#
#
1994 Amerika Dünya Kupası elemeleriydi. Takvim yaprakları 17 Kasım 1993'ü vurduğunda, Paris sokakları yeni bir zafere daha şahitlik etmeye hazırdı.
17/11/2012 - 23:07

1994 Amerika Dünya Kupası elemeleriydi. Takvim yaprakları 17 Kasım 1993'ü vurduğunda, Paris sokakları yeni bir zafere daha şahitlik etmeye hazırdı. Elemeler boyunca istenileni sahaya yansıtamayan iyi bir potansiyel yakalamış, Bulgaristan'ın bu geceyi karartmaya yetecek gücü yok gibiydi.

ABD'de düzenlenecek 1994 Dünya Kupası Finalleri'ne gitmeyi garantileyen (!) 'Allez Les Bleus' (Haydi Mavililer- Fransa Milli Takımı'nın sloganı) Finlandiya deplasmanında gelen galibiyetten sonra grupta rahatlığı ele almış, özgüvenleri ise tavan yapmıştı. Özgüvenleri nasıl tavan yapmasın, lidersiniz ve kalan iki karşılaşmayı da grup sonuncusu İsrail ve Bulgaristan ile oynayacaksınız.

Parc des Princes Stadyumu'nu dolduran binlerce Fransız futbolsever, galibiyet için grup sonuncusu İsrail filelerine gönderilecek gollerin peş peşe gelmesini beklerken, maç sonunda skor tabelasında yazan rakamlar Paris'i bir futbol şehri değil de,  yeniden aşıkların şehri yapmaya yettti. Skor tabelası ağlıyordu. İsrail için 3 gösteren ışıklı ekran, Fransa için 2'yi yazdığında hiç bir Fransız'ın ona bakacak yüreği kalmamıştı. Hemde grup sonuncusu İsrail,  90.dakikada bulduğu golle 3-2 kazanıyordu. Bu mağlubiyet, devrime alışık bu topraklar için gerçekten futbolda yeni bir devrim olmuştu. Bizler gibi onlar da devrim olduğunu düşünüyorlardı. Bundan daha kötüsü ne olabilirdi ki.. Grup sonuncusuna Paris'te son dakika golüyle kaybetmişlerdi. Ancak tarih, öyle demek istemiyordu. Bu, sadece devrimin ayak seslerinden ibaretti. Asıl devrim için savaş alanında direnecek 11 Bulgaristan fedaisi olacaktı.

Tavrim yaprakları 17 Kasım 1993'e geldiğinde,  Parc des Princes Stadyumu'nda Allez Les Bleus'un rakibi Bulgaristan idi. İsrail'den kocaman bir ders alan Desailly, Petit, Deschamps, Laurent Blanc, Jean-Pierre Papin, Eric Cantona ve  Paul Le Guen'un formasını terlettiği Fransızlar'a sadece 1 puan bile Dünya Kupası kapılarını ardına kadar aralayacaktı.

Fransızlar kendilerinden emindi. Oyunun 32. dakikasına kadar tek hakimi onlardı. Skor ise henüz bozulmamıştı. İşte bu dakikada süper star Eric Cantona'nın müthiş volesi Parc des Princes Stadyumu'nu dolduran 50 bin dolaylarındaki Fransız futbolseverin sevinç çığlıkları ile tanışmasıyla birlikte, derin bir ohhh çekmelerine neden oldu. Derin bir ohhh çeken tribünleri ahh çektiren isim ise bir dönem Fenerbahçe'de de oynayacak olan Kostadinov'dan başkası değildi. Skor eşitlenmiş, ilk yarı sonunda skor tabelasına 1-1 yazılmıştı. İkinci yarıda herkesin kafasında şu soru vardı; ya gol yersek? Galibiyet için o gece aşk destanları yazmaya ara veren 50 bin kişi bile, beraberlik için hep bir ağızdan dualara sığındılar. Sahadakiler ise tribünlerin sesine kulak vererek, her şeyi ağırdan alıyordu.
 

Oyuna, Ginola da dahil olmuştu. Dakikalar 89'u bulmuş, Dünya Kupası finallerine artık sayılı saniyeler kalmıştı ki, Ginola sahneye çıkana kadar. Ginola, Bulgar yarı sahasında kazanılan serbest vuruşu, A2 takımından ilk defa A takım formasını giyen bir genç futbolcu hevesiyle aceleci bir şekilde kullandı. Bu aceleci tavrın, bir ülke meselesine dönüşeceğini nerden bilebilirdi ki.. Meşin yuvarlağı Bulgaristan savunması karşıladı ve ani bir atak başladı. Fransa'yı dengesiz yakalayan Bulgarlar, orta alanı çita hızıyla geçti. Top ayağına yapışan Balakov, çok şık bir ara pası ile Kostadinov'u çarprazdan gol çizgisine itmeyi başardı. Savunmacı Blanc ve file bekçisi Bernard Lama ikilisinin müdahalesine karşı ok çoktan yaydan çıkmıştı. Lama'nın üzerine bir okdan çok daha fazlası gelmişti. Bir mermi.. Meşin yuvarlak Fransız'ların fileleri ile kavuştuğundaki sessizlik, savaş alanını andırıyordu.

Devrim yapılmıştı, hem de Bulgaristan devrimi.. Paris ele geçirilmiş, Fransa Dünya Kupası finallerinden kapıdışarı olmuş, kumandan Kostadinov ise zafer çığlıklarıyla yeşim çimlerde koşuyordu. Mucize diye yazıyorum, siz Bulgaristan diye okuyabilirsiniz. Bulgaristan, 1994 ABD Dünya Kupası Finalleri'ne gidiyordu. Bulgaristan'ın tarihi zaferinin yanında maç sonunda takım arkadaşı Ginola'ya saldıran Cantona'nın tavrı da Paris'in unutulmaz sahnelerine yazılacaktı.
 

Bulgaristan'a ne mi oldu? Amerika'ya gittiler. Paris'teki destanın sadece bir kaderin oyunu olmadığını gösterdiler.Çeyrek finalde güçlü Almanya karşısında Stoichkov'un önderliğinde önce beraberliği yakalayan Bulgarlar, Letchkov'un golüyle galibiyete uzandılar. Yarı finalde Roberto Baggio'nun 2 golüyle Gök Mavililer'e boyun eğmiş olsalar bile Fransız milliyetçisi hakem Joel Quiniou'nun bu kaybedişde payı büyüktü. Bulgarlar'ın efsane ismi Hristo Stoichkov, hayallerini yıkan Fransız hakem için şunu söylüyordu: ''Tanrı hala Bulgar ama hakem Fransız''
 

twitter, vine, instagram, youtube, vimeo ve facebook postlarını url ekleyerek girebilirsiniz.

bbcode'un tüm nimetlerinden faydalanabilirsiniz.
• [b]kalın yazı[/b]: kalın yazı
• [i]italic yazı[/i]: italic yazı
• [u]altı çizgili yazı[/u]: altı çizgili yazı
Japon otomobil üreticisinin en çok sevilen modellerinden biri olan Honda Civic Hatchback için manuel vites seçeneği...