#
#
Ultras Project ekibinden Asım Duman, Olympique Marseille - Fenerbahçe maçına gitti ve deplasmanı yazdı..
27/11/2012 - 15:40
Herkese selamlar. Ben Asım, Ultras Project Streetwear ekibindenim, aynı zamanda 1907 Gençlik mensubuyum.
 
Geçtiğimiz Perşembe günü Olimpik Marsilya – Fenerbahçe maçı için Marsilya’ya deplasman gerçekleştirdim. Yer yer görüşlerimi Twitter’dan paylaştım. Twitter’dan arta kalanları tüm detayları blog üzerinden buradan paylaşacağım. Yazı biraz uzun olacağı için sıkmamak adına dizi halinde yazacağım. Kolay okunabilmesi içinde maddeler halinde yazacağım. Keyifli okumalar.
 
Hazırlık
 
# Marsilya maçı tarihi netleşir netleşmez uzun zamandır kolladığımız güzel bir yurtdışı deplasmanı fırsatı için ucuz uçak bileti aramaya başladık, 200 TL gibi cidden ucuz sayılabilecek bilet bulunca fazla düşünmeye fırsatımız olmadı. Özellikle yurtdışı yolculukları için promosyon bilet alacaklara tavsiyem iade ve iptal şartlarına dikkat etmeleri. Promosyon biletlerin vergileri dışında iade, değiştirme gibi opsiyonları ya yok ya da çok sınırlı.
 
# Fransa kolay vize veren bir ülke olarak biliniyor. Schengen vizesini kolay alacağımı düşünürken bir anda kabusa dönüştü. Daha önce almış olduğum bir Schengen vizesi vardı. Tamamlanması gereken tüm evrakları tamamlayıp teslim ettikten sonra vize talebim konsolosluk tarafından reddedildi. Gerekçe nedeni olarakta, lütfedip Fransızca gönderdikleri red gerekçesi belgesinde ‘inandırıcı bulunmadı’ seçeneği işaretliydi. Yolculuk için yaptığım tüm hazırlıkları geçtim, mental olarak o kadar hazırlandığın bir deplasmana hiçte tahmin edemediğin bir nedenle gidememek en çok koyanı olacaktı. Hala red nedenin sindirememişken Fransa konsolusu adına bir mail  attım. Evraklarımın tam olduğunu, daha önce Schengen aldığımı ve evraklarımın yeniden incelenmesini istedim. Ertesi gün Fransa konsolosluğundan arayıp evraklarımın tekrardan incelenediğini vize alabileceğimi söylediler. Vizemin ilk başta red yemesi ne kadar inanılmazsa normal şartlarda ret yiyen bir Schengen vizesinin de ertesi gün onaylanması o kadar inanılmaz oldu. Diplomatik teamülleri biraz yerle bir ederek vizemizi almış olduk.
 
 
# Otel için Booking ve Airbnb tercihimiz oldu. İstediğiniz seçeneklerde oteli yada komple daireyi bu iki portaldan halledebilirsiniz. Turizm için ölü bir sezon olduğu için otel biletleri çokta pahalı değildi. Açıkcası bizimde otelden, hijyen ve rahat yatak dışında bir beklentimiz yoktu. Dinlenmeye de gitmiyorduk zaten. Avrupalı’nın kahvaltığı dediği kruvasan ve kahveden öte bir şey değil.
 
# 3 pankart, 2 sprey, bol sticker ve Ultras Project ürünlerimizle deplasman yolundayız.
 
Yolculuk
 
# 4 güne sıkıştırılmış bir güzergah şöyleydi. İstanbul>Lyon>Marsilya>Paris>Lyon>İstanbul. Önce Atatürk havaalanından Lyon’a uçtuk. Thy’nın yemekleri bahseldiği kadar lezzetli. Bindiğimiz uçağın nerdeyse yarısı tanıdık simalarla doluydu. Hatta çoğu kişi aynı otellerde rezervasyon yapmıştı.
 
# Lyon havaalanı şehir merkezinden yarım saat kadar uzaklıkta. Şehre ulaşmak için ya taksiyi tercih edeceksiniz ya da tramvaya binecekiz. Shuttle ya da belediye otobüsü gibi bir alternatifiniz yok. Taksi 50 Euro, tramvayda kişi başı 14 Euro. Anlayacağınız sosyal belediyeciliğin esamesi okunmuyor. Belediyesinden,  Fransa Ulaştırma bakanına kadar gerekli yerlerin kulaklarını çınlatarak Lyon merkezdeyiz.
 
# Lyon’dan Marsilya’ya hızlı trenle geçeceğiz. Tren saatine kadar 3-4 saatlik bir süremiz var. Bu süreyi Lyon sokaklarında dolaşarak, sağa sola sticker yapıştırarak geçirdik. Hızlı tren iki katlı ve konforlu sayılır. Otobüsün normalde 8 saatte aldığı mesafeyi 3 saate indirirek Marsilya’ya ulaşıyoruz.
 
# Gece yarısı Marsilya’dayız. Bizden önce Marsilya’ya ulaşmış dostlarımız karşılıyor bizleri. Çantaları bavullara bırakıp sabahtan beri yollarda olduğumuza aldırmayarak dışarı çıkıyoruz. Mottomuz: ‘Uyumaya gelmedik.’
 
 
# Marsilya mimari olarak bir Avrupa kenti gibi olsada gerek kültür, gerekse kozmopolitliğiyle diğerlerinden farklı. Akdeniz kıyısında bir sahil kenti. Aynı zamanda Fransa’nın üçüncü büyük şehri. Aklınıza gelebilecek her türlü ırktan insan var. Arap ve Afrikalılar ağırlıkta. İzmir, Antalya ve Selanik ayarında bir şehir diye tarif edelim. Avrupa’nın en tehlikeli yerlerinden birisi olarak biliniyor. Biz hiç bir tehlikeyle karşılaşmadık. Karşılaştığımız tek vaka erkek arkadaşını döven bir kızdı. Ölü bir şehir izlenimi var şehrin. Akşam 9′dan itibaren ne açık bir yer ne de insan görebiliyorsun. Sokaklar evsizler, sarhoşlar ve bize aitti nerdeyse. Daha sonradan tanıştığımız bir Türk bize Marsilya’yı kısaca özetledi: “Burası Marsilya, Avrupa değil.”
 
Maç Günü
 
# Maç günü, günün ve şehrin tadını çıkarmak için erkenden uyanıyoruz. Güzel bir kahvaltı hayalimiz yine kruvasan ve kahveyle son buluyor. Şanslı olanlar tosta benzer birşeyler bulabiliyorlar. Kahvaltı kültürü olmayan bir milletin diğer kültürlerini de sorgulamak gerek.
 
# Geldiğimizden beri Olimpik Marsilya’ya dair şehirde pek birşeyle karşılaşmadık. Sahilde çok güzel bir bayrak ve atkı koleksiyonu olan bar vardı. İstanbul’dan giden herkes takılmıştır orada heralde. Şehirde maç hakkında konuştuğumuz çoğu kişi de iddiada Fener’e basmıştı kuponu zaten.
 
# Marsilya normalde sakin bir şehir ama o gün değildi. Gerek İstanbul olsun gerekse de Avrupa’dan epey bir Fenerbahçeli akımı vardı şehre. Almanya, Hollanda, Belçika dışında Türk nüfusun çok yoğun olmadığı yerlerde sağlanan en kalabalık deplasman ortamlarından birisi yaşandı diyebiliriz. Bu aslında yurt dışı deplasmanı mentalitesi konusunda artık değişen bazı şeylerin göstergesi. ‘Le Vieux-Port’  denilen eski liman bölgesindeki restoranlar, kafeler Türk taraftarlarca doldurulmuşken, en işlek saatte oturduğumuz restoranın mutfağını kapaması ‘arkadaş bu kadar mı rahatsınız’ dedirtmedi değil.
 
# Maç için toplanmamız gereken yer Plages du Prado diye adlandırılan sahil kesimi bir yer. ‘Yürüyelim şehri görmüş oluruz hem’ niyetiyle başladığımız, her sorduğumuz Fransız’ın 15 dakika yürümesi mesafesi diye tarif ettiği, sonuç abartısız Caddebostan-Pendik mesafesi kadar yürüyüp de ancak ulaştığımız plaja vardık. Hava kararıncaya kadar bekledikten sonra polis eşliğinde kortejle beraber yürümeye başladık. Polis sert yüzünü göstermek için ilk başlarda kortej esnasında yanan meşalelerin söndürülmesi talimatını verdi. Bu sert tutumları 5 dk falan işe yaradı heralde. Bulunduğumuz plajdan stada olan mesafe yaklaşık 2 km. Polisin de hiç öyle acelesi yok, önümüze set çekip aheste aheste stada doğru yol aldık. O kadar yavaş ilerliyordukki söyleyecek beste kalmadı nerdeyse.
 
# Ne maç öncesi ne de stad çevresinde herhangi bir Marsilyalı taraftarla ya da grupla karşılaşmadık. Daha önceden de tahmin ettiğimiz üzere polisler herhangi bir maça nazaran bu maç için daha bir dikkatliydi. Spor salonu gibi bir salondan giriş yapıp detaylı bir arama yapıldı. Pankartlar açılarak politik mesaj olup olmadığı kontrol edildi. Garip bir uygulamaya denk geldik, anlatayım. Türkiye’den gelen bir yetkili açılan pankartları tek tek kontrol edip Fransız polisine pankartların teyidini verdi. Yine polisle yaşanan her sıkıntı da sivil Türk güvenlik görevlileride taraftarlarla iletişim halindeydi. Biz pankartları asabilmek için ilk giren gruptandık. Bizden sonra arama noktasında biraz olay yaşanmış. Polisin sert tutumu karşısında normal karşıladık.
 
# İçeri girer girmez pankartlar için en güzel konumu belirleyip asmaya başlıyoruz. Stad içinde polis yok. Güvenliği, hepsi iri kıyım siyahi abilerden oluşan güvenlikler sağlıyor. Rahatça saha içine girip pankartlar asılabiliyor. Kimse karışmıyor, saha içindeki tüm görevliler toleranslılar. Onlarca pankart var. Nerdeyse tamamı el yapımı bez pankartlar. Tüm set bu pankartlarla donatılıyor.
 
 
# Pankart demişken, Filistin için hazırlanmış özel bir pankart maç öncesi özel yöntemlerle stada sokulmaya çalışıldı. Başarıya da ulaştı bu çabalar. Maç esnasında açılması gerçekten güzel oldu.
 
Marsilya Tribünleri:
 
# Stada girdiğimizde Virage Sud (Güney Kale Arkası) adlı bölümde asılı duran Yunanistan bayrağı gerginlik için yeterli bir bahane oldu. Zaten çok sürmeden kale arkasıyla kısa süreli bir çatışma oldu. Güvenliklerin Yunan bayrağını indirmesiyle gerginlik bitti. Yine de Marsilya tribünleri gergin gününde sayılırdı. Her iki kale arkası da devre arasında güvenliklerle çatıştı.
 
 
# Şehirdeki ortamı, Marsilya tribünlerinin son yıllardaki kan kaybınını da gözönüne alınca, açıkcası Marsilya tribünlerinden fazla beklentim yoktu. Beni yanıltacak işler de yapmadılar zaten. Her kale arkasında birden fazla grup var. Tamamı tek kale arkasında toplansa etkili bir curva olacaklar, ama benim bildiğim Marsilya tribünleri yıllardır böyle. Bu arada Fransızlar curva tribününü ‘virage’ olarak adlandırıyorlar.
 
# İlginç bir detay olarak, maç öncesinde stad hopörlerinden ‘çeççere’ türü tırt şarkılar çalarken, kale arkalarında underground rap çalıyordu (Çözemedim fakat muhtemelen bir tanesi Keny Arkana’ydı). Fransız rapinin ve alt kültürünün önemli şehirlerinden Marsilya.
 
# Tezahüratları vasat, karşılıklı dışında çok etkili değillerdi. Zaten yönetimleriyle epey kavgalılar. Sopalı pankartlar, bayraklar Avrupa tribün ritüeli olarak eksik değil. Hele bir tane Fred Perry logulu pankartları vardıki tüm tribün olarak bayıldık. Geçen hafta oynatacak forvet bulamadığından kulübün kargocusu oynayınca Marsilya tribünü bunun için: ‘Kalbinde taşıdığın aşk için teşekkür ederiz’ yazılı bir pankart hazırlamıştı.
 
 
# Devre arasında bu sefer Virage Nord (Kuzey Kale Arkası) ile kısa süreli bir çatışma yaşandı. Olaylar esnasında dikkatimi çeken polisin hiç bir şekilde olaylara müdahil olmaması oldu. Güvenlikler de sadece lütfen sakin olun havalarındalardı. Buna mukabil bizim stadlardan sıkça duymaya alışık olduğumu ‘xyz taraftarı lütfen sakin olun’ anonsları maç boyunca Türkçe olarak hiç eksik olmadı. Elin Fransız’ı bu kadar rahatken bizimkiler niye geriliyor anlamak güç.
 
# Maçta ortam gerilince, ikince yarı da bizim bulunduğumu tribünün önüne polis kordonu yerleştirildi. Stad güvenliğinden sorumlu polis şefi, ertesi gün gazetelere ‘maalesef yapmak zorundaydık’ diye pişman bir edayla açıklama yaptı. Bize normal gelen onlar için ekstrem bir durumdu anlayacağınız.
 
# Biraz da bamteline dokunalım. Ülkemizden binlerce kilometre ötedeki bir şehire deplasmana gittik. Ne maç esnasında ne de maçtan sonra herhangi bir sınırlama yada engelle karşılaşmadığımı bir deplasman geçirdik. Binlerce kilometre öteki bir deplasmana böyle rahat gelebiliyorken kendi şehrimizde suyun ötesi yakasındaki stadyuma, bir şehrin taraftarı yanındaki şehrin deplasmanına gidemiyor. Bakanlık topu TFF’ye, TFF kulüplere, kulüpler de emniyete atıyor. Ortada peydah olan ucubeyi ise kimse sahiplenmiyor. Yılmadan, yorulmadan #DeplasmanımaDokunma
 
Asım Duman
Ultras Project
FOTOĞRAF ALBÜMÜ
twitter, vine, instagram, youtube, vimeo ve facebook postlarını url ekleyerek girebilirsiniz.

bbcode'un tüm nimetlerinden faydalanabilirsiniz.
• [b]kalın yazı[/b]: kalın yazı
• [i]italic yazı[/i]: italic yazı
• [u]altı çizgili yazı[/u]: altı çizgili yazı
Dünyanın en çok kullanılan anlık mesajlaşma servislerinden WhatsApp, herkesi ilgilendiren can sıkıcı...