#
#

Bambino

@Bambino

http//onelovedenizlispor.blogspot.com.tr/

Bambino, foruma yazdı.
Amerika´nın efsanevi kayıt stüdyosu Sound City´nin tarihi. Nirvana ve Foo Fighters´tan tanıdığımız Dave Grohl, "hayatımın en önemli işi" dediği Sound City ile zamanında çok şey borçlu olduğu bu stüdyoya vefa borcunu ödüyor. 70´ler, 80´ler ve 90´larda Fleetwood Mac, Neil Young, Stevie Nicks, Tom Petty, Metallica, Nirvana gibi isimlerin albümlerine ev sahipliği yapmış olan Sound City de diğer stüdyolar gibi teknolojinin insan faktörünü dışlamasıyla kapanmış.
 
https://unutulmazfilmler.pw/sound-city.html
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Bambino, foruma yazdı.
Yeni tip Koronavirüs (Covid-19) nedeniyle Süper Lig maçlarının durdurulmasının ardından ödemelerini de yapmayan yayıncı kuruluş beIN Sports'un, Türkiye'den çekilmeyi düşündüğü belirtildi.
 
Habertürk yazarı Serdar Ali Çelikler, lig maçlarını yayınlayan kuruluş olan beIN Sports'un Türkiye'den çekilmeyi ciddi ciddi düşünmeye başladığını yazdı.
 
Fransa'da da yayıncı kanal Canal+'ın sözleşmesini fesh ettiğini ifade eden Serdar Ali Çelikler, yayıncı kuruluşun tazminat yükümlüğünü de göze alarak, sözleşmesi 2021-22 sezon sonunda bitmesine karşın o süreyi beklemeden çekilmeyi gündemine aldığını ifade etti.
 
Bunun bir nedeninin de, kaçak yayın denilen IPTV yayınları ile maç izlenme oranının yüzde 65'lere çıkması ve decoder satışlarının artmaması olduğunu ifade eden Çelikler, "Bu karar alınırsa, zaten yaşadığı olağanüstü zor günler, Covid-19 dolayısıyla daha da katlanan Türk futbolu, kısa sürede yeni bir yayıncı bulmak zorunda kalabilir. Tabi ki görünürdeki 410 milyon dolardan da daha az bir bedele" dedi.
 
https://t24.com.tr/haber/be-in-sports-t ... -mu,876589
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Bambino, foruma yazdı.
Türk fanzin,dergi,metal,sub kult alanında değerli bir abimizi kaybettik evet , erken ayrıldı aramızdan ne yazıkki. Başımız sağolsun. Mekanın cennet olsun Çağlan abi..
 
Çağlan Tekil'den samimi bir analiz ;
25 sene boyunca yeni bir şarkı ya da albüm yayınlamamış bir grubun 25 yıl sonra 1500 kişiye konser vermesi basit bir şey değil. hemen geçiştirilecek bir şey hiç değil. o günlerde (80ler sonu 90lar başı) her yerli grubu birine benzetirdik; pentagram slayer, metalium kreator, metafor metallica, kronik ise venom'du bizim için. zamanla hepsi kendi soundunu oturttu ve devler ligine adını yazdırdı.
o dönem dr.skull'ı bir kefeye koyamadık. hazy hill'i de öyle. hazy hill kendi tarzını "slayer meets maiden" şeklinde tanımlardı. dr.skull ise sadece metalden değil, punk'tan da beslendiğini söylüyordu. punk adına bildiğimiz tek örnek sex pistols'ın "never mind..." albümüydü. benim için öyleydi en azından. penta cenk'in beyazıt meydanında yere açtığı tezgahtan almıştım kasetini. hiç ilgilenmemişti bizimle, baya cool'du. ilk dinleyişte anlamamıştım albümü. sen git possessed dinle ama sex pistols'ı sert bul. bir kaos hakimdi şarkılara. dr.skull punktan beslendiğini söylediğinde doğal olarak wory zover'da sex pistols tınıları aradım. bulamadım tabii ki. beni çeken maidenvari çift gitar partisyonlarıydı. daha sonra thin lizzy dinleyince asıl ilham kaynağı olarak o isim daha akla yatkın geldi bana. dr.skull birebir kimseye benzemiyordu gerçekten. bir bölümü maiden'a benzettik tamam ama kalanı neyin benzeriydi peki? 3 albümlerinin soundları farklı olsa da yine de temel skull elementleri her şarkıda kendini gösteriyordu. gate of brandenburg'u, metal on metal'i ve hershey yolunda'yı yazan aynı gruptu.
o zamanlar teenage kafamızla anlamadık ama yıllar geçtikçe müziklerindeki zenginliğin çift gitar partisyonlarından ibaret olmadığını açıkça gördük. 4 kişilik grubun 3'ü vokalistti mesela. tıpkı beatles ve eagles gibi. henüz dünyada örneği tek tük iken bir şarkının ortasına rap ya da reggae bölüm koyacak kadar cesurdular. onlardan 5-10 yıl sonra amerika'da feat.akımı başladı, neredeyse her şarkıya rap bölüm eklendi, hala da eklenmekte. acidçi metalci kavgasının alevlendiği dönemde "metal on metal" şarkısı içimizdeki tüm kini kustu metali ve dinleyenlerini aşağılayanlara karşı. derinden gelen i've got the power çığlığını shut the fuck up diyerek kesen, rap vokalli olmasına rağmen adeta bir metalci manifestosunu anlatan bölüm marşımız oldu. grup gerçekten her metalciyi cezbedecek minik bölümleri şarkılara yerleştirmeyi seviyordu. bu sebeple wory zover sonrası istanbul'da verdikleri yegane konsere koşarak gittim. kadıköy halk eğitim merkezinde akbaba ile konser. önce dr.skull çıktı. neredeyse bütün albümü çaldı. 2 yıl önce moda sinemasında kırılan koltuklar herkesin aklındaydı o sebeple kimse yerinden kalkmadan izlemişti konseri. parça çalıyor, sessizce dinleniyor, bitince alkışlanıyor. tiyatro izler gibi izledik konseri. ve son şarkıya gelindi. alper "arkadaşlar ankara'dan geldik. bu son şarkımız. bari bu şarkıda ayağa kalkın" dedi. şarkı neydi hatırlamıyorum ama herkes ayaklandı ve o ana kadar hayatımda gördüğüm en büyük coşku yaşandı. koltukların üstünde herkes şarkıya eşlik ediyordu. dr.skull da şoktaydı. alper bu anonsu ilk şarkıda yapsaydı 30 yıldır efsane olarak anlatılan moda konseri değil halk eğitim konseri olacaktı belki de. dr.skull buruk indi sahneden. seyirci de bırakmak istemiyordu aslında ama sırada akbaba vardı. geçen hafta ankara'da mor ve ötesi basçısı burak güven ile konuştum. o da konserdeymiş. o anlatsın: "aslında akbaba için gitmiştim. ama dr.skull aklımı aldı, çok çok iyi çaldılar, headliner görünen akbaba'yı ezip geçtiler."
 
sözün özü dr.skull kayıtlı döneminden sayarsak 30 yıl sonra bile dinlenebilecek şarkılar yaptı. günümüz grupları yabancı şirketlerle anlaşıyor olabilir, yurt dışında konserler veriyor da olabilir. dr.skull'dan daha fazla konser verdikleri de belli, kayıtlı daha çok albümleri var belki. ama çoğu başka birine benziyor, kendi özgün soundları yok. dolayısıyla 30 yılı geçtim belki 10 yıl sonra dinlenmeyecekler bile. dinlenseler de bu saygınlığa ulaşamayacaklar. dr.skull'ın aç yılları bizim şansımız oldu. eğer imkanları kısıtlı olmasaydı belki de her şey mekanikleşecek, bu kadar tutku dolu çalıp söyleyemeyeceklerdi.
türk gruplarının bu gerçekle yüzleşmesi lazım. dr.skull tutkusu ve konseri onlara yol göstermeli. o konserde olmayanlar çok şey kaçırdı, bir grubum olsa dr.skull sevmesem bile o konserde olurdum, ders almak için. neyi nasıl yaptıklarına bakardım ve insanların onlara bakışlarına.
ortam fazla kalabalıktı, hava çok sıcaktı. grup ilk 3 parçada soundunu oturtamadı. peki 1500 kişiden kaçı bunları yazdı? belki bir elin parmağı kadar kişi.
tüm gruplara bu kadar toleranslı, bu kadar anlayışlı, bu kadar tutku dolu seyirciler dilerim. bardağın hep dolu tarafını gördüler. dr.skull'ı yeniden sahnede görmek her şeyin üstündeydi.
bu konseri yapmak benim zirvem oldu. keşke hiç aksaklık yaşanmasaydı:( hiçbiri grup kaynaklı değildi, ne kadar profesyonel ve titiz olursanız olun, başkaları işin içindeyse ve işini sizin kadar ciddiye almıyorsa sizin yapacağınız bir şey kalmıyor. dr.skull da dr.skull seyircisi gibi bardağın dolu tarafını gördü, bunu mesele etmedi.
son olarak; ben organizatör değilim. sadece hayatım boyunca sevdiğim, tutkunu olduğum gruplara konser yapıyorum. bu gruplar da hep 80 ve 90'lardan kalma. zamanında yetersiz ses düzenleriyle, kötü mekanlarda, az insana, beş para almadan çaldılar. bu konserlerin hemen hepsinde seyirci olarak vardım. bugün olumsuz şartların hepsini düzgün şekle çevirip onları kendi açımdan onurlandırmaya çalışıyorum.
tek istisna var; razor. yola birlikte çıktık ve omuz omuza yürüdük. istisna olarak kalacak. bunu yazdım, çünkü hep oldschool gruplarla yürüyeceğim, lütfen artık konser talebinde bulunmayın. işini layığıyla yapan ve işleri bu olan hammer, mezar, freebird ve vera var zaten, başkasına gerek yok. m/
 
son olarak; wory zover sonrası 1-2 yıl içinde daha çok müzik dinledikçe ufkum genişledi. ve dr.skull'ın punk damarını buldum. aşağıda paylaştığım şarkının ilk rifine dikkat. sonradan gelen rifflere de tabii. baştepe'nin keskin telaffuzlu vokaline de dikkat kesilin. şarkının ortasındaki reggae bölümünde vokalin ve ritmin nasıl değiştiğine de bakın.
hemen her parçalarında kendini gösteren bu özgünlük, bu tavır onları unutulmaz ve ölümsüz yapan başlıca etkendi...
 
sonuna kadar sabredip, okuduğunuz için teşekkürler.
 
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Bambino, foruma yazdı.

"Oklahoma" dedi ki;

Olcay Şahan'ı milli takıma alan zihniyetin ta amına koyayım. 3. lig topçusu milli takımda oynuyor şaka gibi ulan.

Bırak 3.ligi amatörde bile zor oynar.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Bambino, foruma yazdı.
Bana göre kendi şehrim.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Bambino, foruma yazdı.
Elinize sağlık güzel olmuş beğendim.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Bambino, foruma yazdı.

"maratonb1" dedi ki;

The lost room 2006 yapımı bu konudan 2 sezon dizi çıkacakken 3 bölüm yapmış herifler.

The lost room'u ilk çıktığında seyretmiştim. Favorimdir , her zaman listemin başındadır. Tek sinir bozucu yanı hemen bitmesi.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Bambino, foruma yazdı.
Ruhi Su ve Tülay German
Yalnız müzik tarihimiz için değil, toplumsal tarihimiz için de dinlenmesi gereken sanatçıların başında gelir Ruhi Su ve Tülay German. Gençlik yıllarımızda özellikle ikisini çalıp söyledikleri yerlerde dinlemeye giderdik.
Gençlik yıllarımızda iki sanatçıyı hayranlıkla dinlerdik. Biri Ruhi Su, diğeri de Tülay German.
Ruhi Su her yerde sanatını icra edebilme özgürlüğünden yoksundu. Bazı kulüplerde söylediği zamanlarda onu dinlemeye giderdik. O yıllarda onun söyledikleri özellikle üniversite öğrencilerinin dillerindeydi. Bir opera sanatçısının türkü söylemesi, yorumlaması, türkülerin yeni bir dinleyici kitlesine ulaşmasını sağladı.
Bir akşam Kalamış’taki bir lokantada, Bâki Hoca (Abdülbâki Gölpınarlı) ve hocam Prof. Dr. İsmet Sungurbey’le birlikte yemek yerken onun çalıp söylediği parçalardan birini mırıldanmaya başlamıştık. Bir anda diğer masalarda oturan üniversiteli gençler de bize katılınca adeta bir koro oluşmuştu.
Özellikle çok sevilen ve söylenen bir nefes vardı, Muhyi’nin. Bazı dizeler belleklere kazınmıştı.
İlk dizesi şöyleydi:
“Zahit bizi tan eyleme.”
Ruhi Su ile konuşmalar yaptım, evine de gittim. Konuşmalarındaki ses tonu büyük bir opera sanatçısının huzur veren tınısıydı.
Demir Özlü, Sina Akşin, Önay Sözer ve ben Şişli’de ‘Selçuk’un Yeri’ diye bir kulübe giderdik sık sık. Gitmemizin nedeni orada Tülay German’ın sahneye çıkmasıydı. Erdem Buri ile birlikte çalışıyordu.
Listelerin başında yer alan bir türküsü çok ünlenmişti: ‘Burçak Tarlası’
Yıllardır söylenen, bilinen bu türkü, onun sesinden popüler olmuştu.
Daha sonra Şişli’de Site Sineması’nın üstündeki As Kulüp’te söylemeye başladı. Ara sıra Ruhi Su da orada konserler veriyordu.
Müziğin tarihimizin içinde yoğruluşunun örnekleriydi. Söyledikleri, müziğin dışında da mesajlar içeriyordu.
Ruhi Su’yu kaybettik, ışıklar içinde yatsın.
Tülay German, Paris’te yaşıyor. Sahneye sade siyah bir kıyafetle çıkardı. Zamanın yazarları, müzikçileri, genç kuşak temsilcileri onu dinlemeye gelirlerdi.
Türkiye’de Kalan Müzik’ten çıkan CD’leri bakın hangileri?
*Yunus’tan Nâzım’a
*Burçak Tarlası
*Song of Love
Bir devri, siyasetten müziğe toplumu anlamak için ikisinin de CD’lerini alın dinleyin. Yalnız müzik tarihimiz için değil, toplumsal tarihimiz için de dinlenmesi gereken sanatçılar.
Yazımızın amacını bir kere daha anımsatalım.
İkisini de dinlemenizi salık veririm.
Yazı sahibi : DOĞAN HIZLAN dhizlan@hurriyet.com.tr
Haber Giriş: 17.05.2018
-------------------------------------------------------
Tülay German Belgeselini izlemek için tıklayın
Tülay German: Years of Fire and Cinders / Kor ve Ateş Yılları

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Bambino, foruma yazdı.
İstanbulda oturan ve bizim tribünden bi arkadaşımıza covid 19 testi yapıldı ve pozitif çıktı. Yüksek ateşten başvurmuş hastaneye. 39,5 Derece.
Şuan da karantina uyguluyor kendisine evde.
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın. Giriş yapmak için tıkla.
Önceki Yorumlar
HABERLER