#
#
2001 ve 2003'te iki kez Giro d'Italia şampiyonluğuna ulaşan efsane isim Gilberto Simoni, sahibi olduğu takımıyla geldiği Tour of Antalya'da sorularımızı cevapladı.
26/02/2019 - 21:09
Antalya’da eski Giro şampiyonlarından Gilberto Simoni ile beraberdik, kendi takımı Team Named Rocket için Antalya’ya gelen Gibo ile kariyeri, bisiklet ve Tour of Antalya’ya dair konuştuk. Bu keyifli röportajda bisiklet dünyasının en tanıdık yüzlerinden Sarper Günsal da Simoni ile bizim aramızda köprüyü kurarak çeviri desteği sağladı.
 
Burada buluşma sebebimiz olan Tour of Antalya ile başlamak istiyorum. Buraya takımınızla geldiniz, turdaki izlenimleriniz neler ve takımınız turdaki beklentilerinizi karşıladı mı?
Bu takım diğerlerine göre çok genç, İtalya’da biz neredeyse genç takım diyoruz bunlara. Gerçekten rekabetçi olmaları için hala almaları gereken bir yol var. Yılın ilk yarışı olduğu için onlar da kendilerini göstermek istiyorlar elbette. 2. etapta ikinci ve üçüncü olabilirlerdi ama ikisi de kazada* düştü. 3. etaptaki yokuşta da pek varlık gösteremediler. (*2. etabın toplu sprint finişi başlarken pelotonda üst üste iki ciddi kaza yaşanmıştı)
 
Genç bir takım olduğu için biraz beklenen bir sonuçtu diyebilir miyiz?
Yokuşta gerçekten çok kuvvetli çıktılar. Bizim takımdan biraz daha iyi şeyler bekliyordum. Tour of Antalya’da çok savaş gördüm, turu istiyorsan yokuşu çıkacaksın evet ama son km’de de elindeki her şeyi verip derece almaya çalışacaksın. O biraz eksikti gibi. Aslında bir problem değil ama bu tip yarışlarda her fırsat çok önemli. Yapacakları her atak ya da özel bir şey onların biraz daha yukarı sıçramalarını sağlayacak. Dolayısıyla da bu tip yarışlar çok patlayıcı geçiyor.
 
Bugünkü yarış 42 km/saat ortalamayla bitti.
(Sarper Günsal kendisine hatırlatma yaptı)
98 km’lik bir yarış herkesi dökmez ama sert geçer. Orada artık kafa çalışmaz, her şey bacaklarda biter. Bu tip yarışlar, bu tip sporcular için çok ağır geçiyor ama madem bu piste çıktın bu dansı yapacaksın.
 
 
http://www.tribundergi.com/g/2580/2585/b/03042019020922_2bc35.jpg
 
Genç bir takım olduğunu belirttiniz, gelecekte daha iyi şeyler yapmak için zor bir süreçten geçmeleri lazım değil mi?
Acı çekmek değil ama çok büyük çaba ve çalışma gerekiyor. Bisiklet sporu çok ağır.  Çok yorulmayı ve emek harcamayı gerektiriyor. %100’ünüzü vermek bile bazen yetmiyor. %100’ün üstünü bulman gerekebiliyor.
 
90’lar ve 2000’lerin başında yaptıklarınızla bir genç bisikletçiye tavsiyeler verebilecek en önemli isimlerden birisiniz çünkü bir Giro şampiyonusunuz. Kendiniz de büyük ihtimalle zorlu veya beklenmedik kötü dönemleri atlatarak bu noktaya geldiniz.
2000 yarış koştum. 2000’i 365’e bölersen yaklaşık 6 yıl hiç durmadan yarışmışım gibi. Tüm kariyerim boyunca 800 bin km bisiklete bindim. 15 Giro, 5 Tour ve 5 Vuelta koştum. Kolay bir iş değil yani. 800 binin biraz üstüne çıkmış olabilirim ama çok değildir.
 
Peki 800 bin km pedal çevirdiğiniz yılların ardından bir anda emekliliğe geçiş nasıl bir his?
Bugün biriyle konuşuyordum burada, bisiklet turizmi yapıyor, ona 800 bin km yaptığımı söylediğimde “1 milyon km’de yağ değiştirmek lazım” dedi. Bu aralar yılda 2000-6000 km arası bisiklete biniyorum. 1 milyonu istiyorum ama zor olacak biraz. Önceden yılda 30-40 bin km biniyordum. 3 yılda 100 bini görüyordum ama şimdi zor. Bu hesapla 50 yıl daha lazım 1 milyona varmak için. 95 yaşında bisiklete binen adamlar tanıdım, ben de onlar gibi hala bisiklete binmek istiyorum. 100 yaşından büyük olan Fransızın yaptıklarını gördüm, ilham aldım. Dünya rekoru değil ama bisiklete binmeye devam etmek istiyorum.
 
Giro şampiyonluğuna uzanan dönem nasıl peki? O süreci nasıl anlatabilirsiniz? (Sarper Günsal’ın ek sorusu: Sizce bu genetik mi yoksa çalışma temelli mi?)
14 yaşında yarışmaya başladım. Sürekli daha kuvvetli hale geldim. Bisiklette yetenek denen bir şey var ama her şey o değil. Hiçbir sporda artık yetenek tek başına yeterli değil, üzerine çok şey katmak gerek. En büyük fedakarlığını 18 yaşında yapıyorsun. 18 yaşında kararını vermek zorundasın, artık bir ayağını dışarıda bırakamazsın, kendini tamamen o spora vermelisin. Çok zor bir zaman bu. Arkadaşların veya kız arkadaşın dışarı çıkmak ister, insanlar cuma akşamı çıkar, cumartesiyi gezerek geçirir, pazarı da yatarak geçirir ama sen antrenmana çıkmak zorundasın. Buna bir defa karar verdiysen sonrası zor değil. Futboldaki gibi çok büyük fırsatlar var mı? Yok. Önünde birçok yol var seçmen gereken. Eğer bir atlet profesyonel kalacaksa tek yol seçmeli ve diğerlerine hiç bakmamalı. Sonuna çok bakmayacaksın, elbette bir rüyan vardır ama önünde üç tane kariyer yolu görüyorsan o iş olmaz, bir tane olacak, tek bir tarafa bakman lazım.
 
http://www.tribundergi.com/g/2580/2585/b/03042019020926_38f3b.jpg
 
Yani bir bisikletçi “bisiklet olmazsa bunu yaparım” diye bir şey asla düşünmeyecek?
Hiçbir şekilde diyemez. Sonuna kadar gideceksen o noktada kararını verip kendini bisiklete adaman gerek. 18 yaşında kararını veriyorsun ama 29-30 yaşını buluyor Giro kazanman.
 
18 yaşında başlarken 10 yıl bir şey kazanmamayı da göze almak mı lazım?
Öyle çalışmıyor bu işler, öyle bir karar vermen gerekmiyor aslında. O hayalin peşinde hep koşman lazım. 2-3 yılda kazanmayı düşünmeyeceksin, devamlı o hayali kazanmayı düşüneceksin.
 
Mathew Hayman’ın 15 yıl derece alamadan Paris-Roubaix yarışıp sonunda kazanması da buna bir örnek olur mu?
Kariyerler her zaman aynı değil tabii. Froome ve Sagan birer istisna aslında. İyi bisikletçileri düşün, 10-12-15 yıllık kariyer boyunca yarışıyorlar. Sagan genç denecek yaşta Roubaix kazandı veya diğerleri Ronde kazandı ama bu her zaman tekrarlanacak bir şey değil. Bir yarış kazanmış olsan bile bir sonraki sezon her şeye sıfırdan başlıyorsun. Bazen kazanmak için sadece deneyim değil içgüdü de lazım. Bazen deneyimle kazanırsın evet, rakiplerine bakarsın yarışı tartarsın kazanırsın ama bazen de içgüdünle veya hiç farkında bile olmadan yaptıklarınla kazanırsın. Sagan’ın Paris-Roubaix’yi nasıl kazandığını hatırla, deneyimle kazanmadı. Deneyimle kazanması için beklemesi lazımdı, beklemeyip atak yapması içgüdüydü bence. Hiçbir zaman yarışın nasıl biteceğini bilemezsin. Kendini dinlemen lazım, iyi misin, ne kadar iyisin, onları bilmek lazım. Yarış kazanmanın üç yolu var, biri deneyim, ikincisi içgüdü, üçüncüsü kısmet. Üçüncüsü her zaman tekrar etmez.
 
2004’te Damiano Cunego sana ihanet etti mi?
Hayır öyle düşünmüyorum, problem o değildi. Trieste’deki zamana karşıda düştüm ben. O güne dek 4. veya 5. sıradaydım, Damiano benden gerideydi. Ama üç gün boyunca dizimde çok ciddi problemler vardı, çok acı çekiyordum. Kendime inancımı ve güvenimi kaybettim, bir ihanet yoktu yani. 1 dakika kaybettim aslında düşerek, düşmesem 3. bitirirdim ama asıl problem dizimin ağrısıydı. 2-3 gün sonra pembe mayoyu bıraktım. Sen al git dedim Damiano’ya, mayonun peşinde koşmayı bıraktım. Trieste’de beş dakika yağmur yağdı sadece. Ben zamana karşıya başladığımda yola çıktım, yağmur yağdı, beş dakika sürdü ve kesildi. Benimle birlikte ya iki ya üç kişi yağmurdan etkilendi, biri benim.
 
Kariyerinizin en şanssız anlarından biri ya da en şanssız anı mı dersiniz?
Kısmet. Viraja geldim, kaydım düştüm, ne yapabilirdim ki.
 
21. etabın sonunda ilk kez Trofeo Senza Fine’yi kaldırıp Giro şampiyonu olmak kariyerinizde neyi değiştirdi?
Ben bisiklete Francesco Moser’in Giro’yu kazandığını görünce* başladım. 1984’te Moser Giro’yu kazandı, ben de 1985’te bisiklete binmeye başladım. O Giro beni bisiklete başlattı. Her zaman benim kahramanımdır o. Kazanmak çok güzeldi tabii. Bisiklet dünyasında bir star oldum ama hayatım değişmedi. Beni şimdi gördüğünüz gibiydim, hayatımı hiç değiştirmedim. Benim için hiçbir şey değişmedi. İnşaat işimde hala yoğun çalışıyordum. (*Francesco Moser, Gilberto Simoni ile aynı köyden)
 
Star oldum ama duruşum değişmedi demeniz çoğu bisikletçinin örnek alması gereken bir durum.
Başkaları değişmiş olabilir ama ben hiç değişmedim. Hayatımı kendi istediğim gibi yaşıyorum, başkalarının istediği gibi değil. Diğerlerini geride bırakmak için yaşıyordum hayatımı. Geride bitirdiğim zaman kendime çok sinirleniyordum, daha iyisini yapmak istiyordum, geride olmak hiç hoşuma gitmiyordu. Problem benim birinci gelmemem, yarışı kazanamadığımda kendime kızıyordum.
 
http://www.tribundergi.com/g/2580/2585/b/03042019021407_c25c2.jpg
 
Kendi jenerasyonunuzdan bir isim olan 52 yaşındaki Andrea Tafi’nin Paris-Roubaix için kendine takım araması gündemi epey meşgul etmişti bu yıl. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Çok eğlenceli ve ilginç olabilirdi. Kazanamazdı, çok zor. İlk kazandığında yarım gaz gitmiyordu. Tam gaz giderek kazanabildi. O kadar çok yarıştı ama bir kez kazanabildi. Evet ilk üçe girdi ama bir kez kazanabildi sonuçtu. 20 yıl sonra tekrar kazanmak o kadar da kolay bir şey değil. Ben de eski çıktığım yokuşları tekrar çat çat çıkmanın çok güzel olduğunu düşünüyorum ama TV’de görmek kolay. Çıkarkenki acıyı, ağrıyı ve yorgunluğu düşününce vazgeçiyorum. TV sadece öndekileri gösteriyor, arkada olan biteni ve ne acılar çekildiğini bilmiyorsunuz. İlk 30’u gorüyorsunuz ekranda, diğerlerinin ne yaşadığını görmüyorsunuz. İlk sıralarda gidenlere baktığınızda bir boşluğa bakıyor gibi duruyorlar ama aslında birer yırtıcı hayvan gibiler. Arkada öyle bir şey yok, can pazarı var resmen. Birinci olma amacını kaybettiğinde o güç ve kuvvet bacaklardan yok oluyor. Hayatta kalma savaşı resmen.
 
Kariyerinizde keşke kazanabilseydim dediğiniz, içinizde kalan bir yarış var mı?
Dünya şampiyonası.
 
En mutlu olduğunuz şampiyonluk veya etap galibiyeti?
18 yaşındayken 1989’daki Giro della Lunigiana’ydı. Gençler için dünyanın en önemli yarışıydı. Bölge mayosunu kazanıp Avrupa’daki tüm yarışlara katılma hakkı kazanıyordunuz. Bu yıl bu yarışı junior dünya şampiyonu kazanmıştı. Bu yarış benim bir yokuşçu olarak Giro d’Italia’yı hayal etmemi sağladı. 18 yaşında Giro’yu kazanamazsın ama bunu kazanınca onu hayal etmeye başlayabilirsin. En sevdiğim buydu.
 
Yarışırken çıkmaktan en keyif aldığınız yokuş?
Passo Pordoi.
 
En sevmediğiniz veya hiç çıkmasaydım dediğiniz yokuş?
Nefret ettiğim bir yokuş yok. Yokuşlardan hiçbir zaman korkmadım. Yarışlarda yokuş etapları başladığında rahat uyuyordum. Benim zamanım gelmiş oluyordu.
 
Birlikte yarışmaktan en keyif aldığınız rakibiniz hangisi?
Tüm bu yaptıklarına ve geçmişine rağmen bence Lance Armstrong çok büyük bir yarışçıydı.
 
25 yaş altı genç İtalyanlar arasında Giro kazanma şansı en yüksek olan kim sizce?
Bu aralar İtalya’da iyi yokuşçu yok ama 25 yaş altında Tour de France kazanabilecek biri var, o da Gianni Moscon.
 
Moscon’un tartışmalı hareketlerine ne dersiniz?
Yarış içinde küfür normal bir şeyler. Yarış içinde birçok defa küfredersin, olur böyle şeyler. Çok kuvvetli bir yarışçı Gianni, onu itip kaktıkları için küfür etmiştir, karşılıklı olan şeyler bunlar.
 
http://www.tribundergi.com/g/2580/2585/b/03042019021410_ff093.jpg
 
En sevdiğiniz anıtsal klasik hangisi?
Liege-Bastogne-Liege. Ama en çok hoşuma giden La Fleche Wallonne* diyebilirim. Dünya Şampiyonası’ndan sonra kazanamadığım için içimde kalan ikinci yarış o ama sadece iki kez katıldım. Her şey Giro içindi. (*Fleche Wallonne anıtsal klasikler arasında olmadığı için açıklamasını yaptı)
 
Türkiye’ye geldiğiniz ve konuğumuz olduğunuz için çok teşekkür ederiz.
Benim için çok zevkli bir fırsattı. Benim de çok hoşuma gitti. Bisikletle de gelmek isterim. Çok teşekkür ederim sizlere. 
FOTOĞRAF ALBÜMÜ
twitter, vine, instagram, youtube, vimeo ve facebook postlarını url ekleyerek girebilirsiniz.

bbcode'un tüm nimetlerinden faydalanabilirsiniz.
• [b]kalın yazı[/b]: kalın yazı
• [i]italic yazı[/i]: italic yazı
• [u]altı çizgili yazı[/u]: altı çizgili yazı
Türkiye’de yer alan Oppo, son dönemde geliştirdiği 10x kamera teknolojisiyle gündemden düşmüyor....