#
#
Selam olsun sana der Kaiser!
01/12/2012 - 13:51

1800'lerin başından itibaren ufuktaki kara bulutlar bir kıyametten başka neyin habercisi olabilirdi? Dünyayı yöneten koca koca devletler, birbirlerinin elindeki ''oyuncakları'' elde etmek için, koca iki savaşa tutuşacaklardı. İşte bu savaşların ikincisinde, Alman tarihinin gördüğü en acımasız hükumdar bir oyuncak sevdalısından başka bir şey değildi. Döktüğü kanla övünür, huzur bulurdu. Bu kadar karartının ötesinde, mağlup olan Almanlar bir devir teslim törenine tanıklık edecekti. Kazanmak için önüne ne çıkarsa öldüren bir hükumdarın bıraktığı kara Almanya'yı, Alman tarihinin gördüğü en büyük imparator teslim alıyordu. 11 adamlık ordusuna bir şekilde kazanmayı tattıran, ne kan döken ne de kayıp veren bir adamdı o. Zaten imparator dediğin savunma yapardı. Değil mi? 

Franz Beckenbauer, Almanya'nın üzerindeki kara bulutlar henüz dağılmamışken, savaşın hukuken sonlandığı 2 Eylül 1945'ten sadece 9 gün sonra dünyaya gelmişti. Bir şekilde hayatını kazanmak zorundaydı, zira o yıllar hayata tutunmayı beceremeyenler için kara delik misaliydi. Savaşmayan bir imparator için, futbolda çok iyi sayılırdı. Futbola bir hücum oyuncusu olarak, yaşadığı bölgenin takımlarından olan SC 1906 München'de başlayan Beckenbauer'in gönlünde, Almanya futbolunda dönemin ağır taşlarından 1860 Münih vardı. Fakat bu sevdası kısa sürecekti. Futbola başladıktan 5 yıl sonra katıldığı 14 yaş altı futbol turnuvasını onun son kez SC 1906 formasını terletişi olacaktı. Zira kulüp ekonomik sıkıntıların en doğal karşılandığı dönemlerden birinde varlığını devam ettirmek zorundaydı. Bunun da tek çözümü alt yapıyı kapatmaktan geçiyordu. Turnuvanın sonunda Beckenbauer, hayalini kurduğu forma olan 1860 Münih ile karşılaşıyordu. Fakat kader bu ya, maç esnasında yaşanan gerginlik yerini kavgaya bıraktı. Karşı takımdan başka bir futbolcuyla kavgaya tutuşan Beckenbauer, o zamana kadar kurduğu tüm hayalleri tek kalemde sildi ve hayatını değiştirecek o kararı verdi: Genç Beckenbauer,  Bayern Münih alt yapısının yolunu tutacaktı.

Bayern, o yıllarda bugünlerde sefasını sürmekte olduğu saltanattan çok uzaktaydı. Bu da genç Beckenbauer için bir fırsattı. Orta sahaya çekilen Beckenbauer, 2. lig güney grubunda mücadele eden takımında sürekli olarak şans bulmaya başladı. Fiziği itibariyle dönemin Alman futbolunda geçilmez bir savunmacı gibi gözüküyordu, bunun yanında gol de atabiliyordu ki bu alışılagelmişten çok daha uzakta olandı. 6 Haziran 1964'te St. Pauli karşısında ilk kez forma şansı bulup, üzerine gol de atan Beckenbauer, 6 maçın tamamında forma giydi fakat makus kaderi değiştirmeye gücü yetmiyordu, en azından şimdilik... Takımı 2. lige demir atarken, ertesi sezon unutulmaz trio devreye giriyordu. Kalede Sepp Meier, ileri uçta Gerd Müller ve liberoda Beckenbauer Bayern Münih'in Metin-Ali-Feyyaz'ı olacaktı. Üçü de hücuma yönelik değildi belki ama, Almanlar iyi bir ders almıştı Hitler'den. Kazanmak için saldırmak gerekmezdi. Büyük buluşmanın akabinde Beckenbauer 31 maçta 16 gol atarken takım Bundesliga'ya yükseliyordu. Bundesliga'daki ilk sezonuna 1860 Münih mağlubiyetiyle başlayan Bayern, ligi 3. tamamlarken Almanya Kupası'nı kazanmayla yetiniyordu. Ayrıca bu kupa, genç imparatorun ilk apoleti olacaktı. Fakat takım lanetlenmiş gibiydi. Efsanevi bir kadroya sahiplerdi, dönemin ötesinde bir futbol anlayışları vardı fakat iş Bundesliga'ya gelince elden ayaktan kesiliyorlardı. Beckenbauer'in önderliğinde Kupa Galipleri Kupası'nı kazanan Münih, bir kez daha Almanya Kupası'nın şampiyonu olacaktı. Fakat kupasız geçen 1966-67' sezonunun ardından, Beckenbauer'in ilk kez imparator olarak tüm Almanya'da tanınacağı sezon gelip çatmıştı. Branko Zebec takıma geçer geçmez, tarihin akışını değiştirecek o radikal kararı verecekti. Bayern, Bundesliga'yı kazanırken Beckenbauer eşi benzeri görülmeyen bir sistemin kahramanıydı. Tarihteki ilk ön libero olarak harikalar yaratmıştı. Rivayete göre, takım sezon öncesi Viyana'ya bir hazırlık kampı vesilesiyle gittiğinde,  I. Franz heykeliyle bir fotoğraf çekilen Beckenbauer, gazetelerde yayınlanan o fotoğrafıyla kısa sürede önce ''futbol imparatoru'' ardından da (der Kaiser) imparator lakabını kazanmıştı. Herhalde ilk fethi de Viyana'ydı, kim bilir... Fakat lanetli Bundesliga, yine kumarını oynamaktaydı. Üstelik bu seferki en üzücü olan olacaktı. 1970-71 sezonunun son haftasında Duisburg'a 2-0 mağlup olunca averajla Bundesliga'yı bir kez daha ucundan tutacak, ama kaptıracaklardı. Sonunda Beckenbauer'in imparatorluğunda lâle devri başlıyordu...

1971-72' ile başlayan lâle devri, tam 3 sezon boyu sürecekti. Bayern Münih, ligi üst üste 3 kez kazanırken Beckenbauer kaybetmez bir imparator olarak Alman tarihine geçecekti. Bundesliga, sürekli kuşatılan fakat alınamayan bir başkent gibiydi imparator için. Fakat bu da tarihe geçecekti. Üst üste 3 kez Bundesliga'yı kazanarak tarihe geçen Bayern, lâle devrini Şampiyon Kulüpler Kupası ile noktalayacaktı. Fakat tarih alışıktı. Kazanarak geçen vakitler, yerini hep vakitsiz uykulara bırakırdı. İmparator ve Bayern'inki de aynen öyle olacaktı. Yıkık bir devlet misali, son demlerini yaşıyordu bu birliktelik. Ayrılma vakti de gelmişti artık. Başarısızlık bir sebepti fakat, BILD gazetesi muhabirlerinden biriyle birlikte olduğuna dair çıkan haberler, özel hayatını da sekteye uğratmıştı. Tüm bunların ötesinde Beckenbauer'in de yüreğinde, bir Amerikan rüyası yatmaktaydı. Beckenbauer,  New York Cosmos'un yolunu tutuyordu... 

Pele'nin futbolu bırakmasının ardından Cosmos'un ardından esen rüzgâr yön değiştirse de, bir imparator için arena değişirse değişsin kazanma amacı güdülmeden nefes dahi alınmazdı. İlk sezonunda şampiyonluk kazanan Beckenbauer, aynı zamanda ligin en değerli futbolcusu ödülünü de kazanacaktı. 1978'de bir kez daha tekerrür eden başarının ardından, 1980'de de şampiyon olan Cosmos için her şey yolunda olsa da, Beckenbauer'i imparator yapan adam Branko Zebec, Hamburg'un başına geçiyordu. Bunu bir fırsat olarak değerlendiren Beckenbauer, memleketine geri dönüyordu. Burada geçirdiği 2 sezona bir kupa sığdıran Beckenbauer, Cosmos'a geri döndüğünde artık ağarmış saçlarının yanında ayakları da sahaya basmayı reddediyordu. Oynamak artık çok zordu, 25 maçta 2 gol 10 asist ile son tangosunu yapan Beckenbauer, savaştan galip ayrılmış bir imparator misali, vakti geldiğinde ayrılmasını biliyordu. Kazandıkça kazanmak, bir hırstan ibaretti. O imparator olurken bir de ders vermişti nasıl kazanılacağına dair, dersini tamamlar nitelikte bir vedaydı onunkisi.

Bu kadar kazanmış bir adamın, jubile maçında kendi kalesine gol atması tarihin gördüğü en büyük ironilerden biriydi. Deyim yerindeyse, ''son şakasını'' yapıyordu sanki. Kazanmasını bilen, elindekiyle yetinen, kazanırken önünde kullandığı güçten değil saygıdan eğilinecek bir imparatordu o. Alman bayrağı kandan ''kırmızıya'' bürünürken, aydınlığı gösteren o olmuştu. Tüm dünya, faşizmin gölgesindeki bu harabe devlete nefretle bakarken, o ve arkadaşları sayesinde kazanılan bir kaç kupanın yanında Almanya kimliğini bir kez daha kazanmıştı. Futbol sadece bir oyun muydu yani? Akan milyonların kanının ardında büyüyen bu adam, bir tarihi değiştirebilir miydi? Değiştiriyordu işte. Zaten imparator dediğin, savunma yapardı. 

Şahin Ateş
twitter, vine, instagram, youtube, vimeo ve facebook postlarını url ekleyerek girebilirsiniz.

bbcode'un tüm nimetlerinden faydalanabilirsiniz.
• [b]kalın yazı[/b]: kalın yazı
• [i]italic yazı[/i]: italic yazı
• [u]altı çizgili yazı[/u]: altı çizgili yazı
Günümüzde birçok elektrikli bisiklet modeline Bosch imzalı elektrik motorları gücünü...