüyoruz. Baktığımız zaman herkes bireysel düşünüyor. Bir futbolcuyu bir takım gibi düşünüyoruz. Öyle görmemek lazım. Bütün futbolcuları bir takım gibi düşünmek lazım. Tek tek aldığımız zaman bireysel performansa bakıyoruz. Ama kollektif performansa bakmalıyız. Bu anlayışımızı değiştirirsek, biz çok iyi takımlar yaratabiliriz. Milli takım olabiliriz. Bireysel oyuncu tektir. Ama iletişim, beraber oynamak beraber aynı şeyleri paylaşmak, aynı şeyleri düşünmek gerekir. Takım böyle olunur. Yetenekli oyuncularımız var ama aynı şeyleri düşünmüyoruz. Bireysel olarak bir şeyleri başarmaya çalışıyoruz.
 
Belçika’da futbol oynayan gençlere tavsiyeleriniz nedir? Belçika’da veya Türkiye’de futbolcu olmak isteyen gençler nelere dikkat etmeleri gerekir?
Futbol aslında bir kültür. Bizde çocuk 16 yaşına gelince, sıktığın zaman futbolu bırakabiliyor. Piramit yukarı çıktığı zaman sporcuları eksiltmeye başlıyor. Buraya çıkmak için mental, fizik, teknik, taktik olarak çok güçlü olmak gerekiyor. Hepsi bir araya geldiği zaman futbolcu olunuyor. Bizde bir şeylerin eksik olduğunu düşünüyorum. Yetiştirme tarzı veya kültürel de olabilir bu eksiklik.
cem cömert
twitter, vine, instagram, youtube, vimeo ve facebook postlarını url ekleyerek girebilirsiniz.

bbcode'un tüm nimetlerinden faydalanabilirsiniz.
• [b]kalın yazı[/b]: kalın yazı
• [i]italic yazı[/i]: italic yazı
• [u]altı çizgili yazı[/u]: altı çizgili yazı
Elektrikli motosiklet dünyasına dikkat çeken birer model daha eklendi. Teknik olarak ilgi çekici duran Horwin...