#
#
SERIE A
  1. TAKIMLAR
    O
    Av
    P
  1. Tamamını Göster »
SERIE A
Totti, efsane olduğu Roma’nın yenilenen web sitesine kariyeri, dünü ve bugünü hakkında konuştu.
16/12/2015 - 17:11
Roma’da kulübün sembolü haline gelen ve hala aktif futbol kariyerini sürdürmekte kararlı olan Totti, Roma resmi sitesinden Patrick Anthony’ye harika bir röportaj verdi. “Futbol hakkında konuşabilir miyiz?” sorusuna “Başka ne hakkında konuşacaktık ki?” diye cevap veren Totti, 1989’da kapısından içeri girdiği, 1993’te ilk maçına çıktığı Roma ve kendisi hakkında konuştu.
 
Sözü uzatmadan meydanı Anthony’nin sorularına ve Totti’nin cevaplarına bırakıyoruz:
 
Patrick Anthony: ''Totti, Roma’ya katıldığında henüz 12 yaşındaydı. Aradan geçen 26 yılda hala çocukken hayallerini süsleyen kulübün kaptanlığını yapmakta ve futbola olan aşkı hiç değişmedi. Bunu neden ona sormayalım ki?''
 
Kariyerinin başlangıcıyla, 1993’te Serie A’da çıktığın ilk maçla başlayalım. Senin için her şey ofansif orta saha veya ikinci santrfor olarak başlamıştı...
Evet, gençtim ve benim önümde birçok santrfor vardı. Abel Balbo takımdaydı ve 1994’te Daniel Fonseca da geldi. O zamanlar takım arkadaşlarıma gol attırmayı seviyordum. Benim işim onlara mümkün olduğunda çok gol pozisyonu hazırlamaktı. Kendim gol atmaktansa onlara gol attırmaktan daha fazla keyif alıyordum.
 
Sonra Zdenek Zeman geldi ve seni ileri üçlünün soluna aldı. 
Doğru ama bu pozisyon onun dizilişinde çok önemliydi, biraz daha farklı bir görevim vardı. Takımın geri kalanından bile fazla çalışmamız lazımdı. Basit olarak, oyun stilim aynıyıdı ama daha fazla çalım atıp kanada inmem gerekiyordu. O iki sezondan gerçekten keyif aldım.
 
Sonra Fabio Capello seni en ileri aldı. 
Evet, 2001/02’den beri. Düzenli olarak Batistuta ve Cassano ile beraber santrfor oynamaya başladım. Bir anda kendimi yerimde hissettim. En ileride oynayınca daha çok gol atıp asist yapma şansı oluyor ve bu ilk günden beri hoşuma giden bir şeydi. Spalletti ile beraber de pozisyonum bu defa son olmak üzere bir kez daha değişmişti.
 
Değişen neydi?
İki farklı dizilişti. Capello döneminde Cassano ile beraber sözde santrfor olarak oynasak da daha serbest bir roldeydik ve aslında ofansif orta saha olarak oynuyorduk. Spalletti’nin 4-2-3-1’inde tamamen bir santrfor olarak oynasam da yine de normal değildi.
 
Oyun tarzını yeniden geliştirmek nasıldı?
Özelliklerimin buna uygun olduğunu düşünmediğim için kariyerimde hiç santrfor oynayacağımı düşünmemiştim. Şükürler olsun ki iyi gitti her şey. Spalletti döneminde sahada serbesttim ki bu kariyerimde en iyi hissetiğim dönemdi.
 
Eğer bir şansın olsa kariyerinin başından itibaren santrfor oynamayı ister miydin?
Evet, eğer seçebiliyor olsaydım bunu yapardım.
 
Yani memnuniyetle kariyerinin başında asistler yaptığın günleri goller attığıın günlerle değiştirebilirdin?
Onlar kariyerimin farklı dönemleriydi. Büyüdüğünüz zaman tecrübe kazanıyorsunuz ve neler yapabileceğinizi fark ediyorsunuz. Kariyerimin farklı dönemleriydi, ikisini birbiriyle kıyaslayamam.
 
http://funkyimg.com/i/25w5b.jpg
 
Kariyerin boyunca ne kadar şeyi yeniden geliştirdin?
Bunu sana söyleyemem! Yıllar boyunca çok şey değişti, rahat hissettiğim ve daha çok kullandığım şeyler de var. Penaltıları kullanmam gibi.
 
Konusu açılmışken, kariyerin boyunca 80 civarı penaltı golü attın ve birçok insan senin kalecinin sağını tercih ettiğini düşünüyor. Olay bu mu yani?
Çoğunlukla evet. Ayak içiyle topa vurmayı daha kolay buluyorum. Ama farklı yollarla da birçok gol attım.
 
Bunlardan bahsedebilir misin bize?
Bazıl golleri gerilip ayağımın üstüyle attım. Diğerlerini de Arsenal maçında penaltılra kaldığımızdaki gibi ayak dışımla kalecinin soluna doğru sert vuruşla attım. Tabii ikincisi birz riskli ve başarması zor. Eğer vuruşu kaçırırsanız top soluğu tribünlerde alır.
 
Bir de Euro 2000’de attığın Panenka penaltısı var...
Ah evet, unumutşum.
 
Antrenmanlarda penaltı tekniğini geliştiriyor musun?
Hayır. Penaltıyı maçta ve antrenmanda kullanmam çok farklı şeyler. Maçta aklınıza düşen bir şey var: Baskı. Birçok da farklı şart var tabii. Birçok insan penaltı kullanmanın kolay olduğunu söyler ama biri karşınıza dikildiği zaman öyle olmuyor. Kolay değil. Kale karşınızda gerçekten çok daha küçük gözüküyor.
 
Hangi tarafa vuracağını nasıl belirliyorsun?
Vurmadan önce bir düşüncem oluyor. Sonra hakem düdüğünü üflemek için hazırlanırken binlercesi doluşmaya başlıyor ve fikrini birçok kez değiştiriyorsun. Ama penaltılar tamamen konsantrasyonla  alakalı. Nereye vuracağını bilerek koşman lazım, hepsi bu.
 
Penanka penaltısına geri dönersek, bu daha çok taraftarı etkileme amaçlı mı yoksa kaleciyi yanıltma amaçlı mı?
Benim için ayağın yanıyla vurmak. Önemli olan topun kaleye girmesi. Gereken teknik oldukça farklı, daha zor ve daha güzel. İçgüdüsel. Bu maçlarda yaptığım bir şey, stadın ortasında. Bazen sadece pas verir gibi plase vuruyorum. Düşünmeden yapıyorum. Bu birini delirtmek için yapılan bir şey değil.
 
Böyle attığın ilk penaltıyı hatırlıyor musun?
Tabii ki. Mayıs 2000’de sahamızda Bologna’yla oynuyorduk, Pagliuca’ya karşı atmıştım(Totti burada yanılıyor, maç 17 Nisan 2000’de oynanmıştı). Adeta Euro 2000 öncesi bir ısınma turu gidiydi. Sonra benzerleri çok oldu. Örneğin kaleci olduğu yerde durdu ve topa sahip oldu. Sinir olmuştum ama dediğim gibi, Panenka penaltısı da diğerleri gibi topa vurmaktan ibaret. Kaleciyi kandırmak için atmıyorum. Bu bir uygulama biçimi.
 
 
Peki uzak mesafeden aşırtma atarken ne değişiyor? Senin favoilerinden bu...
Daha karmaşık. Topa ne kadar güç uygulayacağını kontrol ederken kalecinin yerinde olup olmadığına da dikkat etmen lazım. Hepsi anlık olarak gerçekleşiyor, hissetmen lazım.
 
İlk aşırtman 1997/98’de Parma’ya karşıydı.
Evet, çok iyi hatırlıyorum. Buffon’a karşıydı. Orta sahadan kaleye doğru ilerliyordum ve koşarken bunu düşünüyordum zaten. Kendi kendime “Eğer açılırsa aşırtmayı deneyeceğim” diyordum. Başardım, hem de solumla.
 
 
Aa, evet, sol ayağın. Solunla birçok harika gol attın ama hala tercih ettiğin ayağın değil.
Neden biliyor musun? Çünkü bunu hiç düşünmüyorum. Belki de koordinasyonum daha iyi. Top havadan önüme düştüğü zaman vole vururken güçlü olan ayağımı destek ayağım olarak kullanmayı seçiyorum. Sağımı kullanırsam daha başarılı olacağımın ben de farkındayım. Solumla vururken durum biraz farklı, daha fazla düşünüyorum. Pek bir şey beklemiyorum ama iyi vurmak için gerçekten konsantre olmalıyım. Ve ara sıra kaleye giriyor.
 
Sol ayağın için kariyerin boyu özel olarak çalışma yaptın mı? Geliştirmek için antrenmanlardan sonra çalıştın mı?
Hayır. Altyapıda iki ayağımı da kullanmayı öğrettiler ve sonra kendi kendime geliştirdim.
 
Yetenekle kıyasladığında antrenmanın önemi ne kadar?
Yüzde 50-50 diyebilirim. Antrenman fit kalmak için gerekli. Bunu başarmanız lazım. Genel olarak fiziksel değil mental anlamda daha iyi olmanız lazım.
 
Oyununun ne kadarı sezgisel ve sen bunu ne kadar umursuyorsun?
Tamamen sezgisel.
 
Kusura bakma ama topu ileri doğru ilk oynayışında orada bekleyen bir arkadaşını bulmayı düşünmüyor musun?
Çok fazla düşünmemek daha iyi. Frekanslarınızın tutması lazım. Benim nasıl oynayacağımı bilerek takım arkadaşlarımın oraya koşmaları lazım. Benim gibi biriyle oynuyorsam nereye koşmam gerektiğini bilirdim. Simone Perrotta’nın Spalletti’nin başımızda olduğu zaman yaptığı gibi. Ben onun geriden nasıl koşup geleceğini biliyordum, o da benim nasıl oynayacağımın farkındaydı. İkimiz için de kolaydı.
 
http://funkyimg.com/i/25w5c.jpg
 
Favori gol sevincin ne?
Baş parmağımı emmek. Bana has bir hale geldi ve artık değiştiremiyorum. Bunu ilk kez 2005’te sahımızda Chievo’ya karşı oynarken yaptım. Dürüst olmak gerekirse bunu Ilary(eşi) için yapmaya başladım çünkü hep baş parmağını emiyordu. Sonra üç kişi adına bir sevinç haline geldi, karım ve iki çocuğum: Ilary, Cristian ve Chanel.
 
Keşke atabilseydim dediğin bir gol var mı?
Zor soru. Biraz düşüneyim. 1997/98’de sahamızdaki Juventus maçıydı, Peruzzi üst üste iki acayip kurtarış yaptı. Kusursuzdu. Hala kafamda canlandırabiliyorum.
 
Sevdiğin diğer favori hareketlerinden bahsedelim: Topuk. Bunları sahanın her yerinde yaptın...
Bu da sezgisel ve estetik ama yapması daha zor ama sıklıkla avantajıma kullandığım bir özellik bu. Çoğu zaman topukla veya ayak dışıyla arkadaşınıza pas atmak, ayak içiyle atmaktan daha kolay. Genelde anlık olarak düşünürüm bunu.
 
Topukla hiç gol atmadığın için üzgün müsün?
Hayır, açıkçası “Şu an topukla gol atacağım” diye hiç düşünmedim. Kariyer boyunca nadiren olur bu ve en ileride oynarken direkt gol atmayı tercih ediyorum. Daha güzel gözüküyor diye topukla gol atmayı pek umursamıyorum.
 
Kariyerin boyunca karşılaştığın en berbat savunmacı kimdi?
Belli biri yok. Arkama geçip maç boyu saldıran ve tekme atan birkaç pitbull vardı.
 
Mesela?
Richard Vanigli diyebilirim kolaylıkla çünkü 2006’da içeride Empoli ile oynadığımız maçta beni ciddi şekilde sakatladı. Acımasızdı. İlk dakikalarda bana çok yakın durdu ve aynı hafta yaralanan ayak bileklerimi televizyonda gördüm.
 
Sana bir an olsun rahat vermedi yani?
Evet, bu yüzden beni arayıp özür diledi zaten, sinirlenmiştim. Böyle şeylerden pişmanlık duyuyorum sonradan çünkü bunlar futbolun içindeki şeyler. Sakatlıklar olur. Yedinci dakikanın ardından sakatlanmıştım ama benim sinirimi bozan kısım ilk altı dakikaydı. Kariyerim boyunca oynadığım birçok savunmacının yaptığından daha fazlasını yapmıştı bana. Mesela Paolo Montero da kafası attığında sizi biçmeye gelirdi ama maç boyu o kadar acımasız değildi.
 
Aynısı Igor Tudor, Marco Materazzi ve Fabio Cannavaro için de geçerli. Onlar maç boyunca daha sakin olurlardı ama doğru zamanda dalarlardı. Havanın bile hareket ettiğini, bir şeyin geldiğini hissederdiniz. Bazen, eğer tecrübeliyseniz, arkanızda kimin olduğunu bilir ve müdahale gelmeden önce zıplayıp kurtulmayı denersiniz. Bunu çirkeflik olsun diye yapmazlardı ama sizi yakaladıkları zaman canınızı yakarlardı.
 
Kariyerinin en iyi performansı ne?
Sanırım 2003/04 sezonunda iç sahadaki 4-0’lık Juventus maçıydı. Cassano ile neredeyse her pası doğru atmışıtk. Ama, bir dakika, iyi düşünmeliyim. Sanırım her şeyi başardığımız bir maç daha var.
 
Hangisi?
2003/04 sezonunda Palermo’da, tarafsız sahadaki Roma-Empoli maçı. İki tane attım, biri aşırtma biri de kafayla. Çok iyi oynadım. Daha iyi düşünmeliyim ve daha fazla maç geçmeli aklımdan ama bu söylediğim ikisini seçiyorum artık.
 
http://funkyimg.com/i/25w5d.jpg
 
Şampiyonluk kazandığınız sezonda en beğendiğin maçınız hangisiydi?
İçerideki Parma maçı, şampiyonluğu o maçta kazanmıştık. Bunu çok defa dile getirmiştim değil mi?
 
Tamam, başka bir tane seçelim...
Tamam da en iyi maçımdan mı bahsediyoruz yoksa o sezonun en sevdiğim maçından mı?
 
Seç işte birini. Senin için en çok anlam ifade eden hangisi?
Juve ile 2-2 berabere kalınan maç.
 
Yerini Nakata’ya bırakıp kenara geldiğin Juventus maçını mı diyorsun?
En iyi maçlarımın çok uzağındaydı farkındayım. Ama bu şampiyonluk için belirleyici maçtı, bunu unutamazsınız. Ek olarak da sezon ortası iki hayatı maç vardı Parma ve Bologna’da. Parma’ya karşı ilk yarıda penaltıyı direğe nişanlamıştım, Bologna maçında da oynamadım. Ama sezon ortasındaki bu maçlar çok kritikti. İkinci yani Bologna’daki maçtan sonra içimden “Bu sene bizim senemiz!” dedim.
 
2006’da Sampdoria’ya attığı voleyle beraber, 2001’de Lazio’ya ve 2005’te Inter’e attığın aşırtmaları “en sevdiğim gollerim” olarak belirtmiştin birçok kez. Bu hala geçerli mi?
Evet, ilk üç onlar. Ama diğerleri var tabii.
 
O zaman devam et, o diğerlerinin arasından seçim yap...
Beni önceden buna çalıştırmış olmanız lazımdı! Bakalım... Udinese ile 2001’de içerideki maç diyebilirim. Cafu’dan gelen bir orta ve yine sol ayağım, bilmem anlatabildim mi?
 
 
Udinese’ye karşı 1998’de de güzel bir gol atmıştın. Onu da solunla atmıştın yine...
Evet ama vuruşun zorluğu düşünülürse şampiyon olduğumuz yıldaki daha zor bir goldü.
 
Örnek aldığın ve oyun tarzında benzerlikler gördüğün bir oyuncu var mı?
Dürüst olmak gerekirse çocukken sadece Giuseppe Giannini’yi izledim. İdolüm oydu. Ama şimdi düşününce onda kendimi gördüğümü söyleyemem. Farklı tipte oyunculardık ve futbol da çok değişti. Onun oyununu seviyordum. O bir kaptan ve efsaneydi. Onda farklı bir ışık gördüm.
 
Kariyerin boyunca aldığın en büyük tavsiye neydi?
Herkese saygı göster.
 
Kim dedi bunu?
Annem ve babam. Oldukça işime yaradı.
 
Oynadığın en zorlu stat hangisiydi?
Reggina’daki. Zemin büyük oranda maç yapılamaz haldeydi.
 
Atmosfer olarak peki?
Brescia ve Bergamo. Canlı şehirler, özellikle biz Romalılar için. Bir dakika, Livorno’yu unutmamalıyım. Maç boyu hırpalıyorlar sizi, neden bilmiyorum. 2007’de sadece bana özel bir tezahürat yaptılar ve maçın sonuna dek sürdü. Ben de galeyana gelmiştim, zor bir andı, oyundan atıldım ve Vito Scala’nın* da canını sıktım. O benim için her şeyi yapan biri, bir daha asla böyle bir şey yapmam. (*Vito Scala: Totti'nin kariyeri boyu yanında olan bireysel antrenörü)
 
Vito senin için ne anlam ifade ediyor?
Başardığım her şeyin büyük bir parçası. Bana, vücuduma, her şeyime o bakıyor. Bir futbolcu için etrafında böyle birine sahip olmak muhteşem. Daha iyi performans gösteriyorsunuz çünkü kafanız rahat oluyor. Vito bana gerçekten çok yardımcı oluyor. O herkesten daha zeki ve her şey için bir önlemi var. O benim futbol yaşamımın büyük bir parçası. Benden yaşlı –hem de bayağı yaşlı- olmasına rağmen o benim abim gibi.
 
http://funkyimg.com/i/25w5E.jpg
 
Kariyerin boyu birçok farklı rolde ve oyun stiliyle oynadıktan sonra sana en fazla hangi lig uygun olurdu diye düşünüyorsun?
İspanya, hiç şüphesiz.
 
Real Madrid bu yüzden mi seni istedi diyorsun?
Hayır, benim oyun tarzım İspanyol tarzına yakın. Premier League ve Serie A ile kıyaslandığında fizikten ziyade daha teknik bir lig. İngiltere ile kıyaslarsak İspanya Ligi’nde daha fazla topla oynuyorlar, bu daha eğlenceli. Bunu orada rakip olarak oynarken görebiliyorsunuz. En ufak bir yetenek sergilediğinizde hemen alkışlıyorlar.
 
Şu Bernabeu’da alkış yağmuruna tutulduğun maçtan mı bahsediyorsun, nasıl bir histi?
İnanılmaz bir histi. Şu an bir soru geleceğini düşüyorum çünkü oraya geleceksin az sonra biliyorum. Real Madrid’e orada attığım gol Avrupa’da en beğendiğim golüm.
 
Teşekkürler, haklısın. Bunu soracaktım sana. Orada iki tane attın, biri 2001’de, biri de bir sonraki yıl. Hangisinden bahsediyorsun?
İlk olandan, 2001’deki.
 
Son bir soru. Futbolu bıraktığın zaman rakiplerin tarafından nasıl hatırlanmak istersin?
Bu benim karar verebileceğim bir şey değil. Bunu onlara bırakıyorum. Saygı duysunlar yeter.  Bu bir futbolcunun kariyerindeki en önemli şey.
Kaynak: asroma.it
twitter, vine, instagram, youtube, vimeo ve facebook postlarını url ekleyerek girebilirsiniz.

bbcode'un tüm nimetlerinden faydalanabilirsiniz.
• [b]kalın yazı[/b]: kalın yazı
• [i]italic yazı[/i]: italic yazı
• [u]altı çizgili yazı[/u]: altı çizgili yazı
Geçtiğimiz günlerde çekimlerine başlandığını duyurduğumuz Hızlı ve...