Zaman: 12 Ara 2018, 00:26

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj

Tribundergi HQ
 Mesaj Başlığı: TARIHTEN: Inonu-Bayar Cekisti, G.Saray Bölündü
MesajGönderilme zamanı: 13 May 2004, 04:53 
Kullanıcı avatarı
Çevrimdışı

Kayıt:
15 Ağu 2003, 02:56
Mesajlar:
8616
Konum:
Istanbul
Asagidaki yazi 12 Mayıs 2004 tarihli Cumhuriyet Spor Eki'nden yayinlanmis ve Abdulkadir Yücelman tarafindan kaleme alinmistir.
Ates-Gunes hadisesine her Galatasaraylinin vakif olmasi acisindan faydali bir yazidir diye düsünmekteyim.


Siyasi rekabet neredeyse futbolun önüne geçecek ve Sarı-Kırmızıları tarihe gömecekti.
Inonu-Bayar Cekisti, G.Saray Bölündü

Resim

Yusuf Ziya Öniş. Galatasaray Kulübü'nün 3'üncü başkanı. Sert, otoriter, disiplinden yana ve teşkilatçı. Türkiye'ye ilk yabancı antrenör olarak Billy Hunter (İngiliz) onun zamanında geldi. İnatçı ve karakteri gereği 'dediğim dedik'çi bir başkan. Zamanın İktisat Vekili (Maliye Bakanı) Celal Bayar'cı.

Suat Hayri Ürgüplü; "Beni gazeteci, hâkim, avukat, millet/ekili bakan, büyükelçi, senatör, senato başkanı ve başbakan; kısaca beni ne oidumsa onu yapan Galatasarayıma ölesiye borçluyum" diyen has bir Galatasaraylı. Amatörlüğü sonuna dek savunan Ürgüplü ise İsmet Paşa'cı...

Yusuf Ziya ile Ürgüp'lü arasında 1930'lu yılların ortalarına doğru çıkan bir fikir anlaşmazlığı az daha Galatasaray'ın sonu olacaktı. Yusuf Ziya ve kendi kafasında olan birkaç arkadaşı ile Galatasaray'dan kopup Güneşspor'u kurmaya kalkışırken Atatürk'ün yaveri Cevat Abbas Gürer'in siyasi ağırlığı Güneş'in büyük gücüydü.
Ateş Güneş Kulübü Güneş renklerini seçerken Sarı-Kırmızı olsun istemişti ama Galatasaray'ın renklerine sahip olamadı, öyle olunca da Ateş Güneş (al ve sarının sembolü) adını aldı.

Kuruluş aşamasında olan Ateş-Güneş'in kurucusu Yusuf Ziya, Galatasaraylı futbolcularla ilişki kurup onlara geleceğe dönük vaatler veriyor ve onlarla sık sık toplantı yapıyordu. Söylemleri içinde hep profesyonelliği savunuyordu.

Güneş ile Galatasaray arasındaki rekabet öylesine bir noktaya gelmişti ki 1937 yılında Taksim stadında yapılan ve 1 -1 biten maçta çıkan olaylar nedeniyle Başbakan İsmet İnönü, her iki takımın yöneticilerini çağırarak her iki kulübü kapatmakla tehdit edecekti.

Güneş Kulübü ve Yusuf Ziya 1938'de amacına ulaştı. Fenerbahçeli Zeki Rıza'nın İstanbul futbol ajanı olduğu bu dönemde, İstanbul, Ankara ve İzmir kulüplerinin katıldığı ligde birinci oldu, daha sonra da İstanbul'da tek devrelik ligde averajla şampiyon oldu. Ancak Beşiktaş'ın birinci, Fenerbahçe'nin ikinci ve Güneş'in üçüncü olduğu bu ligde averaj hesapları ve de Celal Bayar'ın siyasi baskısı sonucu Güneş şampiyon ilan edildi.

Atatürk'ten sonra
Atatürk'ün vefatından sonra İsmet İnönü, Celal Bayar'ın has adamı Yusuf Ziya'yı da Güneş takımını da tasfiye etmeye hazırlanırken Yusuf Ziya hem kendisini kanıtlamış hem de İnönü ile siyasi bir çatışmaya girmeye gerek görmeyerek Güneş'i kapattı ve Galatasaray Kulübü'ne döndü. Güneş Kulübü'nün 1 numaralı adamı Yusuf Ziya, İnönü'nün Cumhurbaşkanı olmasından hemen sonra Denizcilik Işletmeleri'ndeki yolsuzluk davasında yargılandı ve beraat etti, daha sonraki yıllarda Celal Bayar Demokrat Parti'nin iktidara geldiğinde Yusuf Ziya Öniş'i Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü'ne getirerek ödüllendirdi. Yusuf Ziya Galatasaray'a döndükten sonra Demokrat Parti hükümet olunca Galatasaray Kulübü'ne başkan oldu ve başkanlığı iki yıl sürdü.

Aykaç'ın kaleminden
Galatasaray'ın amatör futbolcularını kandırıp Güneş'e götürme kampanyasını 2003'ün Kasım ayında yitirdiğimiz Eşfak Aykaç yazmış ve Galatasaray'ı parçalanma noktasına getiren bu olayı tarih sayfalarına yansıtmıştı. Olayın içyüzünü Eşfak Aykaç 1954'te Akis dergisine yazmıştı. Sevgili kardeşim Serhat Hürkan da aynı olayı "Yıkılmayan İmparatorluk Futbol" adlı kitabına almıştı.

Doğan Hasol Ağabeyimiz de aynı olayı bu kez Eşfak Aykaç'ın ağzından dinlemiş ve Cumhuriyet'teki köşesinde dile getirmişti. Ben de olayı birkaç yönü ile değerlendirmeye çalıştım. Söz Eşfak Aykaç'ın:

"- İş Bankası Yenicami Şubesi, pek muhterem Yusuf Ziya Beyefendi, Tepebaşı'ndaki Garden Barda elime bir tomar para sıkıştıran sol iç Haşim, Saray Sineması'nın karşısındaki Yeşil Muhallebici ve Masör Danyal, Ayazpaşa 'daki Üçler Apartmanı, zeki ve sevimli Eşref Şefik Bey, Galatasara Lisesi'ndeki 10'uncu sınıf arkadaşlanmız Selçuk, Bülend, pekmuhterem Muslin Hoca ve beşinci kolu kaleci Said ve hepsinin de ötesinde 7-0'lık feci mağlubiyet!
Galiba 1936 senesi idi. Galatasaray'ın Güneş isimli öteki şubesi, hayli zamandır faaliyete geçmiş ve Galatasaray-Gûneş zıddiyeti had safhaya varmış bulunuyordu.

Bir gün antrenmandan mektebe dönerken, o zamanki takımın sol açığı Bülend yanıma sokularak dedi ki: Azizim Eşfak, ben bizim takımdan ayrılacağım. Hayretle sordum:
- Sebep? Nereye gideceksin?
- Güneş'e gideceğim. İyi para veriyorlar.
- Çıldırdın mı yahu, dedim. Sonra seni mektepte barındırmazlar vallahi, linç olursun.
Güldü,
- Mektepte kalacak değilim ki, dedi ve ilave etti:
- Kabul edersen seni de istiyorlar. Ben Haşim'le de konuştum, o razı oldu.

Mektebe gelinceye kadar, Bülend işin teferruatını anlattı. Masör Danyal'ın aracılığıyla yapılan teklife göre, o ders yılı sonuna kadar, kimseye bir şey hissettirmeden Galatasaray Lisesi'nde okuyacaktık, sınıfı geçtikten sonra Feyziati Lisesi'ne geçerek buradan mezun olacak ve daha sonra da Avrupa'ya gönderilecektik. Bu devre zarfında, Galatasaray'da oynamaya devam edecektik. Güneş Kutübü'nden gelen talimat dairesinde hareket edecek ve mesela, falan müsabakaya iştirak etmememiz emredildiği takdirde, o müsabakaya katılmayacaktık. Buna mukabil, bizlere, o zamanın parasıyla hiç de küçümsenmeyecek bir para olarak, 45 lira gibi iyi bir aylık bağlanacaktı. Ayrıca, işi müsbet karşıladığımız takdirde, toptan bir 'ayak bastı parası da verilecekti"


Korku ve endişe
"Bülend benim tereddüt ettiğimi görünce
- Yahu dedi, işte santrfor Rasih gözümüzün önünde. Paris'te sefa edip, keyf sürüyor. Kulübün verdiği beş lira maaşla, evden aldığımız harçlıkla, bu Beyoğlu'nun tadı çıkmaz. Sen gel, cahilliği bırak, şu işe girelim, vallahi ihya olacağız.
-Bülend dedim, bu kolay değil, biz gözümüzü açtık, Galatasaray'ı tanıdık. İliğimizle, kemiğimizle buraya bağlıyız. Düşünüyorum, pek yapamayacakmışım gibi geliyor bu iş bana.

O sırada mektebin önüne gelmiştik. Bülend, gözsüze süzeyanımdan geçen zamanın maruf sahne sanatkârlarından birini göstererek, kulağıma bir şeyler fısıldadı ve pek akıllı olmadığım manasına gelen ifadelerle enseme bir tokat atarak;

- Bana bak, dedi, bu fırsat bir daha ele geçmez. Sersemliği bırak, gel şu işe peki de, sonra çok pişman olursun."

İş Bankası defteri
"- Bu gece düşüneyim, yarın cevap veririm, dedim.

Yürüdük, içeri girdik. O gece sabahlara kadar uyuyamadım. Ertesi gün, kahvaltıya inerken Güneşlilere bildirilmek üzere Bülend'e verdiğim 'Evet' cevabında, zannederim, yukarıda bahsettiğim sahne sanatkârımızın hayalinin rolü pek büyük oldu. Güneş Kulübü ile ilk resmi temasımızı Yusuf Ziya Öniş'e ziyaretimiz teşkil eder. Kendisinin bizleri görmek istediği yolundaki emirlerini masör Danya vasıtasıyla öğrenmiştik. Bir cumartesi akşamı, İş Bankası Yenicemi Şubesi'ne gittik. Yusuf Ziya Bey, mutad nezaket ve sevimliliği ile bizleri karşıladı. İşin esası ile alakalı hiçbir şey konuşmadık. Esasen pek kısa süren bu ziyaret sona erdiği zaman, üçümüz de hayli sukutu hayale uğramış bulunuyorduk. Zira, umduğumuz yüz görümlüğü yerine, elimize birer marokan kaplı İş Bankası defteri verdiler. Masör Danyal'a hayli söylenmiştik.

Bu hadise üzerinden bir hafta kadar bir zaman geçmişti ki, yeni bir davet daha aldık. Pek yakın olan Şeker Bayramı'nın ilk günü, Yusuf Ziya Öniş'i evinde ziyaret edecektik. Bu sefer, Güneş Kulübü'ne geçeceğimize dair, yazılı ve imzalı ifadelerimizde isteniyordu. Danyal'ın dediğine göre, bunu verecek ve mukabilinde, bayram çocuktan gibi sevindirilecektik."

Güneş'e gitme karârı
"O gün, hiç unutmam; mutat toplanma yerimiz olan Yeşil Muhallebici'de, üç kafadar ve Danyal gene bir araya geldik. İstenilen kâğıdı yazdık, müşteren imzaladık ve Yusuf Ziya Bey'in ikamet etmekte olduğu, Ayazpaşa'daki Üçler Apartımanı'na gittik. Hafifçe çaldığımız kapıyı, beyaz önlüklü bir kız açarak buyur etti.

Pardösüleri çıkarıp salona adımımızı atmamızla beraber geri çekilmemiz bir oldu. Boğaz'a nazır cephesi boydan boya cam kaplı bu muazzam salonda kimler yoktu yarabbim? Galatasaray Kulübü 'nün o zamanki ileri gelenlerinden tutun da devrin gazetecileri, diğer kulüplerin idarecilerine kadar herkes orada idi. Manidar, müstehzi bir sürü nazar arasında herkesin elini sıktık ve bir köşeye çekilerek suçlulara has o huzursuzlukla somurtup oturduk.

Kalabalık çok geçmeden dağıldı. Salonda yalnız bizler, Eşref Şefik ve Yusuf Ziya Bey kalmıştık.

Neler konuşuldu, hangi mevzulardan bahsedildi, hiç hatırlamıyorum. Fakat, bildiğim bir şey varsa, o da Güneş 'e geçmemizle ilgili tek kelime görüşülmediğidir.
Nihayet gitmek lazım geldiğine hükmettik. Tam çıkacağımız zaman, o ana kadarsözünü bile etmek cesaretini gösteremediğimiz esas konuya temasla, cebimden imzalı kâğıdı çıkardım ve Yusuf Ziya Bey'e uzatarak;
- Beyefendi, dedim, İmzaladığımız taahhütnameyi takdim...

Yusuf Ziya Bey, cümlemi tamamlamama İzin bile vermeden;

- Ha evet, onu sonra konuşuruz, diyerek, ellerimizi sıktı ve kendimizi kapının dışında bulduk.
Kan hepimizin beynine çıkmıştı. Bir taksiye atlayıp Yeşil Muhallebiciye geldik. Az önce yazdığımız kâğıdı param parça edip, attık. Danyal'a da, Güneşlilerin maksadının bizi bütün İstanbul'a ilan ederek Galatasaray Kulübü içinde yeni karışıklıklar çıkarmak olduğunu, hadiselerin başka türlü anlatılamayacağını, bütün hırsımızı akıta akıta söyledik.

Bu hiddetle ben çıkıp evime gittim. Haşim ve Bülend de akşam verilecek Güneş Kulübü balosuna elbise bulmak için ayrıldılar.
Aynı gecenin yansından çok sonra idi. Defi gam etmek üzere uğradığım Tepebaşı'ndaki Garden Bar'da vakit geçirirken kafamı saran dumanlar arasında, hayal meyal, Haşim'i görür gibi oldum. Eliyle işaret ederek beni çağırıyordu. Yerimden kalkarak yanına gittim. Koluma girerek tenha bir köşeye sürükledi ve cebinden bir tomar para çıkararak;

- Al, dedi, bu senin payın!

Kısaca anlattığına göre, akşamüstü aynldıktan sonra, hadiseler şöyle gelişmiş. Toplu halde Eşref Şefik'e gitmişler. Onun himmetiyle sırtlarına birer elbise tedarik ettikten sonra, Yusuf Ziya Bey'e vaki ziyaretin maksadını anlatarak neticenin umduğumuz gibi çıkmamasından çok kırıldığımızı söylemişler. Eşref Şefik derhal telefona sanlmış. Kimlerle konuşmuşsa konuşmuş ve işin bu safhasını halledivermiş.

Taahhütnameyi yeniden hazırlamışlar. Benim yerime Bülend imzalamış. Haşim bana o gece ne verdi, elan malumum bulunmuyor. Fakat, sabahı, en hovarda ölçülerle Garden Bar'da ettiğim halde, ertesi gün, gene pek fukara bir genç sayılmazdım.

Verilmiş olan Güneş Kulübü'ne geçme karannın kuvveden fiile çıkmasına pek az bir zaman kalmıştı. Her gün yeni bir mahiyet alarak kızışan dedikodularla hepimiz bunalıyorduk. Bu arada hasmane birtakım tezahürat da oluyordu. Mesela bir gün sınıfa girdiğim zaman, ismimin başına koca bir ayva resmedilerek kara tahtaya yazıldığını gördüm. Başka bir sefer, adlanmızı olmadık sıfatlarla olmadık yerlerde okuduk."

Sırrımızı anlattım
"Galatasaray-Güneş maçının oynanacağı pazardan önceki cuma gecesi, yatakhaneye çıkıp yattıktan sonra düşünürken anladım ki, ne mektepten, ne de kulüpten ayrılmak benim için mümkün değildi. Bu düşünce bana, aylardır içimi kemiren üzüntüleri unutturan bir karar ilham etti. Bu ani kararla, yataktan kalktım, giyindim, doğru odasında çalışmakta olan Muslih Hoca'ya giderek öğrenmek için didindiği esran, bütün teferruatı ile hikâye ettim. Haber ertesi gün bomba gibi patladı. Yüzüme bakan gözlerin kimisinde "Allah razı olsun", kimisinde "Allah cezanı versin" gibi çeşitli ifadeler okunduğu için, sırrı açıklamış olmakla iyi mi yaptım, kötü mü ettim, ben de kestiremiyordum. Bülend ile Haşim ise bir numaralı düşmanlanm olmuşlardı. (Halen en aziz dostlarımdırlar)

Pazar, Galatasaray ile Güneş, 4. karşılaşmalarını yapacaklardı, önceki üç müsabakadan, ilki 6-2 lehimize bitmiş, diğer ikisi 1-1 ve 2-2 beraberlikle neticelenmişti. Bu hercümerç içinde pazar geldi çattı. Soyunma odasında mutat neçe yerine, elektrikli bir sessizlik vardı.

Tek kelme konuşmadan önümüze baka baka futbol kıyafetine büründük. Bu şartlar altında çıkılan bir müsabakanın hezimet olacağı zaten belli idi. Feci mağlubiyetten kendimizi kurtaramadık. 7-0 mağlup olduk.

Benim, Güneş'le ilişiğim kesildi. Bülend ile Haşim ise kararlarında bir müddet daha ısrardan sonra, gene Galatasaray'da kaldılar."


Resim

_________________
Avanti Senza Paura!


Başa Dön
  Profil  
Alıntı ile cevapla   Bookmark and Share
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Kayıtlı kullanıcılar: AsoTribün, augustus, bAŞKent50, Bing [Bot], Google [Bot], Google Adsense [Bot], Gurbetci, Haggard1963, jönmalatyalı, mLhbs, samsunum, ultrasfanzin


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Geçiş yap:  


2001 Tribun Dergi Network

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye