#
#
FC Liverpool'un bir başka efsanesi... 80'lere damgasını vurmuş Jamaika'lı yıldız John Barnes İstanbul'a geldi. Ian Rush'a yaptığımız gibi Barnes'ın da peşine düştük. Tribundergi.com müdavimlerinden Fanatik Kopite Canadian aka. Ercan'ı aldık, röportaja gittik... Canadian sordu, harika adam JohnCharles Bryan Barnes cevapladı...
19/04/2012 - 23:24

Canadian: Sevgili John Charles Bryan Barnes, bize vakit ayırdığın ve bu röportaja katıldığın için öncelikle teşekkürler. Tribundergi.com sitesi adına bu imkanı yaşamak büyük ayrıcalık…
Barnes: Oooo, Amerikalısın galiba.
Canadian: Hayır değilim. Kanada’da büyüdüm.
Barnes: O zaman sen buz hokeycisisin ?
Canadian: Çocukken kaleci olarak oynadım. Biliyorsundur, Kuzey Amerika’da futbol hak ettiği yerde değil.
Barnes: Kuzey Amerika’da en büyük 4 spordan biri buz hokeyi. Ama Kanada’da en büyük spor dalı hokey. Amerika’da basketbol, beyzbol ve Amerikan Futbolu var. Dünyanın bir çok yerinde futbol bir numarayken, Kuzey Amerika’da ne kadar denerlerse denesinler asla bir numara olamadı.
Canadian: Televizyon reklamlarından olabilir. Oyunu reklam için durduramıyorsun.
Barnes: Kesinlikle öyle. Ayrıca dünyanın herhangi bir başka yerinde de bu böyle olabilir. Dünyada bir milyar Hintli var. Ama onlar için varsa yoksa kriket.
Canadian: Haklısın.

Image

Elton John ve Graham Taylor'lı Yıllar
Canadian: Kingston Jamaika’da doğdun ve 13 yaşına dek Kingston’da yaşadın. Babanın asker olduğunu ve ateşe militer göreviyle ailecek İngiltere’ye taşındığını biliyoruz. Jamaika’dan İngiltere’ye taşınma sürecini ve adaptasyon dönemini bize anlatabilir misin ?
Barnes: Öncelikle babam albay rütbesindeydi görevi gereği İngiltere’ye taşındık. Ateşe militer olarak ve 3 yıl süreyle bu göreve atandı. 3 yılın sonunda Jamaika’ya geri dönecektik. Ama ben 17 yaşında Washington üniversitesi’ne futbol bursu kazanmış biriydim. Ailemle Jamaika’ya geri dönecek ama 6 ay sonra okumak için İngiltere’ye dönecektim ki Watford’dan teklif geldi. Kalıp oynamak ister misin dediler.
Canadian: Hornets’ten ?
Barnes: Aynen. Ben de kalmaya karar verdim.
Canadian: Yani, 17 yaşında ailenden kimse olmadan İngiltere’de kaldın ?
Barnes: Ne aile ne bir kuzen ne de kimse…
Canadian: Zor olsa gerek ? Belki de hayatını değiştirecek bir karar verdin ?
Barnes: Eğer futbol iyi gitmeseydi kesinlikle zor olurdu. Ama hayatımı değiştiren bir karar mı emin değilim. Hiç bir zaman bilemeyiz öyle değil mi ? Ben hep şöyle diyorum eğer işin iyi gidiyorsa tek olmak sorun değildir. Ama eğer Watford’a geldiğimde işler kötü gitseydi, beni başka bir takıma yollasalardı mesela, o zaman gerçekten zor olurdu.
Canadian: İlk olarak Stowe Boys Club’da futbol oynamaya başladın.
Barnes: Evet.
Canadian: Akabinde Watford Paf takımına transfer oldun.
Barnes: Tam öyle değil aslında. Kulübe transfer olduğunda A ya da paf takıma transfer olmazsın. Kulübe transfer olursun. Eğer kötüysen 30 yaşına geldiğinde bile paf takımda olursun. Ben Watford’a 17 yaşımda geldim ve ilk maçımı paf takımıyla oynadım. ilk maçımız deplasmandaydı. A takımda Luther Blisste vardı, meşhur bir oyuncuydu. Sonrasında AC Milan’a gitti. O, benim ilk maçımda kırmızı kartla oyundan atıldı. Bu sonraki maçta da oynamayacağı anlamına geliyordu. Bir sonraki maçta ben A takımın ilk 18’indeydim. Maçın son 13 dakikasında oyuna girdim. Kötü de oynamadım. Ondan sonra da hep ilk 11’de yer aldım.
Canadian: O zaman şanssız değil şanslı 13 dememiz lazım.
Barnes: (Gülüyor) Evet galiba öyle. Bu arada ben bir Nescafe alabilir miyim ?
Canadian: Kulübün sahibi Elton John’dı!
Barnes: Evet. Ama takımın iyi gitmesindeki asıl sebep Graham Taylor idi. Elton’da çok para vardı ve Graham istese hepsini de verirdi ama Graham’ın futbol felsefesinde bu yoktur. Knedi ayakları üstünde durmaya inanır. Birilerinin para hibe etmesine inanmaz. Ya o parayı hibe eden yarın vazgeçerse ? Mesela, Abramoviç yarın vazgeçse Chelsea’ye ne olur ? O yüzden Graham Taylor ‘ Çok teşekkürler Elton ama kendi kendimize yetmeliyiz’ dedi. Elton elbette bizi destekledi ama başarımızın asıl sırrı Graham Taylor’dır.

Canadian: Ve takım 4 yıl içinde dördüncü ligden birinci lige yükseldi. Büyük bir başarı…
Barnes: Aslında 5 yılda yükseldik ama ben kulübe geldiğimde zaten üçüncü ligdeydik. Yani, ben 2 sezonda birinci lige çıkmış oldum.
Canadian: O sezon FA Cup’ta adınızı Everton’a karşı finale yazdırmıştınız. Gerçi 2-0 kaybetmiştiniz ama… Yine de büyük başarıydı.
Barnes: Evet dediğin gibi oldu ama aslında birinci ligdeki ilk sezonumuzda biz ligi ikinci bitirdik. Liverpool birinci biz ikinci ve Manchester United üçüncüydü. FA Cup finali gelecek sene oldu ama bence ligde ikinci olmak çok daha büyük bir başarıydı bana göre. FA Cup’ta alt liglerden takımlarla oynayabilir, şanslı olabilir ve 5 maçta finale gelebilirsin. Daha sonra Uefa Kupası'nda çeyrek finale çıktık. Kaiserslauten’i yendik, Levski Sofya’yı yendik ve Sparya Prag’a elendik. Ama çok heyecanlı bir dönemdi bizim için çünkü dördüncü ligden birinci lige geldik ama birinci ligde hala dördüncü lig oyuncularıyla oynuyorduk ve birinci ligden oyuncu da satın alınmamıştı. Tabii ben ve bir oyuncu hariç çünkü biz genç oyunculardık.

Image

Liverpool, İngiltere'nin en büyük kulübüydü
Canadian: Herhalde bir zaman geldiğinde Watford’dan ayrılmayı düşünmüşsündür.
Barnes: 17 yaşındaydım ve Watford’da oynamaktan mutluydum. Birinci lige çıkmıştık, FA Cup finalini oynadık, Avrupa’da çeyrek final oynadık…Bunlar harika şeylerdi. Ama belli bir sure sonra oyunumuz düşmeye başladı. Tıpkı, Bursaspor gibi. Büyük kulüpler hep yukarılarda kalır. Watford’ın da gideceği tek yer vardı o da aşağılardı. Graham Taylor İngiltere milli takımının başına geçmişti. Yukarıda kalacak kadar büyük değildik. 5 yıl için bunu başarabiliyorsunuz ama 25-30 yıla yayamıyorsunuz. O sebeple bana Graham Taylor bile ‘Artık gitmen lazım’ demişti.
Canadian: O dönemde İngiltere içinde ya da dışında ne gibi transfer seçeneklerin vardı ?
Barnes: O zamanlarda seçeneklerimi daha bilmiyorken Liverpool devreye girdi.
Canadian: Sanıyorum Liverpool Şubat ayında ve sezon bitmeden devreye girmişti.
Barnes: Aynen öyle.
Canadian: Liverpool’a karşı epeyi iyi oynamıştın
Barnes: Bir de seçeneklerden bahsederken…Liverpool teklifi geldiğinde pek seçeneğin kalmıyor
Canadian: Manchester da sanıyorum bir teklif yapmıştı ?
Barnes: Teklif yapmadılar ama beni düşündüklerini biliyorum. Ama o dönemde Liverpool varken başka takım düşünülmezdi bile.
Canadian: En büyük kulüp Liverpool’du o dönemlerde.
Barnes: Manchester vardı, Arsenal vardı ama Liverpool varken bunlar akla bile gelmezdi. Tartışmasız İngiltere’nin en büyük kulübüydü.
Canadian: Peki Avrupa ? Bence İtalyan futbolu senin stiline bir hayli uygundu. O dönemde senin stilinde oyuncu pek yoktu İtalya’da.
Barnes: Watford’da oynarken Luther Blisset AC Milan’ a gitmişti 1984’te hatırlarsan. Ve ben İtalyan futbolunu çok severdim. Benimle ilgilenen İtalyan kulüpleri de vardı ama 2-3 yıl oynadıktan sonra Real Madrid’I düşünüyordum ben. O dönemde John Toschack teknik direktördü Madrid’de. Ama Liverpool’da oynarken transferimi istememi istemişti. Ama ben transferimi istemedim. Real Madrid’in kendisinin talip olmasını istedim. Giderken kulüp para kazansın diye ama olmadılar. Ama ben de Liverpool’dan o dönemde ayrılmak istemiyordum. Kariyerimin ilerleyen yıllarında As Roma’ya gidecektim ama o sırada aşil tendomu yırttım. Ve Roma’ya gidemedim. Sonrasında da Liverpool’da kaldım.

Image

Unutulmaz Efsane Golü ve Liverpoo Kariyeri
Canadian: Liverpool forması altında oynadığın muhteşem maçlar oldu. Ama ben bugün bile bende yeri çok ayrı olan 1987’deki bir maçtan bahsetmek istiyorum : Queens Park Rangers maçı. O gün stadda olan şanslı insanlardandım. Hala Craig Johnston’a yaptığın ortayı, hala sol ayaklı olmana rağmen sağ ayakla attığın iki golü unutamam o maçta. Ve bana göre dünyada atılmış en iyi 100 golden birini attın o maçta. 20-25 metre topu sürüp sonrasında duvar pası yapıp akabinde iki kişiyi katlayıp attığın gol…
Barnes: David Seaman’da kaleciydi
Canadian: Aynen öyle. Söylesek kim hatırlar şimdi
Barnes: Benim için o maçın ve o sezon önemi şuydu. O dönem Liverpool’un değişim dönemiydi. Kenny Dalglish emekli olmuş ve teknik direktörümüzdü. Ian Rush Juventus’a gitmişti.
Canadian: Aldridge gelmişti.
Barnes: Evet Aldridge gelmişti fakat geriye kim kalmıştı ? Kenny Daglish ve Ian Rush Liverpool demekti o dönemde. Takıma ben, Peter Beardsley ve John Aldridge gelmişti. Yani, Kenny Dalglish ve Ian Rush’ın yerini nasıl tutabilirsin ki ?
Canadian: Ama yeni bir jenerasyon görevi devralmıştı.
Barnes: Evet ama başlarda nasıl olacağını, işlerin nasıl gideceğini bilemezdik. Ayrıca QPR maçının bir başka önemli yanı da Ian Rush maçı izlemeye gelmişti.
Canadian: Evet, evet. O gün staddaydı. Ama o dönemde siz arka arkaya galibiyetler alıyordunuz. Hem de 4-0’lık skorlarla !
Barnes: Tüm stad! Ian Rush, Ian Rush’ diye bağırıyordu. Ve biz nasıl oynayacağımızı şaşırmıştık.
Canadian: Ama ben dün gibi senin ismini bağırdığımızı hatırlıyorum.
Barnes: Evet zaten bu dördüncü lig maçımızdı ama Ian Rush’ın orada olması bizi baskı altına sokmuştu.
Canadian: Bir yerlerde, yıllar evvel, Watford’la oynadığın 82-83 sezonunun en iyi sezonun olduğunu okumuştum.
Barnes: Watford’la ligi ikinci bitirdiğimiz sezondan bahsemiştim. Şöyle ifade edeyim. Steven Gerrard’a bakalım. Ne kadar çok kupa kazandığı konusunu bir kenara bırakalım. Çok fazla Avrupa kupası kazanmadı. Ligde şampiyonluğu yok. Büyük takımlardan bahsettiğinde, büyük oyunculardan bahsettiğinde Graham Sounness, Terry McDermot hepsini kazandılar. Ama Steven Gerrard hepsini bireysel olarak geçen bir oyuncudur. Ligi hiç kazanmadı ama birebirde değerlendirdiğinde…Bir tarafta Souness bir tarafta Gerrard… Kıyas bile Kabul etmez. Yanlış anlama Graham harika bir oyuncuydu. Ama Graham Sounness harika bir takımda oynadı. Neden 82-83 sezonu dediğime dönecek olursam neden Watford’la o sezon dedim ? Çünkü üçüncü ligden gelen oyuncularla oynayıp Liverpool’un arkasından ligi ikinci bitiriyoruz. Arsenal’i, Tottenham’ı yeniyoruz. Başarıdan bahsettiğimizde … Alex Fergusaon’ın ligi kazanması mı ? Ian Holloway’in Blackpool’u ligde tutması mı ? Hangisi daha etkileyici ?
Canadian: İkincisi elbette.
Barnes: Yani, 82-83’teki Watford takımıyla 87-88’deki Liverpool arasında da böyle bir fark vardı. O yüzden öyle dedim. Ve ben iki yıldır profesyonel futbol oynuyordum.

Image

Gullit / Van Basten / Lineker...
Canadian: O sezon Liverpool’daki en iyi sezonundu diyebilir miyiz ?
Barnes: En iyilerden biri olduğu kesin
Canadian: Akabinde Hillsborough faciası geldi. Ölenleri hala bugün bile üzüntüyle anıyor, yaslarını tutuyoruz. Takım üstünde çok kötü bir etki bırakmış olsa gerek ?
Barnes: Çok kötü hem de. Ama sadece Liverpool FC oyuncuları üstünde değil aynı zamanda tüm şehiri etkisine almıştı..
Canadian: O günlerde bir çok iyi İngiliz oyuncu Avrupa’da oynayamadı. Tamamen spekülasyon olacak ama ben Liverpool’un o dönemde en az bir Avrupa kupası kazanacağına inanıyorum.
Barnes: Bunu hiç bir zaman bilemeyeceğiz tabii ki. O dönemde Gullit-Van Basten’li Milan’da vardı. Kimin kazanacağını önceden bilmek mümkün değil ama bizde çok iyiydik itiraf etmem gerekirse.
Canadian: Everton’lılar da kendilerinin iyi bir takımı olduğunu ve yasağın en çok onları etkilediğini söyler dururlar.
Barnes: Everton’ın sadece iki yıllık bir başarı periyodu oldu. Onların bizden nefret etmelerinin bir sebebi de budur ki bu da bizim için güzel. Onlar şampiyon olduklarında İngiliz takımları Avrupa’da oynayamıyordu. Bunun için bizi asla affetmediler. Ama tekrar söyleyeyim onların dönemi 85’ten 87’ye kadardı. 86-87’de şampiyon oldular. 87’de Liverpool’a ben geldim. 87-88, 88-89’da ortalıkta yoktular.
Canadian: Lineker Everton’daydı o dönemde.
Barnes: Evet 49 gol attı ama şampiyon olamadılar. Gary 49 gol attığında biz aynı sezonda hem şampiyon olduk hem de FA Cup’ı kazandık. Finalde 3-1 yendiğimizde de Lineker gol attı. Ligde 49 gol attı ama Lineker’le hiç bir başarı elde edemediler.
Canadian: 89’da ilk defa FA Cup finalinde Liverpool’la kazandın diye hatırlıyorum. Zira diğer finallerde sakat olduğun için yoktun.
Barnes: Evet.


Image

Hillsborough Faciası, Everton & Liverpool Rekabeti
Canadian: Sezon yine de bitti. Arsenal’e karşı Anfield’da oynadığımız maç ise benim hatırladığım ama hatırlamak istemediğim bir maç. Adamlar hakkında kitap yazdı, film çekti ! 92 ci dakikada Mickey Thomson gol attığında
Barnes: Mickey Thomas. Kendisi şu an komşumdur.
Canadian: Haklısın, pardon. O sezon FA Cup’ı kazanmak hiç değilse teselli olmuştur diyebilir miyiz :
Canadian: Tanrıya şükür ki o sezon çok da berbat bitmedi. Everton’a karşı kazandığımız FA Cup finalinden bahsediyorum.
Barnes: Hillsborough’dan bahsetmek lazım yine. O sene finale kalmak çok önemliydi. Özellikle Everton’a karşı oynamak çok önemliydi. Unutmamak lazım çünkü Liverpool şehri iki kulüp arasında bölünmemiştir. Yani, Everton’lular batıda Liverpool’lular doğuda değildir. Aynı aile içinden her iki takımı tutanlar vardır. Dolayısıyla orada ölenler içinde sadece Liverpool taraftarı yoktu. Sen Everton’lısın ama kardeşin Liverpool’lu ve o gün stadda öldü belki. Tüm şehir çok üzgündü. Ve finalde Everton’la oynarken tarafsız bir çok insan belki Everton’ın kazanmasını istiyordu. Ama onlardan daha çok insan Liverpool’un kazanmasını istiyordu Hillsborough’da olanlardan dolayı.
Canadian: Rushie galibiyet golünü atmıştı.
Barnes: Aynen, üstelik iki gol atmıştı. Her zaman Everton’a gol atardı.

Kenny Dalglish...
Canadian: Bir sonraki sezonun ortalarına doğru Kenny Dalglish kulüpten ayrıldı. O dönemdeki duygularını anımsıyor musun ?
Barnes: Everton maçından sonra üstelik.
Canadian: Evet. Seni kendi yerime koymaya gayret ettiğimde Kenny Dalglish seni kulübe transfer eden adamdı. Ve bir anda kulüpten ayrıldı. O dönemdeki duyguların nelerdi :
Barnes: Her şeyin öyle devam etmesini bekliyorduk çünkü Liverpool’un bir devamlılığı vardır. Bu bir gelenektir. Alan Hansen hala bizdeydi başka eski oyuncularımız da vardı.
Canadian: Molby ayrılmış mıydı ?
Barnes: Molby hala bizdeydi. Steve MacMahon bizdeydi.
Canadian: Johnston var mıydı :
Barnes: Craig önceden ayrılmıştı. Zaten düzenli ilk 11 oyuncusu değildi. Ray Houghton geldiğinde o ayrılmıştı ama bir çok eski oyuncu hala takımdaydı. Yani her şey eskisi gibi devam edebilirdi. Ama Graham Souness geldiğinde bir çok oyuncuyu yolladı. Bununla birlikte Liverpool’un düşüşü başladı.
Canadian: Akabinde senin yaşadığın en büyük sakatlık geldi.
Barnes: Aşil tendonumu koparttım. Dur sana gösteriyim.
Burada ayağa kalktı John Barnes ve eşofmanlarını dizlerine doğru çekerek bacaklarını gösterdi. Sol bacağı bir hayli kalınken sağ bacağı neredeyse incecikti.
Barnes: Aşil tendonumu yırttığımda 27 yaşındaydım. Bacaklarımın kalınlığına bir bakar mısın ? Farkı görüyor musun ?
Canadian: Bu sakatlıktan sonra ortasahaya geçtin. İtalyanların dediği gibi ortasahanın virtüözü oldun. Sonra takıma Macca geldi (Steve MacManaman).
Barnes: Bu sakatlıktan sonra futbol kariyerim açısından bir çok isteğimi, hevesimi askıya aldım. Doktorlar bir daha oynayamayacağımı söylemişlerdi. Ama ben oynadığım pozisyonu değiştirip devam ettim oynamaya. Normalde kopan aşil tendonunu dikebiliyorlar. Ama benimkini dikemediler. O yüzden iki taraftanda biraz daha kesitler ve öyle diktiler.

NewCastle United Kariyeri...
Canadian: Daha sonra Newcastle’a gittin.
Barnes: Hemen değil ama. 5 sene daha Liverpool’da oynadıktan sonra transfer oldum. Dönem değişiyordu ve takımda kalsaydım yedek kalabilirdim ve ben oynamak istiyordum.
Canadian: Dalglish oradaydı.
Barnes: Evet ama sonra Ruud geldi (not:Gullit) ve Ruud çok özel biridir. Sizin de Türkiye’de özel insanlarınız vardır ve Ruud benim için çok özeldir. Ama Ruud ile işler iyi gitmedi benim adıma o yüzden Charlton’a transfer oldum kiralık olarak. Ama hiç oynamadım. Daha alt liglere de giderdim sırf oynamak için. Bazı oyuncular zirvede futbolu bırakmak isterler. Mesela, Alan Shearer. 32 yaşında ‘Ben bırakıyorum’ dedi. Ama futbola açsan ve oynamak istiyorsan gider başka kulüpte oynarsın. Ben de oynamak istiyordum ama o dönemde Kenny Dalglish ‘Celtic’te antrenörlük yapmak ister misin ?’ diye sorunca bende Celtic’e antrenör olarak gittim.

Canadian: Newcastle’a gitmeden önce Liverpool’a yeni oyuncular gelmeye başlamıştı.
Barnes: Evet ama eğer başarının devamlı olmasını istiyorsan…Mesela İngiliz milli takımı. İngiliz milli takımında Gerrard, Lampard ve Beckham uzun yıllar yan yana oynadı. Ama alttan gelenleri onlara adapte edemedik. Şimdi onlar yaşlandı ve gittiler, gidiyorlar. Ama şu oldu, alttan gelen 8 oyuncunun hiçbir tecrübesi yok. Ve devamlılık bekleyemezsin. Aynı durum Liverpool’da da oldu. Yapılması gereken Whelan, MacMahon, Beardsley, Houghton’ı tutup gençleri monte etmekti. Ama Graham Souness ne yaptı ? Ben ve Ian Rush’ı tutup eski oyuncuların tamamını yolladı. Ve devamlılık bekledi. Bu olmaz.

"En iyi oyuncular Liverpool'a gelirdi. Ama artık böyle değil, olmayacak da..."
Canadian: 90’ların ortasıyla beraber özellikle 94- 95 gibi Manchester’ın yılları başladı.
Barnes: Manchester hakkında konuşmasak da olur.
Canadian: Haklısın ama Sir Alex kulüp için harika şeyler yaptı. Bunu örnek olarak alırsak Liverpool tekrar eski günlerine dönmesi için Kenny Dalglish neler yapmalı sence ? Tabii yeterli süre ve maddi imkanlar tanınırsa…
Barnes: Bir kere onda asla başkalarında olan maddi kaynaklar olmayacak. Tabii, kaynakları sadece paraya da indirgememek de lazım. Çünkü paradan bahsederken asla Manchester United’ın ya da Manchester City’nin sahip olduğu paraya sahip olmayacağız. Büyük oyuncular Londra’ya gelmek isteyecekler. Chelsea’yi ve parasını unut. Oyuncular yine Arsenal ya da Tottenham’a gelmek isteyecekler, Liverpool’a değil. Ben bunu hep söylüyorum ve Liverpool taraftarları bunu duymaktan nefret ediyorlar ama bu gerçeği kabul etmemiz lazım. Liverpool taraftarı, haklı olarak, en büyük biziz ve iyi oyuncular bize gelmeli diye düşünüyorlar.
Canadian: Eskiden öyleydi ama…
Barnes: Sen yine de bunu Liverpool taraftarlarına söyleme. Ben söylüyorum ama… En iyi youncuları artık biz alamayız. Peter Beardsley Liverpool’a İngiltere’nin en pahalı oyuncusu olarak geldi. Liverpool’a geldi. Manchester United ya da başka yere gitmedi. Ben, 30 kez milli olmuştum. Ama ben de Liverpool’a geldim Manchester’a gidebilecekken. O dönemde en iyi oyuncular hep Liverpool’a gelirdi.
Canadian: Liverpool o dönemde iyi oyuncular için çekim merkezi gibiydi…
Barnes: Çok doğru. Ama artık Chelsea, Manchester City, United, Tottenham, Arsenal’e gitmek istiyorlar.
Canadian: O zaman Liverpool altyapıdan oyuncu yetiştirmeli.
Barnes: Doğru. Ama bunun için bir felsefenin olması ve onun devam ettirilmesi lazım. devamlı teknik direktörü değiştirirsen ve daha önemlisi o felsefeye teknik director inanmazsa…Barcelona ve Ajax’a bak mesela. Ajax gerçi şu aralar eski günlerinden uzak ama bir felsefeleri var. Barcelona’ya bakarsak o felsefe teknik adam kim olursa olsun devam edecektir. Bir teknik director kulübün felsefesine uymalıdır. Yoksa her yeni gelen yeni bir kimlik getirirse olmaz. Teknik director ben olsam ya da Kenny olsa ve ‘5 yıl boyunca hiç bir şey yapmayacağız. Başarı beklemeyin ama iyi bir altyapı programımız var’ desen, 1 yıl sonra teknik direktörü kovarlar. O durumda teknik adam felsefeye inansa bile işinden olmamak için yeni pahalı transferler yapar. Almanya da iyi bir örnek. Federasyon kulüplere gitti ve oyuncularımız yaşlandı dedi. O yüzden Alman federasyonu kulüplere genç alman oyuncuları takımlarınızda oynatmanızı istiyoruz dedi. Ve kulüpler de kabul etti. Bunu kabul etmeye en çok ihtiyacı olan kulüp Bayern Münih’ti. Çünkü herkes kabul edip onlar reddetseydi hala Avrupa’dan en iyi oyuncuları alabilecek güçtelerdi. Ve yine bir çok kupa kazanırlardı ama yapmadılar ve Schweinsteiger’lar o şekilde çıktı ama 5 yıl boyunca Avrupa’da başarılı olamadılar. Ama şimdi Alman milli takımına bir bak. Ingiliz federasyonu Manchester City ya da Chelsea’ye gidip bunu teklif edemez. Ilgilenmezler bile ve o gelişim asla olmaz. O yüzden teknik adamlar mecburen en iyi oyuncuları ya da pahalı oyuncuları almaya gayret ediyorlar. Eğer beni destekleyeceksen ve bana 5 yıl vereceksen bunu gerçekleştiririm. Sir Alex Ferguson bunu başardı çünkü ona bu süreyi verdiler. Ama bugğnlerde bu olamaz.

"Steven Gerrard benim için büyük oyuncudur..."
Canadian: Gerçi Liverpool 2005’te Şampiyonlar Ligi'ni kazandı.
Barnes: Steven Gerrard’a bir bakalım örneğin. Başardıklarına bir bakalım oyuncu olarak. Yaşı ilerlediği için belki eskisi gibi olamayacak ama başardıklarına bakalım. Kenny Dalglish’ten bahsediyoruz ama Kenny harika bir takımda oynadı. Müthiş oyuncuların olduğu takımda başarılı olmak daha kolaydır. Sammy Lee’ye bakalım mesela. Liverpool’da oynadı 4 Avrupa kupası kazandı. Ama bireysel olarak harika bir oyuncu olduğunu söyleyemeyiz. Ben şampiyonlar ligini kazanmadım. Ama bireysel olarak ne kazandığın önemli değildir. Önemli olan oyuncu olarak ne olduğundur. Steven Gerrard defans yapabilir, sağbek oynayabilir, hücum edebilir, her yerde oynayabilir, herşeyi yapabilir. Bu yüzden Steven Gerrard benim için büyük oyuncudur. Ama en çok kupayı kazandığı için değil.

ESPN'de Yorumculuk Kariyeri
Canadian: Futbol kariyerin bittikten sonra Espn’de yorumculuk yapıyorsun. O nasıl gidiyor ?
Barnes: Celtic’te antrenörlük yaptım. Jamaika Milli Takımı'nın antrenörüydüm ki epeyi başarılıydık. 11 maçta 8 galibiyet 3 beraberlik almıştık. Dünya 65'incisi olmuştuk. Ama dediğim gibi antrenöre inanmak lazım. Ona saygı duymak lazım. Bu günlerde teknik direktor olmak daha da zor. Kendini kanıtlaman lazım. Mesela Chelsea’ye geldiysen ne kadar iyi olursan ol oyunculara kendini ispat etmen gerekli. Ne kadar iyi olursan ol. Oyuncuların gücü çok fazla. Eğer seni herhangi bir sebepten dolayı sevmedilerse ve istemezlerse başarılı olamazsın. O yüzden Kenny Dalglish ya da Alex Ferguson başarılılar. Kenny Dalglish ve Roy Hodgson’a bakalım. Hodgson’a oyuncular yanıt vermedıler. Kimseyi suçlamıyorum ama bilinçaltında tüm oyuncular ona iyi tepki vermediler. Ama oyuncu olarak, bilinçaltında şunu sorarsın kendine ‘Bugün eğer kötü oynarsam beni mi yoksa teknik direktörü mü yuhlarlar?’ dediğinde, yanıt teknik adam olduğu sürece gayret emene gerek yoktur. O günlerde oyuncular Roy Hodgson için ellerinden geleni yapıyorlardı. En azından onlar öyle düşünüyordu. Ama kötü oynadıklarında Hodgson yuhlanıyordu. Hogdson ayrıldı ve Kenny Dalglish geldi. Daha ilk günde farkı gördük.
Canadian: Eveeet.
Barnes: Oyuncular biliyordu. Eğer oynamazsan Kenny’yi yuhlamayacaklar! İşte o yüzden Manchester United başarılı oldu. Son yıllarda United çok iyi de olmadığı halde şampiyon oldu. Çünkü oyuncular oynamaları gerektiğini biliyorlardı. Ancelotti çifte kupa aldı Chelsea’de. Çifte kupadan sonra, iki yıl evvel, sonraki sezon Chelsea ilk 7 maçını kazandı ve harika oynuyorlardı. Yedinci maçtan sonra geriye düştüler ve sonunda Ancelotti kovuldu. Niye geri düştüler biliyor musun? Roman Abramoviç Ray Wilkins’i kovdu. Aslında Ray Wilkins o kadar mühim biri değil çünkü teknik direktör değil. Ama oyuncular şunu anladı: Ancelotti’nin gücü yok!

Canadian: Roman Abromoviç gibi bir çok insanı ve firmayı yöneten biri var ortada. İnsan yönetiminde başarılı biridir sanırım.
Barnes: İşte futbolun en güzel yanlarından biri de bu. Ne kadar paran olduğu ya da ne kadar şirketin olduğu hiç önemli değildir futbolda. Bunların hepsi pencereden uçar gider. Iş futbola geldiğinde SEN daha iyisini bilirsin. Kim olursan ol, send aha iyisini bilirsin. Işte orada Ancelotti var. Futbol oynamış, kupalar kazanmış, Şampiyonlar Liginde yer almış, teknik adam olarak başarılı… Ama ben Abramoviçim. Ben daha iyi bilirim.
Canadian: İşi ehline bırakmazsan böyle mi olur ?
Barnes: Şu olur. Terry Veneables bana anlatmıştı. Alan Sugar… Amstrad’ın sahibi, multi-milyoner. İşyerinde ona kimse bağırıp çağıramaz. Ona kimse ‘s..tir’ çekemez. Alan Sugar, Tottenham’ın sahibi ve başkanlık locasında oturuyor. Ama yan tarafta oturan sütçü , ki işssiz, ona bağırıyor : Lanet olası Sugar. S..Git. Alan Sugar elbette buna alışık değil. ‘Teknik direktörü kov’. O da öyle yapıyor. Ama futbolun içinden gelenler be başkan olanlar futbolseverleri tanırlar. Onlar 2-0 mağlupken ‘Antrenörü kov’ diyenlerin maç 3-2 lehlerine bittiğinde onlara dönüp ‘Hocayı kovmamızı istiyordun’ dediğinizde hemen yanındakine döner ve ‘Ben demedim. O dedi’ der. Mesela Fatih Terim’in bu üçüncü dönemi. Belki bir çok taraftar ikinci seferde yuhladı. Şimdi sorsan reddeder.

Canadian: Futbol taraftarları olarak epeyi yanar döneriz yani.
Barnes: Evet. İşte o yüzden işadamları futbola girdiklerinde mesela Fatih Terim yuhalandığında eğer sinirlerine hakim olabilir ve teknik adama destek olurlarsa başarı gelir. Işte bunu anlamayanlar hocayı kovarlar. O yüzden yasalar çıkartılmalı bana gçre. Bir teknik adamla sözleşme imzalandıysa onunla bir yıl çalışmalı. Hadi 1 yıl olmasın. En azından Ocak ayına dek çalışmayı bağlayacak bir yasa çıkartılmalı. Eğer Ekim ayında yuhlamaya başlarsan en azından Ocak ayına dek netice alamayacağını bilirsin. Ve eğer yuhlamazsan nelerin olacağını bilemezsin. Eğer taraftarlar Liverpool’u İstanbul’daki Milan maçında skor 3-0’ken yuhalamak isteselerdi Liverpool asla o geri dönüşü yapamazdı.
Canadian: O sırada YNWA söyleniyordu.
Barnes: Söylenmeseydi geri dönüşü geröekleştiremezlerdi. Tabii hocayı yuhalamazsan kaybetmeye devam etmezler demek değil. Ama en azondan Aralık ayına kadar zaman tanımak lazım.

O sırada Sporx’ten yanımızda olan ve gün boyu Barnes ile
bir arada olan Mustafa kardeşimize dönüp :

Barnes: Sen Fatih Terim’i yuhlayanlardandın değil mi ?
Mustafa: Hayır hayır.
Barnes: Bak gördün mü ?


Image

Futbol ve Irkçılık
Canadian: Çok tatsız bir konuya gelelim derim. Futbolda IRKÇILIK. Futbolu yöneten birimler bu konuda kararlar alıyorlar ancak bu gün ve çağda halen ırkçılık belasıyla karşı karşıyayız. Bir çok yasa çıkartıldı, bir çok taraftar men cezası aldı ama…
Barnes: Ne kadar zamandır hırsızlık yapmak suç ? Hırsızlığı bitirdi mi ?
Canadian: Sanırım dünya var olduğundan beri…
Barnes: Yasalarla ırkçılığı önleyemez ve bitiremezsiniz. Ben şunu soruyorum : Irkçılığı yok etmeye mi çalışıyoruz yoksa duymamaya mı gayret ediyoruz ? Yaptığımız sadece ırkçılığı duymamak için yasalar çıkartmak. Insanlara ırkçığın neden kötü olduğunu anlatmak kadar ırkın ne demek olduğunu da anlatmalıyız.

Mustafa’ya dönerek
Barnes: Mesela O bana Bulgar kökenli olduğunu ama Türk olduğunu söyledi. Insanlar ırk denen şeyin var olmadığını anlayamıyorlar. Irk kavramının kolonyalizmi ve köleleştirmeyi legalize etmek için 16 ıncı yüzyılda nasıl ortaya atıldığını anlamaları lazım. 400 sene boyunca siyah insanların aptal, tembel ve tehlikeli olduklarını anlattılar bize. Artık bunları diyemiyorsun. Ama yıllardır içimizde pasif ırkçılık var. o yüzden John Terry’nin yaptığını gördüğümüzde hemen ‘O bir ırkçı’ dememek lazım. Bana sorsan yan komşun beyaz mı siyah mı olsun ddiye. Ben beyaz derim. Bu da beni ırkçı mı yapar ? Yani, ırkçılığında dereceleri vardır. John Terry’nin yaptığını belki yapmazsın ama mesela, kapşonlu bir siyah adam gördüğünde çekinebilirsin. Bize toplumun gösterdiği şey bu ! Güzellik mesela. Gelecek ay Oxford Universitesinde ırk ve ırkçılık hakkında bir konuşma yapacağım. Güzellik…Nedir ? Bir kere beyazdır. İdeal kadın tanımlaması da değişti mesela. Angelina Jolie gibi büyük dudakların olması. Bir çok siyah kadın büyük dudaklı. Ama güzelliğin tanımı bu da değil. Güzelliğin tanımı, siyah dkadında olan büyük dudakların beyaz kadında olmasıdır. Güzelliğin Diğer bir tanım ise, büyük ve yuvarlak bir popodur. Bu bir çok siyah kadında var. ben büyürken oyun oynarken kızılderili ya da kovboy olurduk. Ben hep kovboy olurdum. Çünkü kızılderililer hep kötüydü. Bize öyle gösterildi. Tarih bize hep Avrupalının, batılının daha iyi olduğunu gösterdi.

Canadian: Sözlüğe siyah kelimesinin tanımı için baktığında hep kötü ile anılan kelimeşer ya da tanımlar mevcut. Kara büyü mesela…
Barnes: Aynen. Kristof Kolomb aslen bir toplu katliamcıdır. Ama Amerika’yı keşfetti. Beyaz adam Nil Nehri’nin kaynağını buldu. Nasıl buldu ? Siyah bir adam gösterdi de öyle buldu. Yani iyi olan ve güzel olan her şey Avrupalıdır. Her ne kadar artık siyah insanları köleleştirmiyorsak da kafamızdaki imaj halen aynı. Mesela Amerika Hiroşima’yı bombaladı. Bunun adı katliamdır, genosiddir. Ama Churchill’in dediği gibi Hiroşima’nın bombalanması genosid değildir çünkü tarihi kazananlar yazmıştır. Ama ben beyaz olsaydım bunca mesaj arasında belki John Terry gibi hissetmezdim kendimi ama kesinlikle üstün hissederdim. Bahsettiğim pasif ırkçılık bu iste. Mesela 1984’te Brezilya ile oynadık. Bizimle aynı uçakta National Front üyeleri vardı. Bayrakları vesaireleriyle beraber. Beni yuhluyorlardı uçakta. Sadece 1-0 kazandık diyorlardı çünkü bir golü ben atmıştım (canadian’ın notu: maç 2-0 bitti). Uçakta bir sürü gazetici vardı. Ne bir şey dediler ne de yazdılar. Şimdi aynı gazeticiler Suarez’ı ırkçı olduğu için men edin diyorlar. Ben denklemi şöyle kuruyorum: 1994’te Güney Afrikaiya gittim. Nelson Mandela ve De Clerk ile tanıştım. Tam görev devir teslimi öncesinde. Bu aynı De Clerk’ün başta olması ama bir anda yönetim şeklimiz değiştiriyorum demesi gibi bir şey. Yani, apartheid’ı kaldırıyorum hala işbaşındayım demek gibi. Sonra Alex Ferguson’un Suarez ile söyledikleri var. Manchester United Arsenal’e karşı oynadığında Peter Schemeichel sözlü olarak Ian Wright’a ırkçı sözler sarf ettiğinde Alex Ferguson bir şey demiş miydi ?

Canadian: Hayır.
Barnes: Kelime bile etmedi. Eğer roller değişseydi Wayne Rooney Glen Johnson’a ırkçı söylemlerde bulunduğunda ya da Arsen Wenger Van Percy’yi kovar mıydı ? Eğer iyi oynamayan ve zaten kovmak istedikleri bir oyuncu olsaydı ??? O zaman ‘Sıfır tolerans. Bu oyuncuyu hemen kovacağız’ demezler miydi ? Adebayor’u oracıkta kovmazlar mıydı ? Çünkü para ödemek zorunda kalmadan kovabilirlerdi. Şu an ne yapmamız gerektiğini söyleyen insanların ne söyledikleriyle ilgilenmiyorum o yüzden, ikiyüzlüler çünkü. Emile Heskey Makedonya’da oynadığında ‘Hu hu hu’ diye ses çıkaranlar olduğunda İngiltere’de hemen ‘Makedonya’yı dünya kupasından ihraç edelim’ sesleri yükselmişti. Kültür de çok önemli bir faktör. Kültür elbette mazeret değil. Ben araba sürerken sola dönmemem gerektiğini bilmiyorsam ama dönersem beni suşlayamazsın. Roberto Mancini… Yaptığını biz İngiltere’de yapmayız. Kültürümüzde yok. Ama bir sonraki maç yine yapıyorsa o içgüdüdür. Biz İngiltere’de dünyanın ahlak bekçileri olduğumuzu sanıyoruz. Mesela tükürmek. İngiltere’de çenemi kır ama bana tükürme deriz. Güney Amerika’da tam tersidir. Ama biz kendi söylediğimiz doğru olduğuna inanıyoruz buralarda.
Canadian: Yarına dek buralardasın sanırım.
Barnes: Evet. En sevdiğim takımı izleyeceğim. Beşiktaş
Canadian: Beşiktaşlı mısın ?
Barnes: Hayır. Mustafa’yı göstererek Ama o Galatasaraylı o yüzden öyle dedim. İnsanların sevdiklerinin zıttını söylemeyi seviyorum kıllık olsun diye.

Gürkan'a dönüp..
Barnes: Hangi takımı tutuyorsun ?
Gürkan: Beşiktaş.
Barnes: Ben Fenerbahçe’liyim.
Canadian: Canımsın. Ben de Fenerbahçeliyim.
Barnes: Aristokrat takımı yani ?
Canadian: Yok yahu. Galatasaray aristokrat. Biz burjuva takımıyız
Barnes: Ooo, bu daha da kötü. Beşiktaş halk takımı.
Canadian: Öyle olduklarını iddia ediyorlar ama 70’lerle birlikte Istanbul’a gçö olunca aslında tüm bu sınıfsal klasmanlar yerle bir oldu.
Barnes: Everton’lular bugünlerde halkın takımıyız diyorlar ama 70’lerde en zengin kulüp onlardı. O dönemde Liverpool halkın takımıydı. Everton aristokrattı. Bana Mustafa Galatasaray halkın takımı dedi ama…
Canadian: Türkiye’de artık o sınıflandırmayı yapmak imkansız hale gedli John. Herkes her şey artık. Mesela, Fenerbahçe şu sıralar en zengin kulüp gibi duruyor. Kocaman stadımız var, bir sürü combine ve forma satıyoruz. Ama bunlar olurken ruh da kayboldu sanırım.
Barnes: Bir de şike olayı var sanırım ?
Canadian: O konuda çok bilgi kirliliği var. Ama başkanın içeride olması da zor izah edilir bir konu.

Barnes Zoban’a soruyor
Barnes: Sen hangi takımlısın ?
Zoban: Galatasaray.
Barnes: Fenerbahçe’nin başkanı hapiste ama…
Canadian: Henüz tutuklu ve suçlamalar var. Daha hüküm yok. ayrıca, sanıyorum iş dünyası, ihaleler gibi konularla da ilintili bir takım ayak oyunları var. Ama dediğim gibi her şey netleşmeden konuşmak yanlış olur.
Barnes: Ne gibi ihaleler ?
Canadian: Nato ihaleleri diyorlar.
Barnes: Nato ile çalışıyorsa içeride olması iyi. Nato’yu da hiç sevmem.

Bu sırada masadaki diğer arkadaşlar ve Zoban bir soru sormamı istiyorlar.
Konu maç esnasında ya da antremanda ölen futbolcular. Mustafa alıyor sözü.

Mustafa: Fabrice Muamba kalp krizi geçirdiğinde sen ESPN’de yorumcuydun o maçta...
Barnes: Evet.
Canadian: Son yıllarda futbolcuların maç yaparken ya da idmanda kalp krizi geçirmelerini neye bağlayabiliriz ?
Barnes: Hayatta olan her şey futbolda da var. Sadece futoblda olunca daha fazla dikkat çekiyor. Daha fazla televizyonlarda konu ediliyor. Yoksa futbola mahsus değil. Geçen günlerde okulda bir çocuk aniden düşüp öldü. Rugby’de geçen günlerde yine benzer biro lay oldu. Ama dediğim gibi futbol ilgi çeken bir spor.
Canadian: John Charles Bryan Barnes… Sizinle tanışmak, sohbet etmek ayrıcalıktı. Son 5 gündür (Rush röportajıyla beraber) ayaklarım yerden kesilmiş durumda. Bize vakit ayırdığın için çok teşekkürler.
Barnes: Benim için zevkti. 1-2 fotoğraf çekilelim beraber.
Canadian: Onur duyarım.


Bir numara her zaman Ian Rush'tır
Canadian: Kariyerin boyunca müthiş oyuncularla oynadın. İsim vermek oldukça zor olsa gerek. Ancak ben yine de sorsam ? Yanyana ya da karşılıklı oynadığın en iyi oyuncular kimlerdir ?
Barnes: Çok iyi oyuncularla oynama şansım oldu, evet. Bizim dönemimizde rakiplerde de iyi oyuncular vardı. Ama benim için iyi oyuncu takım için her zaman elinden gelenin en iyisini yapan, çalışkan oyunculardır. Mesela, Gary Lineker her sezon en az 30 gol atardı. Ian Rush da öyle. Dalglish büyük golcü ve oyuncuydu. Ama Ian Rush takım için defans yapar, geriye gelir, pres yapar, top kapar ve 30 gol atardı. Benim bir numaraya koyacağım isim Ian Rush’tır.

Canadian: Steven Gerrard senin için ‘Benim idolüm Barnes’tır demişti. Gerrard, yaptığı yorumu ve bugün kü Liverpool hakkında neler söylemek istersin ?
Barnes: Daha once Steven Gerrard için yorum yapmıştım ama onun gibi oyuncu için tekrar konuşmaktan erinmem. Gerrard’ın bu güzel sözleri söylemesi elbette beni mutlu etti. Kendisi tam bir takım oyuncusu ve ilham kaynağı takımı için. Liverpool yönetimi ve Dalglish onun yerine alternative bulmakta zorlanacaklar ama şimdiden başlasalar iyi olur. Bir çok maçta adeta takımının imdadına yetişti. Ama AC Milan maçında gerçekten ilham verici bir duruş ve futbol sergiledi. Takımın pes etmemesinde en büyük etken Gerrard’dır.

twitter, vine, instagram, youtube, vimeo ve facebook postlarını url ekleyerek girebilirsiniz.

bbcode'un tüm nimetlerinden faydalanabilirsiniz.
• [b]kalın yazı[/b]: kalın yazı
• [i]italic yazı[/i]: italic yazı
• [u]altı çizgili yazı[/u]: altı çizgili yazı
Samsung Galaxy Note 10 ailesi sık sık gündeme geliyor. Önümüzdeki aylarda karşımıza çıkacak...