#
#
2012 yılında Paul Pogba’nın neden Manchester’ı bırakıp Juventus’a gittiği sorulduğunda Ferguson şöyle cevaplamıştı: “Pogba mı? Kötü bir menajeri var, bir b*k çuvalı.”
17/08/2017 - 14:53
Alex Ferguson, hoşnutsuz olduğu bir konu veya bir kişi hakkında konuşurken nadiren sözünü sakınır. Ferguson’un futbol dünyasının süper menajeri Mino Raiola hakkındaki düşüncülerini ‘hoşnutsuzluk’ olarak tanımlamak aslında biraz kibarlık olur. 2012 yılında Paul Pogba’nın neden Manchester’ı bırakıp Juventus’a gittiği sorulduğunda Ferguson şöyle cevaplamıştı:
 
“Pogba mı? Kötü bir menajeri var, bir b*k çuvalı.”
 
Muhtemelen İskoç teknik adam, Raiola’ya karşı giderek artan hoşnutsuzluğu tek bir cümleyle özetlemiş oldu. İtalyan asıllı Hollandalı menajer Mino Raiola, acımasız kapitalizmle yürütülen modern futbolun popüler ve sevilmeyen bir figürü artık. Ama Ferguson’un Raiola hakkındaki ‘kötü menajer’ tanımlaması bir tezatı barındırıyor, Raiola bir çok eleştiriyi hak ediyor olabilir fakat ‘kötü menajer’ tanımını asla. Aslında o en iyisi. 
 
Raiola İtalya’nın Salerno kentinde doğdu ve 1960’larda henüz bebekken ailesiyle birlikte Hollanda’nın Haarlem şehrine taşındılar. Babası yeni taşındıkları Hollanda’da bir pizza restoranı işletmeye başladı. Raiola çocukken bile çalışkan bir çocuktu, restoranda babasına bulaşık ve temizlik gibi konularda yardımcı oluyordu. Financial Times gazetesiyle yaptığı bir söyleşide, babasının gün içinde bazen 18 bazen de 20 saat çalıştığını söylüyordu. Babasının onun üzerindeki etkisi kariyerinde belirgin bir rol oynayacaktı.
 
Raiola henüz küçük yaşlarında bile, ileride çok işine yarayacak bir ticari zekaya sahip olduğunun işaretlerini veriyordu. Restoranlarına gelen müşterilerle olan etkileşimi iletişim yeteneğini, bankalarla ve toptancılarla olan ilişkileri de sorumluluklarla baş edebilme yeteneğini geliştirmişti. Daha 19 yaşına basmadan milyoner olmuştu. Yakınlardaki bir McDonald’s binasını satın almış, bu binayı da bir müteahhite servet karşılığı satmış, böylelikle gençliğinin henüz ilk evresinde finansal olarak çok rahat bir pozisyona sahip olmuştu. 
 
Kendisine böylesine aşikar bir ticari deha bahşedilmiş birisi iş dünyasında sınırları zorlayabilirdi fakat Raiola’nın tutkusu bu değildi. Raiola’nın tutkusu, ona 20’li yaşlarında hukuk eğitimini bıraktıran futboldu. Şehrinin futbol takımı FC Haarlem’de önce yetenekli bir futbolcu olmuş, sonrasında da yönetimde teknik sorumlu görevini üstlenmişti. Henüz o yaşlarında, kulüp yöneticiliğinde hiçbir deneyimi olmadan ve kör cesaretiyle iyi işler başarmıştı Raiola. FC Haarlem’in kulüp başkanı her Cuma günü Raiola’nın babasının restoranına yemeğe geliyordu. Raiola’da her defasında başkana futboldan anlamadıklarını söylüyordu. Başkan bir gün Raiola’yı yanına çağırdı ve ‘o zaman gel sen dene’ dedi. Ardından Raiola kulüpte yönetici olarak atandı. Yönetici olarak Raiola’nın büyük planları ve kendine güveni vardı. Fakat kurnaz yapısı böyle yüksek profilde bir görev için ona yardımcı olmayacaktı. Kısa sürede diğer yöneticilerle ters düşüp görevi bıraktı.
 
https://www.thesun.co.uk/wp-content/uploads/2017/06/nintchdbpict000334592397.jpg?strip=all&quality=100&w=846
 
Görevi bırakması, Raiola’ya daha önceden kurmuş olduğu Intermezzo adında bir şirkete odaklanma imkanı tanıdı. Raiola Intermezzo ile Hollandalı oyuncu Bryan Roy’un Ajax’tan Foggia’ya transferinde yardımcı oldu. Bu süreçte oyuncuyla birlikte 7 ay geçirdi. Bryan Roy’un evinin boyanmasında bile yardımcı olmuştu. Bu Raiola’nın futbol menajerliğinde ilk tadımlığı olacaktı. 
 
Roy transferinin başarısı ve bu transferde Raiola’nın katkısı göz ardı edilmedi. Hollanda’nın o dönemde en önemli menajerlerinden olan Rob Jansen, 1993’te Ajaxlı Dennis Bergkamp’ın Milan’a transferinde Raiola’nın aracı olmasını talep etti. Jansen Raiola’dan etkilenmişti, ona firmasında görev verdi ama egoist olan Raiola kendi yolunda devam etme kararı aldı. Jansen kızmıştı fakat Raiola umursamadı. İyi bir menajer her zaman kalın bir deriye ihtiyaç duyar.
 
Raiola Foggia’da hayatının iki önemli ilişkisini bulacaktı: karısı ve teknik direktör Zdenek Zeman. Zeman ile uzun futbol sohbetlerinde, hem teknik hem de mental anlamda mükemmel futbolcu tanımı üzerine konuşurlardı devamlı. Raiola Pavel Nedved’i keşfedene kadar böyle bir futbolcunun var olduğunu düşünmüyordu. 
 
“Kendisi hakkında düşündüğü tek şey futbol oynayamadığıydı.” Raiola Çek orta saha oyuncusu Nedved hakkında böyle söylemişti. Ama herkesten fazla çalışabilirdi. Nedved sonuçta Raiola’nın ilk büyük isimli müşterisi oldu. Nedved’i Zeman’ın başındaki Lazio’ya transferine aracılık etti. 
 
Nedved’e karşı sergilediği samimi tavırlar Raiola’nın kariyerinin yaygın bir unsuru oldu. Narsist ve egoist olarak bilinmesine rağmen oyuncularına karşı samimiydi. Oyuncuları üzerindeki sahiplenici ve korumacı tavrı onu Avrupa’daki elit futbolcular arasında popüler hale getirmişti. 
 

https://www.thesun.co.uk/wp-content/uploads/2016/08/nintchdbpict000246704152.jpg?strip=all&w=960
 
“Yüce Meryem aşkına… Bu konu hakkında kitap bile yazabilirsiniz.”
 
Bu Raiola’nın 2001 yılında Nedved’in Juventus’a transferi hakkında sorulan soruya verdiği cevap. Nedved Roma’da ailesiyle birlikte mutlu bir yaşam sürmekteydi. Nedved’e göre kendisi için futbol paradan daha önemliydi. Raiola’ya göre ise, para mı futbol mu daha önemliydi o pek belirgin değildi. Nedved menajeri Raiola’ya güveniyordu. Nihayetinde Raiola’nın ısrarlı isteklerine dayanamadı ve Juventus’a transferini düşünmeye başladı. İkili özel bir jet kiralayıp görüşmelere başlamak için gizlice Torino’ya gittiler. 
 
Bu gizli ziyaret üçüncü bir kişi içinde sır bir değildi, bu sırrın üçüncü ortağı Juventus yöneticisi Luciano Moggi’ydi. Moggi basına bilgi sızdırarak Nedved uçaktan iner inmez basının fotoğraf almasını sağlamıştı. Nedved’in Lazio’ya dönme umudu böylelikle son bulmuş oldu. Moggi’nin bu hareketinin nedeni geçmişe, 90’ların ilk yıllarına dayanıyordu. Genç Raiola Moggi ile tanıştığında -ilk kez olmayarak- bir düşman edinmişti. Raiola bir yeni yetme olarak acımasız futbol menajerleri dünyasına adımını atmışken hiyerarşiyi küçümseme hususunda bir çekince duymuyordu. 
 
Torino’daki toplantı saati öğlen 11 olarak ayarlanmıştı. Raiola 15 dakika önceden geldi. Görüşme odasında bir yığın insan Moggi’yi bekliyordu. Raiola’nın oturup Moggi’yi sabırla beklemek gibi niyeti yoktu. Aniden odayı terk etti, kısa bir süre sonra Moggi’yi popüler bir restoranda yemek yerken buldu. Masaya yaklaştı ve ‘Sen Moggi misin?’ diye sordu. ‘Evet’ cevabını aldıktan sonra, ‘beni bekletmen çok kabaca bir davranış.’ diye çıkıştı. Moggi etkilenmemişti. ‘Kimsin?’ diye sordu. ‘Ben Raiola’yım.’ cevabından sonra, ‘Şayet benden memnun değilsen bundan sonra asla İtalya’da oyuncu satamazsın.’ sözleriyle cevapladı Moggi. Raiola Moggi’nin yanıldığını kanıtlayacaktı.
 
Juventus yetkileri Nedved için Raiola’yla görüşmelerine iddialı başladılar. Moggi’nin özellikle basına bilgi sızdırmasından sonra taleplerinin karşılanacağı beklentisindeydiler. Raiola ‘benim maç günüm’ olarak tanımladığı o gün formunun zirvesindeydi. Nedved’in Real Madrid’deki Zidane’dan daha fazla kazanmasını istediğini belirtti. Juventuslu yetkililer bu teklife güldüler. Nedved toplantı esnasında boş kağıda imzasını attı ve Raiola’ya dönerek şöyle dedi: 
 
“Mino ben eve gidiyorum, yarın sabah Juventus’ta mı yoksa Lazio’da mı oynayacağımı bana iletirsin.” 
 
Paniğe kapılan Juventuslu yöneticiler Raiola’nın şartlarını kabul ettiler. ‘Tamam istediğin x parayı veriyoruz’ dedikleri zaman Raiola fikrini değiştirmişti. ‘Fikrimi değiştirdim, x miktarını değil y miktarını istiyorum.’ Ve savaş başlamış oldu. Raiola masadan anlaşma sağlanmadan kalktı. Ertesi gün tüm talepleri kabul edilmiş olacaktı. 
 

http://www.juvefc.com/wp-content/uploads/2015/07/GettyImages-55402448-940x826.jpg
 
Şişman, karizmatik ve çoğunlukla iddiasız giyiniyor. Onu bir İtalyan restoranında yemek yaparken veya müşterilere servis yaparken görmek hiç şaşırtıcı değil. Bir sonraki büyük müşterisi Zlatan İbrahimoviç otobiyografisinde onu şöyle tanımlayacaktı: ‘ Mino The Sopranos dizisindeki karakterlerden birisi.’
Nedved’den sonra Raiola’nın portföyüne İbrahimoviç de eklendi. Eksantrik İsveçli’nin gizemli karakteriyle eşleşebilecek bir menajere ihtiyacı vardı. Raiola gazeteci olan Hollandalı arkadaşı Thijs Slegers tarafından tavsiye edilmişti İbrahimoviç’e. Tavsiye ederken Raiola’nın mafyavari yapısından da bahsetmişti Slegers. ‘Mafyavari kulağa güzel geliyor’ diye cevaplamıştı İbrahimoviç, ardından ilk görüşme ayarlandı. 
 
Amsterdam’da bir Japon restoranında görüştüler. O gün İbrahimoviç görüşmeye şık bir takım elbise ve pahalı altın bir saatle gelmişti. Raiola ise bir sıradan bir kot ve Nike tişört giyiyordu. Raiola o görüşmede İbrahimoviç’in egosunun tırpanlanması gerektiğini fark etmişti. Görüşmeden ayrılırlarken İbrahimoviç’e: ‘Dünyanın en iyisi mi olmak istiyor musun yoksa en fazla kazanan ve bununla en çok gösteriş yapan mı olmak istiyorsun?’ diye sordu. İbrahimoviç etkilenmişti. Daha sonraki telefon görüşmelerinde Raiola İbrahimoviç’e altın saatini ve spor arabalarını satması gerektiğini ve antremanlara odaklanması gerektiğini söyledi. ‘Çünkü istatistiklerin çöp’ diye çıkışmıştı Raiola. İbrahimoviç ‘tabi, kesinlikle’ diye cevaplayarak Raiola’nın isteklerini yerine getirecekti. 
 
Raiola İbrahimoviç’in geç gelen başarılı kariyerinde önemli role sahiptir. Juventus’tan Barcelona’ya, Inter Milan’dan Psg’ye Raiola’yla 15 yıllık çalışma sonrasında İbrahimoviç dünyanın en çok kazanan ikinci futbolcusu oldu. Kariyeri boyunca 132 milyon Euro kazandı. Tabi menajerini de çok zengin edecekti. Ama para İbrahimoviç’in esas meselelerinden biri değildi, Raiola’yı bir arkadaş ve gençliğinde hayattaki öncelikleri kendisine öğreten bir mentor olarak görüyordu. 
 
Raiola’nın kariyeri tamamen bol kazançlı başarı hikayelerinden oluşmuyor. Büyük potansiyelli ve tartışmasız yetenek Mario Balotelli şu an Nice takımında kariyerine devam ediyor. Balotelli’nin potansiyelini tam manasıyla değerlendirememesinde Raiola kendisine de pay çıkarıyor. Bir keresinde, ‘Balotelli’de İbrahimoviç’in kafası olsaydı Messi daha az Ballon d’Or’a sahip olurdu’ demişti. Yine de ikili arasında halen sağlam bir bağ var. Balotelli bir keresinde evi yanarken panik halinde itfaiye yerine Raiola’yı aramıştı. Bu Raiola’yu rakiplerinden ayıran ve oyuncularıyla arasında gelişen bir tür doğal bir bağ.
 

http://cdn.images.dailystar.co.uk/dynamic/58/photos/994000/620x/Mino-Raiola-536168.jpg
 
Raiola artık 50’li yaşlarına yaklaşıyor. Tecrübeli ve iyi bir pazarlıkçı bir menajer olarak genç bir futbolcunun dikkatini nasıl çekebileceğinin farkında. Birkaç sene önce Manchester Unitdelı süper yetenek Paul Pogba’yı keşfettiğinde, onun üstün yeteneğinin kendi karakteriyle uyuştuğunun farkındaydı. İlk iş olarak Pogba’nın Manu’daki düşük profiline yatırım yaptı. Fransız futbolcuyu düşük ücret aldığını ve yeteri kadar değer görmediğini konusunda ikna etti. Böylece Pogba’nın ayrılışı yolunda ilk adımı atmış oldu. 
 
Fergusonla yaptığı yüksek tansiyonlu görüşme sonucunda Raiola bir düşman daha edinmiş oldu. Toplantıda Pogba için daha makul bir sözleşme ve ücret artışı talep edecekti. Ferguson Pogba olmadan görüşmeyi reddetti. Pogba toplantıya katıldı ve Ferguson’a aynı sözleşmeyle devam etmek istemediğini belirtti. Tam o esnada Ferguson Raiola’ya döndü ve ‘sen tam bir dangalaksın’ dedi. Ferguson Raiola’ya karşı olan nefretini daha sonra yazdığı otobiyografisinde de sakınmadan ifade edecekti.
Pogba Juventus’a transfer oldu ve büyük gelişme kaydetti. Geçen yaz 89 milyon poundluk rekor bir ücretle tekrar Manchester’a dönmesinde yine Raiola’nın parmağı vardı. Söylentilere göre bu transferden 30 milyon pound civarında da komisyon almıştı. Raiola’nın intikam dolu bu hamlesi itibarına itibar katmış oldu.  
 

https://www.thesun.co.uk/wp-content/uploads/2017/06/nintchdbpict0003232595363.jpg?strip=all&quality=100&w=960
 
Raiola bu kadarıyla tatmin olmadı. Genç yetenekleri cezbetme konusunda özel yeteneğinden bahsetmiştik. Milan’ın ve hatta dünya futbolunun geleceğine damga vuracağı şimdiden aşikar olan 18 yaşındaki kaleci Donnarumma da Raiola’nın cazibesine katılan genç yetenekler arasında yerini almıştı. Milan’ın potansiyel bayrak adamı olarak anılan Donnarumma Raiola’nın tahriğiyle Milan’ın teklif ettiği yeni sözleşmeyi kabul etmiyordu. Düşman edinme konusunda da özel bir yeteneği olan Raiola Milan özelinde tüm İtalya’nın nefretini kazandı bir anda. Ölüm tehditlerine kadar varan süreç sonunda Donnarumma Milan’da kaldı. Ama menajerlerin futboldaki dominant yapısı artık iyice tartışılır duruma gelmişti. 
 
Raiola gibi bir karakterin yükselişi mevcut futbol ortamında bir takım soruları da beraberinde getiriyor. Futbol şu anda, acımasız bir tüketim ve doyumsuz bir iştahla daha fazla gereksiz harcamanın girdabına girmiş durumda. Raiola ve onun gibi tartışmalı menajerler böyle bir futbol ortamında yolunu bulmaya çalışan basit uyanıklar olarak görülebilirler. Fakat futbol kamuoyunun transfer haberi açlığını tatmin etmenin dışında futbola ufak da olsa bir katkı sağlayıp sağlamadıkları tartışma konusudur. 
Yine de Raiolayla ilgili takdir edilecek bir çok husus var. Müşterilerine olan sadakati, ticari zekası ve şüpheye mahal bırakmayan pratikliği karakterinin takdire şayan parçaları. Son kertede Raiola’yı, tutkunu olduğu futbola zarar verme noktasında herhangi bir tasası olmayan acımasız bir pragmatist olarak tanımlayabiliriz. 
 
Akıl dışı transfer piyasası kısa vadede taraftarlardan, gazetecilere, yöneticilere, oyunculara ve tabi ki menajerler gibi bir çok paydaşa fayda sağlıyor olabilir; ama uzun vadede görünen, genç yeteneklerin azalması ve futbolun tatsızlaşmasıyla birlikte sadece Raiola gibi sayılı aktörler futbol piyasasında başarıyla ayakta kalabilecekler.
 
Yazan: Callum Rice-Coates
Çeviri & Derleme: Asım Duman
asim_duman@hotmail.com
 
twitter, vine, instagram, youtube, vimeo ve facebook postlarını url ekleyerek girebilirsiniz.

bbcode'un tüm nimetlerinden faydalanabilirsiniz.
• [b]kalın yazı[/b]: kalın yazı
• [i]italic yazı[/i]: italic yazı
• [u]altı çizgili yazı[/u]: altı çizgili yazı
Elektrikli otomobil sınıfında kurulduğu ilk günden itibaren referans niteliğinde işlere imza atan...